İran beşinci Arap başkentini mi ele geçirdi?

İran beşinci Arap başkentini mi ele geçirdi?

Çarşamba, 5 Haziran, 2019 - 08:45
İran, Katar rejimini, Körfez ülkelerinin önünde kasıtlı olarak zor durumda bırakmayı ve Mekke’de 3 gün süren KİK ve Arap Birliği zirvelerinin sonuç bildirgeleri ile ilgili çekimser bir tutum benimsemesini sağlamayı amaçladı.

Irak’ın İran’ın bölgeye yönelik müdahalelerini kınayan Arap Birliği sonuç bildirgesine karşı çekimser bir tutum benimsemesi, Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından kendisini İran’ın hakimiyetine boyun eğmeye iten koşullar nedeniyle beklenen bir tutumdu. Ama yine de Irak üzerindeki baskılara rağmen başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere, Körfez ülkelerine yönelik saldırıları redderek orta bir yol tutturmayı başardı.

Hiçbir eksene meyletmeden herkese eşit durma politikasını benimseyen Lübnan bile bu politikanın izin verdiği dar alanı elinden geldiğince korumaya çalışıyor. Nitekim Irak ve Lübnan’ın sahip oldukları kota sistemi, hükümet içerisinde farklı tutum ve görüşlere izin veriyor. Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin de Mekke zirvelerinin sona ermesinin ardından belirttiği gibi Irak’ın Arap Birliği’nin İran’ı kınayan sonuç bildirgesine itirazı, kardeşleri Araplar tarafından anlayışla karşılandı.

Arap ve Körfez ülkeleri her ne kadar kabul etmeselerde, Irak ve Lübnan’ın tutumlarını anlayışla karşılıyorlar. Bu 2 ülkenin İran tarafından tamamen ele geçirilip kendisine bağlı eyaletlere dönüşmesini engellemek için bir katılımları olmasına çalışıyorlar.

Ancak İran’ın egemen olduğu Arap başkentleri listesine dahil olmaya aday olan Katar’ın davranışlarını haklı gösterecek hiçbir gerekçe yok. Katar Başbakanı Abdullah Al-Sani, hem Arap hem de Körfez zirvelerine katıldı ama sonuç bildirgeleri hakkında hiçbir yorumda bulunmadı. Ardından İslam Zirvesi’ne de katıldı ve temel meselelerde ortak bir tutum üzerinde anlaşan 50 İslam ülkesi temsilcisi önünde çekildi.

Ülkesine döndüğünde ise Dışişleri Bakanı, ülkesinin İran’ı kınayan KİK ve Arap Birliği zirveleri sonuç bildirgelerine itiraz ettiğini açıkladı. Bununla İran, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine ihlal edilmiş oldukları ve KİK üyesi bir ülkeyi, Katar da olduğu gibi saçma bile olsa herhangi bir siyasi pozisyon benimsemeye zorlayabileceği mesajını gönderdi. Mesaj yerine ulaştı ve böylece Katar’ın kendisinden istendiği zaman konuştuğu ve emredildiği zaman sustuğu onaylanmış oldu.

  Acaba İran artık 5 Arap başkentini mi kontrol ediyor?

Doğrusu, bilinen 4 Arap başkenti Bağdat, Sana, Beyrut ve Şam, çatışmanın eksenleri arasındaki sert savaşlardan ve acı deneyimlerden geçti. İran, bu ülkelere sızmak ve egemenliği altına almak için milyarca dolar ve binlerce milisinin canını harcadı. İran’ın bu ülkelerdeki varlığı hala politikacıları arasındaki bölünme ve saflar arasındaki ayrışmanın sürmesine dayanmaktadır.

70’li yılların sonunda başlayan Lübnan iç savaşından Yemen’de ‘Ensarul Şeria’ milisleri aracılığıyla Husilerin 5 yıl önce meşru hükümete karşı gerçekleştirdikleri darbeye kadar, bizler bu koşulları yaşadık. Ama bu koşullar, Katar örneğinde geçerli değil. Çünkü Katar; istikrarlı, zengin, tek taraflı pozisyonları farklı olsa da sistem ülkeleri arasındaki karşılıklı ilişkiler açısından  dünyanın en iyisi kabul edilen bir Körfez sistemi içerisinde yer alan bir ülkedir.

Buna rağmen, İran’ın Katar’a girişi zor olmamış, bilakis rejiminin daveti, kabulü ve iradesi ile gerçekleşmiştir. Doha’nın gerici, kötü davranışları nedeniyle uluslararası yaptırımlara maruz kalan teokratik bir rejime bağlı olmayı neden seçtiğini ise bilmiyoruz.

Her halükarda bu meselede bizi en çok ilgilendiren şey; bölgeyi bekleyen yakın gelecek ve Washington-Tahran arasında beklenen çatışma nedeniyle daha fazla gerginliğe işaret eden kaynama halidir. Katar ile anlaşmazlık ortak Körfez eylemlerini etkilemedi. Aynı şekilde bunun Körfez ülkelerinin özellikle de Suudi Arabistan ve BAE’nin bölgesel ilişkileri ile ilgili büyük sorunlara da hiçbir etkisi olmadı.

Katar medyasının propagandasının aksine, Katar, boykot nedeniyle değil egemen rejiminin kaderini, İran rejiminin kaderine ve hayatta kalmasına bağladığı için hiçte imrenilecek bir durumda değil. Bu denklem pratik olarak Doha’ya birçok zorluk getirecek.

Tahran, Washington ve Ankara’ya yönelik tutumları, farklı tutumları benimsemesine karşılık, taraflara vereceği sus payından ve uzlaşmalardan ibaret bir hale gelecektir. Katar, İran’ı kınamayı reddediyor, çünkü Devrim Muhafızları, Katar rejimini korumaktadır. Aynı zamanda Washington’ın İran’a askeri bir darbe yöneltmek istemesi halinde de bunun için Katar’daki ABD üssünü kullanacaktır.

Dolayısıyla Katar rejiminin karşı karşıya olduğu en büyük sorun şu sorunun cevabıdır: Bu rejim, çatışmanın eksenleri ile ilişkilerinin sonuçları karşısında ne zamana kadar ayakta kalabilir ve Doha’nın gergin bir ip üzerinde sağladığı dengesini koruması için daha ne kadar para, anlaşma ve uzlaşma sunması gerekir?

Riyad, Abu Dabi ve Kahire. Bu 3 Arap başkenti İran’ın Arap ülkelerini işgal etmeyi amaçlayan sızma girişimlerine karşı direniş cephesini temsil ediyorlar. ABD’nin desteği konusundaki tutumu,  bütün formları ile Sünni ve Şii terörüne karşı bir tutumdur. Ekonomik ve güvenlik boyutları ile bu çatışmanın azgın dalgaları arasında kuşkusuz Katar, kendisini rüzgarlara kapılmış bulacaktır. İran ve Katar’ın, Trump’ın seçimlerde kaybetmesi üzerine oynadıkları bahis ise çok risklidir. Çünkü zaman onların aleyhine işlemektedir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya