Türkiye hariç herkes İran ile savaşa karşı!

Türkiye hariç herkes İran ile savaşa karşı!

Perşembe, 30 Mayıs, 2019 - 10:45
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
ABD ile İran arasındaki son gerginlikten kazançlı çıkan çok azdır. ABD'nin İran'ın petrol ihracatındaki muafiyetleri iptal etmeye başlaması, ABD güçlerinin Ortadoğu'da yeniden konumlandırılması gibi bir gelişmeyi beraberinde getirdi.

Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Suudi ve BAE petrol tankerlerine saldırdı.

Basra Körfezi'nde Norveç’e ait bir tanker saldırıya uğradı. Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak’ın Haşdi Şabi'ye Bağdat kentindeki ABD Büyükelçiliği'ne füze atılması emrini vermesi, gerginliğin zirve yapmasına neden oldu.

Bu arada, İran liderliğinin kıdemli yetkilileri ve “Kudüs Gücü” komutanları ABD Başkanı Donald Trump ile hakaretli bir söz düellosu içerisine girdiler. Alışageldik İran tehdidi, ABD filosunu birkaç dakika içinde batırabilecek gizli bir silaha sahip olmaları şeklindeydi!

Şaşırtıcı bir şekilde, tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye ile bir ilgisi olup olmadığına bakmaksızın, dünyadaki her gelişme hakkında görüşlerini açıklama fırsatını kaçırmayan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm kartlarını göğsüne gizlemiş durumda ve şu ana kadar da kendisinden hiçbir resmi açıklama gelmedi.

Bunun için iyi bir sebep var: Erdoğan, İran ve ABD’yi birbirleriyle çekişirken görmekten son derece hoşlanıyor. İki ülke arasında savaş koparsa, Erdoğan’ın tarafsızlığı tamamen kendi lehine olacak. Öte yandan, Türkiye'nin NATO'ya üyeliği onu savaşa katılmaya zorlayabilir, ancak bu katılım sembolik olacaktır.

Öte yandan, zayıf bir İran, Türkiye’nin bölgede daha özgür bir şekilde çalışmasını sağlayacaktır ve –uç bir senaryo gibi dursa da- savaşın İran’ı yerle bir etmesi durumunda, İran'ı yeniden inşa etme süreci Türkiye ekonomisini kurtarabilir.

Türkiye ekonomisi, para birimini zayıflatacak ve durgunluğu artırabilecek uluslararası darbeler alıyor. Kredi derecelendirme kuruluşu 'Moody’s' borç çevirememe olasılığı ve çözümsüzlük konusunda uyardı.

Aynı zamanda ABD, gelişmekte olan ülkelerin standartlarını karşılamadığı gerekçesiyle, Türkiye ile olan tercihli ticaret anlaşmalarını iptal ettiğini açıkladı.

İşsizlik yüzde 15'e yükseldi ve bu oran gençler arasında daha yüksek, işsiz sayısı ise yaklaşık 5 milyon kişiye ulaştı.

Nisan ayı sonu itibariyle, ülkenin bütçe açığı 54,5 milyar liraya ulaştı. Türkiye'de İran'ın eleştirisi, dış ilişkilerdeki gerginliğin liradaki değer düşüşüne neden olduğunu ilan etmek için her fırsatı değerlendiren işadamları ve sanayiciler tarafından yapılır. Ancak Erdoğan, acı gerçeklerin yolunu engellemesine izin vermiyor, bir yandan Moskova ile Washington arasında gidip gelirken, diğer yandan bağımsız ve tutarsız bir dış politika izlemeye devam ediyor. Rusya'nın hava savunma sistemleri S-400'ü (muhtemelen Temmuz ayında) almayı planlıyor.

Bir taraftan Türkiye ile Rusya'nın ortaklaşa S-500 hava savunma sistemini üreteceğini açıklarken, diğer taraftan ABD’nin F-35 savaş uçaklarını teslim etmesini bekliyor! Gerçekten tehlikeli bir oyun ve tek kaybedeni muhtemelen Erdoğan olacak.

Suriye ile ilgili olarak Rusya ile ilişkileri güçlendirirken, Amerikalılarla sürtüşmeyi sürdürüyor. Tüm büyük oyuncular İran'a odaklanırken, Türkiye Suriye üzerinde çalışmaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay Ankara, Halep il sınırları içindeki Afrin etrafında bir beton duvar inşaatına başladı.

Kürt kuvvetlerinin tekrar eden saldırılarına karşı savunma amaçlı bir hamle olduğunu iddia etti. Ancak birçok kişi, uygulamada asıl amacın, bölgeden kaçan onbinlerce Kürt'ün geri dönüşünü engellemek olduğuna inanıyor. Rusya bu girişimi durduracak hiçbir şey yapmıyor, aksine Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında İdlib'de yapılacak çalışmalar konusunda bir anlaşma var. İldeki ortak askeri devriyeler konusunda anlaşmalar yapmak ve bu anlaşmaları uygulamaya koymakla meşguller.

Ancak, Türkiye'nin ABD ile olan ilişkileri pahasına Ankara-Moskova ilişkilerin iyileşmesi, Erdoğan'ın ABD'yi tamamen terk etmesine yol açmamıştır. Trump ile yapılan son telefon görüşmesinden sonra, Trump’ın Temmuz ayında Türkiye'yi ziyaret etmeyi planladığı açıklandı. Söz konusu krizin sona ermesinden sonra bölgesel ilişkilerin nasıl gelişeceğini görmek ilginç olacak. Son zamanlarda Türkiye bölgedeki büyük güçlerle -hem de giderek artan bir şekilde- çarpışma halinde ve bunun bir sonucu olarak Türkiye bölgede yalnızlaşmış durumda.

Kendisini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'a karşı konumlandırırken Katar ile yakın bağlar kurdu. Son raporlara göre, genel olarak Körfez yatırımcıları ve özellikle Suudiler Türkiye'den çekildi ve bu kesinlikle ülkedeki derin ekonomik krizin iyileştirilmesine yardımcı olmayacak.

İran’dan en çok etkilenen Arap ülkeleri de dâhil olmak üzere tüm ilgili taraflar savaş arzulamadıklarını söylemelerine rağmen, Erdoğan İran’la savaşın başlayacağına inanıyor.

Denklemi ise: İran'la savaş, Türkiye için altın fırsatlara denktir, zira böylesi bir durum kendisi adına genişleme ve ekonomik iyileşme, Körfez için ise gerginlik demektir.

Danışmanı Yasin Aktay, “Körfez'deki kazanların görünürde İran için kaynatıldığını ama gerçekte bu kazanlarda kimin haşlanacağı belli değil” diyen bir makale yayınladı.

Aktay bu arada “kazanın kaynaması” metaforunun eski bir Safevi deyişi olduğu söyleyerek bu kavramı şöyle açıkladı:

“Şah İsmail’in esirlerini veya cezalandırmak istediklerini kaynattığı kazanlarda haşlayarak öldürdüğü rivayet edilir. O yüzden sabahtan kaynatılmaya başlanan kazanlarda kimin haşlanacağı ahali arasında merak konusu olurdu: Kazanlar kimin için kaynıyor?”

Aktay, “bu kazan kimin için ısıtılır, içine kim konulup kaynatılır belli değil? Şeklinde bir soru sormayı da ihmal etmiyor.

Aktay, Türkiye bir dönüm noktasında durmuyormuş gibi, konforlu sarayının balkonundan Ortadoğu'daki gelişmeleri izleyen biri gibi yazıyor. Yurtiçinde ve yurtdışında ülkesinin karşı karşıya kaldığı karmaşık ve çok yönlü zorlukların, rejimi açısından bir tehlike oluşturmadığına inansa bile, ülkeyi ve Erdoğan'ı kasıp kavurmaya devam edecek. Türkiye içinde de kaynar bir suyun olduğunu unutmamalıyız.

Erdoğan bundan sonraki süreçte nasıl ilerleyeceğine karar vermek durumundadır. ABD ve Batı’yı ve güçlü Arap devletlerine meydan okuyan proaktif bir dış politika izlemeye devam edebilir, ya da Başkan Trump'ın Türkiye’ye yapacağı ziyarette kendisine uzatacağı eli tutabilir. Pek tabii ki Trump “Hamas” ve “Müslüman Kardeşler” (İhvan) gibi örgütlerin faaliyetlerinin Türk topraklarında engellenmesini, Batı ve Körfez ülkeleriyle yakınlaşmanın sürdürülmesini talep edecektir. Bu iki seçenekten birini tercih edecek olan Erdoğan’dır.

ABD ve İran 40 yıldır soğuk bir savaş içindeler, ancak bu durumdan en çok faydalanan İran oldu.

 Aktay makalesinde, emekli olmadan önce yıllarca avukatlık yapan ve hukuk fakültesinde yeni mezun olan oğlu için işlerinden feragat eden bir babanın hikâyesini anlatıyor: “Bir gün babasına büyük bir müjdeyle gelip: “babacığım senin 15 yıldır bitiremediğin davayı kazanarak sonuçlandırdım” deyince babası bir ah çekiyor ve diyor ki: “hay kendini akıllı zanneden oğlum, ben o davayı bitiremediğim için mi bitirmedim zannediyorsun, biz o davadan 15 yıl ekmek yedik, sen bir çırpıda bitirip bir ekmek teknemizi yakmışsın, haberin yok!”

İran bu “davayı” savaşa girerek “sonuçlandırmayacak” kadar zeki bir ülkedir. Elçileri dünya ve Körfez etrafında dönüp duruyor, arabuluculuk yapıyor.

Trump ise yaptırımları artırmakla yetiniyor, o da bu “davayı” savaşa girerek “sonuçlandırmayacaktır.” İran rejimine Amerikan hapishanelerinde ölüm cezası bekleyen mahkûm muamelesi yapıyor, mahkûmlar ne zaman infaz edileceğini bilmiyorlar, infaz edilmesi yıllar alabilir ve bir sabah uyandıklarında bir de bakmışlar ki infaz vakitleri gelmiş. Aktay, naklettiği söz konusu ibretlik hikâyeyi kendi başkanına yönelik yazmış da olabilir. Bölgede Türkiye'yi Erdoğan'ın hatalarından ve tehlikelerinden kurtarmak için bir savaş olmayacak.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya