Ramazan Bayramını sahih yaşamak

Ramazan Bayramını sahih yaşamak

Salı, 4 Haziran, 2019 - 07:00
Ramazan ayının sonu, zorlu bir oruç tecrübesini yerine getirmenin sevincini ve coşkusunu yaşamanın meyvesi olarak Bayram olarak idrak edilmektedir. Ramazan Bayramı, Ramazan’ı, orucu, kulluğu ve ahlakı geride bırakmanın adı değil, bunları yılın geri kalanında hayat tarzı haline getirme konusunda kazanılan bedensel, sosyal ve ruhsal durumu devam ettirme konusunda duyulan kararlılığı diğer insanlarla birlikte kutlamanın adıdır.

Ramazan Bayramı, günümüzde şeker, tatlı ve tatille özdeşleştirilen bir ritüele dönüştürülmektedir. Ramazan Bayramı, yeni bir gastronomic yarışa başlamanın adı olmadığı gibi, atalet ve sefahat içinde günleri geçirmek içinde bir fırsatta değildir.

Ramazan Bayramı, bedensel ve ruhsal olarak nefsimizi ahlaki hale getirme mücadelesini sürdürmekte yeni bir safhaya geçişin adı olduğu gibi, diğer insanlarla beraber aktif bir şekilde hayırda cehd etmek ve kötülükten sakınmak için yeniden enerjik hale gelmek demektir.

Ramazan Bayramı, insanlardan uzaklaşarak otel köşelerinde uzlete çekilmek değil, köyde, kasabada, sokakta, yolda, kısacası her yerde insanlarla aktif bir şekilde hayatı paylaşmaktır. Kendi mağaralarımıza çekilerek, kendi gölgelerimizin karanlığında sahih ve sahici bir şekilde Ramazan Bayramını yaşamak mümkün değildir. Allah’ın huzurunda diğer insanlarla beraber insanlığımızı birbirine katarak yeni insani âlemlere katılarak, Bayramı, kendimizi olgunlaştırmanın ve geliştirmenin bir imkanı olarak kullanabiliriz.

Ramazan Bayramı, çok değerli bir imkandır. Yaşama enerjisiyle ve coşkusuyla dolu bir şekilde ahlaklı, adil ve imanlı bir insan olarak bulunduğumuz yerde dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesi ve insanlığımızın daha gelişmesi için katkı sunmamız için eşsiz bir fırsattır. Otel köşelerinde, tatil beldelerinde veya başka yerlerde kendimize bedensel dayatmalarda bulunmak suretiyle, tatmin etmeye çalışmak, bedenimizi yorduğu gibi, ruhsal olarak yeni bir başlangıç yapmak yerine, yeni bir tükenme sürecinin içine girmemizden başka bir işe yaramamaktadır.

Ramazan, oruç, teravih, kadir gecesi, Bayram, Kur’an, namaz kısacası bu aya ait bütün kavramlar ve tecrübeler, insanlığa bu dünyada başıboş olmadığını, bu dünyada insanın fıtri bir amacı oluğunu, insanın fıtri amacına uygun yaşadığı takdirde hayatının anlamlı olacağı konusunda bir farkındalık kazandırmaktadırlar.

İslam, insanlığın sahih anlamda Allah’a ahlaklı kulluk yapması için gönderilmiştir. Allah’a kul olmanın dışında İslam, hiçbir dünyevi amaç için araçsallaştırılamaz. Dinin, siyaset, ticaret, şehvet, milliyet, hakimiyet gibi dünyevi arzu ve istekler için araçsallaştırılması, insanı ahlaksızlaştırdığı gibi, insanı Allah’a yabancılaştırmakta ve uzaklaştırmaktadır. Ramazan Bayramı, dini sadece Allah’a ahlaklı kul olmanın aracı olarak tecrübe etmenin coşkusunu ve sevincini yaşamak demektir.

Dini, Allah’a kulluğun dışında kendi tüketim çılgınlıklarının, güç sapkınlıklarının ve yalan üzerine kurulu manipülasyonlarının aracı haline getirenlerin, varoluşsal bir delirmeden öte azgınlaşacakları unutulmamalıdır. Dinin insanı ahlaklı bir kul olmanın dışında bir amacı olmadığının unutulması, dinin ahlak ve ubudiyet dışında her şey için kolaylıkla kullanılan ve harcanan bir araca indirgenmesi, Müslüman toplumların her düzeyde yaşadığı derin problemlerin kaynağını oluşturmaktadır.

Ramazan Bayramı, insanın, ahlakın, Kur’an’ın, ahlakın, barışın, adaletin, sevginin, hakikatin, inceliğin, dinin, kulluğun, kardeşliğin, hürriyetin, doğanın, kadının, çocuğun, sanatın, felsefenin, düşüncenin, aklın, bilimin, sözün, kitabın, okumanın, çalışmanın kadrini ve kıymetini bilmek demektir.

Ramazan Bayramı, eid’ul fıtr, yani fıtrat Bayramıdır. Fıtrata dair olan her şeyi, yenilemenin ve diriltmenin coşkusunu yaşamaktır. Günümüzün en büyük felaketi, her şeyi ve herkesi değersizleştirmek suretiyle hiçbir şeyin kadrini ve kıymetini bilmemektir. Kadrini ve kıymetini bilmediğimiz her şeyi ve herkesi,  hoyratça tüketmekteyiz ve çıldırmaktayız.

Tüketimperestlikle her şeyin kadrini ve kıymetini sıfırlamamız aslında kendimizi bir hiç yerine koyduğumuz anlamına gelmektedir. Her şeyi değersizleştirerek tükettiğimiz gibi, duygu, düşünce ve davranış dünyamızı düşünce ve bilgiyle değil yalanlarla doldurmaktayız. Kendimize uygun yalanların üretilmesini talep eden çılgınlaşan ve azgınlaşan bir toplum haline geliyoruz. Din adına yalan, menkıbe ve hurafe üreten popular vaizlerin, kitlesel olarak dinlenmesini, yalan üretimine duyduğumuz yoğun arzu ve şehvetin patolojik şekilde tatmin edilmesi olarak değerlendirebiliriz. Her şeyi değersizleştirip yok edenlerin, kaçınılmaz bir şekilde çıldıracağı ve azgınlaşacağı unutulmamalıdır.

Ramazan Bayramı, her şeyin ve herkesin değerini, kadrini ve kıymetini bilerek ve koruyarak birlikte var olma sevincidir. Ramazan Bayramı, birbirimizin değerini, kadrini ve kıymetini bildiğimiz ve koruduğumuz takdirde birbirimizi tüketmek yerine kendimizi ve birbirimizi var edebiliriz.

Ramazan Bayramı, Eid’ül Fıtr, yani Fıtrat Bayramıdır. Fıtrat Bayramı, Allah’ın yarattığı bütün yaratılanları değerli ve kıymetli görmemizdir. İnsanı, canlıları, hayatı, ahlakı ve adaleti değerli kıldıkça, insani ve ilahi olanın kadrini ve kıymetini bildikçe, fıtratımızı sahih ve sahici anlamda yenileyecek, Ramazan Bayramını Fıtır Bayram’ı olarak kutlamamız mümkün olacaktır.

Birbirimizin kadir ve kıymetini bilmek dileğiyle Fıtır Bayramı olan Ramazan Bayramını kutluyorum.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya