Yemen birliği cazibesini mi kaybediyor?

Yemen birliği cazibesini mi kaybediyor?

Salı, 4 Haziran, 2019 - 07:45
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Kuruluşundan 29 yıl sonra Yemen birliği hala varlığını sürdürüyor mu yoksa bazı radikallerin dediği gibi sona mı erdi ya da kuruluşunun deklare edildiği ilk zamanlarla karşılaştırıldığında cazibesini kaybetme yolunda mı? Devam etmesinde ısrar etmek hangi taraf ya da tarafların çıkarınadır? Bu taraflar, neden devam etmesi için çabalıyorlar? Bunu toplumsal bir arzuyu yerine getirmek için mi yoksa asker, kabile şeyhleri ve siyasi seçkinlerden oluşan birkaç grubun çıkarlarını korumak için mi istiyorlar?

1990 yılının Mayıs ayında Yemen birliğini sağlayan son antlaşmanın imzalanması ile Yemen Cumhuriyeti ilan edilmişti. Bu anlaşmayı Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adına Yemen Sosyalist Parti Genel Sekreteri Ali Salim El-Beyd imzalarken, Kuzey Yemen’i temsilen Yemen Arap Cumhuriyeti Başkanı, Silahlı Kuvvetler Baş Komutanı ve Genel Halk Kongresi Partisi Başkanı olarak Albay Ali Abdullah Salih imzalamıştı.

Anlaşmayı imzalayan iki tarafın resmi makamlarının adları siyasi sistemlerinin de farklılığını yansıtıyor. Yani birisi sivil bir rejim iken diğeri kabileci ve askeri bir rejimdi.

Bağımsız, BM ve Arap Birliği üyesi iki devletin birleşmesinden oluşan yeni uluslararası oluşumun adının Yemen Cumhuriyeti olması onun doğasına işaret etmiyordu.

Çünkü Yemen ancak 1990 yılının Mayıs ayında birleşse de Vietnam, Almanya ve Kore gibi bölünmüş ülkelerden sayılmaz. Bu nedenle eski başkanın medyası ve Abdullah bin Hüseyin bin El-Ahmar gibi kabile liderleri, Kuzey Yemen’i kök, Güney Yemen’i ise bu kökden ayrılan ve sonra kendisine dönen bir dal olarak tanımlamaya odaklanmışlardı. Aynı şekilde yaşananları 2 ayrı tarafın birleşmesi olarak tanımlayıp iki ayrı devletin tek bir devlet oluşumu içinde birleşmesi olarak görmüyorlardı.

  • 22 Nisan 1990 tarihinde imzalanan Sana Anlaşması’nda 2 taraf; 22 Mayıs 1990’da Yemen Cumhuriyeti’ni deklare etmek, Kuzey’in Şura Meclisi üyeleri (159 üye) ile Güney’in Yüksek Halk Meclisi üyeleri (111) ve Başkanlık Meclisi’nin kararı ile seçilecek ek 31 üyeden oluşan birleşik bir meclis oluşturmak konusunda anlaşmıştı.

  • Burada dikkat çekici olan nokta; 1992 yılında açıklanan genel seçim yasasının seçim bölgelerini nüfus ölçütüne dayanarak ayırmasıdır. Bunun sonucunda Sana’da imzalanan uluslararası sözleşmede belirtilen eski sayı (126 sandalye) yerine Güney’e 56 sandalye tahsis edildi. Yani coğrafi yüzölçümü 336 bin km2’ye ulaşan (Birleşik Yemen’in 555 bin km2 olan yüzölüçümünün üçte biri) ve birleşik devletin petrol üretiminin yaklaşık %70’ini üreten Güney Yemen, mecliste sadece 56 sandalye ile temsil edilmeye başlandı. Güney’e tahsis edilen sandalye sayısı Sana ili ve başkent müdürlüğüne tahsis edilen ve o dönemde 54’e ulaşan sandalye sayısından sadece 2 sandalye fazlaydı.Sana Anlaşması ayrıca Güney’in temsilcisi olarak Ali Salim El-Beyd’in getirildiği Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkan Yardımcılığı gibi bir makam da icat etmişti. Oysa komitenin daha önce de belirttiğimiz gibi 1981 yılının sonunda tamamladığı birlik anayasasında böyle bir makam zikredilmemişti. Bu da cumhurbaşkanı yardımcısının anayasal yetkililerinin olmamasına yol açtı.


Birliğin başarısızlığı; Abdullah Salih’in 1994 yılında Güney’e saldırması ve bunu takip eden ve derin bir çatlak meydana getiren uygulamalar ile başladı. Daha sonra Güney’e saldırma girşiminin bu kez Husiler tarafından tekrarlanması üzerine Kuzey ve Güney’deki halklar, birlikten önce aralarında var olan normal ilişkilerin aksine ayrılık noktasına geldiler.

1994 yılındaki savaş uzlaşmalı bir şekilde kurulan birliği askeri yöntemlerle sona erdirdi ve anayasayı birlik devletinin yasal temelleri ile devlet unsurlarını ortadan kaldırmak, Güney’in zenginliklerine el koymak için bir darbe aracı olarak kullandı.

1994 savaşından sonra unsurlarının büyük bir çoğunluğunun terhis edilmesi ve emekli edilmesi ile Güney’in ordusu ve güvenlik güçleri tasfiye edildi. Aynı şekilde sivil alanda görev yapan binlerce memur ve çalışan zorla emekli edildi. Yeni bir anayasa hazırlanarak birlik anayasası geçersiz kılındı. Hem Kuzey hem de Güney’i temsil eden Cumhurbaşkanlığı Meclisi iptal edildi ve yerine Cumhurbaşkanı yani Ali Abdullah Salih tarafından temsil edilen otokratik bir organ getirildi.

Kuzey Yemen’in 1970 anayasasının vatandaşlık ve insan haklarını sınırlayan bazı maddeleri yeniden üretildi. Bunların en tehlikelisi de; “Din ve vatan savunması kutsal bir görevdir” ifadesidir ki Arap ülkelerinin anayasalarında böyle bir ifadeye nadiren rastlanır.

Güney Yemen 1994 yılındaki savaşta aldığı askeri yenilginin ardından savaş ganimeti sayıldı. Tamamı savaştan sonra yürürlüğe sokulan farklı yasal mekanizmalar da bu eğilimi destekledi. Örneğin 1995 yılında yürürlüğe giren ve devlet arazileri ve emlakları ile ilgili yasa da bunlardan biridir. Bu yasa cumhurbaşkanına; temel olarak Güney’de devlete ait arazi ve emlakları aile fertleri, askerler, tüccarlar ve mükâfat olarak 1994 savaşına katılan kabilelere dağıtma yetkisi verdi.

 Buna ek olarak; Güney’deki petrol imtiyazlarını Kuzeyli kabilelere ve askeri şahsiyetlere, yakınlarına, Güneyli olmayan kişilerin tekelinde olan ve “Basira-Hilal Raporu”na göre işçilerinin büyük bir çoğunluğunu Güney’in petrol üreten şehirlerinin dışından getirten petrol hizmetleri şirketlerine dağıtmasına imkân verdi.

Devletin idari bölgeleri değiştirildi. Bu değişimlerin stratejik olarak en öne çıkanı ise Babul Mendeb’in Aden ili ile irtibatının kesilmesi ve Taiz iline bağlanmasıdır.

1994 savaşının uluslararası etkilerinden biri de Körfez İşbirliği Konseyi ve Mısır’ın talebi ile Güvenlik Konseyi’nin toplanması ve 924-931 sayılı kararlarını almasıydı. Bu iki karar tarafları; sorunlarını güç kullanarak değil diyalog ile çözme çağrısında bulunurken bu meselenin aktif değerlendirme altında tutulacağını da atıfta bulunmuştu. Bu bağlamda; bu 2 kararın da Güvenlik Konseyi’nin mevcut Yemen krizi ile ilgili daha sonra alacağı bütün kararlar gibi tarafların Yemen’in birliği, egemenliği ve bağımsızlığına bağlı kalmalarını vurgulamadığına işaret etmeliyiz.

 Suudi Arabistan’da düzenlenen Abha Konferansı’nda KİK üyelerinin tamamı (Katar dışında) birliğin zorla dayatılmaması gerektiği ilkesini vurgulama üzerinde anlaştı. Güney sorunu Yemen sahasında çözümsüz olarak varlığını sürdürürken ulusal diyalog kararları ile çözülmeye çalışıldı. Bu kararlara göre, federal bir devletin kurulması aşamasında bir seçim dönemi boyunca Güneyliler, Kuzeyliler ile eşit bir şekilde mecliste temsil edilecek. Daha sonra yaplacak seçimlerde ise iki bölge arasındaki büyük eşitsizliği giderebilecek olan nüfus yoğunluğu ve yüzölçümüne göre temsil oranı kriteri kabul edilecek.

Buradaki ana sorun; bunu kabul etmenin uluslararası bir anlaşma ile kurulan Yemen birliğinin yasal doğasının değiştirilmesi, uluslararası hukuk kapsamından federal devleti kuracak olan yasalar aracılığıyla ulusal hukuk kapsamına geçmesi ile sonuçlanacak olmasıdır.

Dolayısıyla bu noktada; Çekoslovakya’nın Slovakya ve Çek Cumhuriyeti olarak ikiye ayrılmasını ve AB şemsiyesi altında tekrar bir araya gelmesi modeli örnek alınabilir. Yani Güney ve Kuzey Yemen ayrıldıktan sonra bir kez daha KİK çatısı altında bir araya gelebilirler.

Temel sorun; özellikle Kuzey’deki kabile şeyhlerinin ve askeri liderlerin elde ettikleri geniş çıkarlardan, birliği ve onu savunmayı istedikleri için değil de çıkarlarını korumak adına elde ettikleri kazanımlardan vazgeçmeyi kabul etmemeleri ihtimalidir. Peki, bölge ülkeleri ve uluslararası toplum, bölgenin tamamının istikrarı ve güvenliği pahasına bu çıkarları korumayı sürdürecek mi yoksa sürdürmeyecek mi? Bu açık ve hâlihazırda bir cevabı olmayan bir sorudur.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya