Kâbe'yi basan Cuheyman’ın geri dönüşü

Kâbe'yi basan Cuheyman’ın geri dönüşü

Cuma, 24 Mayıs, 2019 - 14:30
1979 yılındaki Kâbe’ye baskın düzenleyen radikal bir grubun lideri olan Cuheyman el-Uteybi
Londra/Şarku’l Avsat
Suudi Arabistan’da yayınlanan el-Asuf (Değişim Rüzgârları) dizisinin ikinci kısmı, 1979 yılında Cuheyman el-Uteybi liderliğinde radikal bir örgüt tarafından düzenlenen Kâbe baskınını yeniden gündeme getirdi. Söz konusu örgütün üyelerinden biri, pek çok İslam mezhebinin kıyamet alametlerinin belirdiği bir zamanda yeryüzünü adaletle doldurmak üzere ortaya çıkacağına inandığı ‘Beklenen Mehdi’ olarak ilan edilmişti.

30 bölümlük dizide baskın olayına sınırlı bir pay (üç bölüm) ayrılmış olsa da dizi yapımcılarının Ramazan ayından önce bu olayın ele alınacağına dair verdiği söz, bu konu ile her açıdan etkileşime giren halkın iştahını en çok kabartan şeylerden biri oldu. Nitekim sosyal medya ağları, bu çatışmaya katılanların ve şehitlerin madalyaları ve olayı yakından veya uzaktan gören kişilerin tanıklıkları ile doldu. Tablo, el-Asuf dizisinin ilgilenmediği ve hatta uçsuz bucaksız Krallığın dört bir yanında çekemeyeceği fotoğraflar ve hikâyelerle zenginleşti.

Ancak konuyla ilgilenenlerin ilgisini daha da çeken etkileşim, Örgüt Lideri Cuheyman el-Uteybi’nin üç oğluna dair fotoğraf paylaşımı oldu. Oğullardan biri Suudi Ulusal Muhafızları’nda bir tuğgeneral iken ikincisi, doktora diplomasına sahip bir iletişim mühendisi ve üçüncüsü ise seneler önce Riyad Emiri olan mevcut Suudi Kralı Selman b. Abdulaziz’in lütfu ile göreve getirilen Riyad Emirliği Hükümet Konağı’nın tanınmış bir memuru.

Bu paylaşıma yorum yapan pek çok kişi, Cuheyman’ın oğullarının devlet ve halk olarak “Kimse kimsenin günahını yüklenmez” ilkesini benimseyen Suudi toplumunun özelliklerinden birine örneklik teşkil ettiğini söylerken kimileri de olayı çevreleyen detayları okumaya daldı. Bu doğrultuda Lübnanlı Eleştirmen Nedim Kutayş, Cuheyman’ın oğullarının fotoğrafını Suudi siyasi ve toplumsal rejiminin sağlamlığına dair bir gösterge olarak değerlendirirken Suudi Snap kullanıcılarından biri, olayın yalnızca onun çocukları ile sınırlı olmayıp Suudi Arabistan’da meşhur Ulusal Muhafızlar Şairi Halef b. Hızal el-Uteybi gibi akrabalarla da sıkı bir ilişkisinin bulunduğunu, nitekim Cuheyman’ın eşinin Halef b. Hızal’in kız kardeşi olduğu ortaya çıkmasına rağmen Halef’in generallik rütbesine kadar yükselmeye devam ettiğini belirtti.

Projenin sorumlusu Nasır el-Kasabi, bölümlerin yayınlamasının ardından yaptığı bir televizyon konuşmasında projeyi yürütenlerin, Cuheyman karakterinin seçimi ve Kâbe’yi basan zırhlı araç dahil olmak üzere birçok zorluklarla karşılaştığını ifade etti. On yıllar öncesine ait olan ve İngiltere’den başka yerde bulamadıkları bu zırhlı aracı almak için çok çaba sarf ettiklerini dile getiren el-Kasabi, Cuheyman karakteri için de onun kopyası sayılabilecek kadar çok benzeyen bir oyuncu bulduklarını ancak Cuheyman’ın kararlı ve karizmatik karakteri ile örtüşmeyen mütevazı görünümünden ötürü ikna olmayarak büyük beğeni toplayan mevcut oyuncu ile değiştirdiklerini belirtti. Kâbe’yi temsil eden bina ise Dubai’de aylar süren bir uğraşın neticesinde ortaya çıkmış.

“O senin ailenden değil” yaklaşımı

Benzer vakaların ele alınması bağlamında Suudi ve yabancı araştırmacılar, durumu eski ve yeni fotoğraflarla belgelendirdiler. Buna göre Suudi yetkililer, kişilerin geçmişleri ve şimdileri arasında bir ayrım yaparak, “O senin ailenden değildi. Zira o, kötü bir iş işledi” politikasını benimsemeye devam etmiş. Nitekim kanun dışına çıkanların çocuklarına sahip çıkıp gidişatlarını değiştirmeyi tercih ederek kendisine muhalefet edenleri bağışlamış.

Independent Arabia'dan Mustafa el-Ensari'ye konuşan Suudi Araştırmacı Abdülaziz es-Seneyan, bu konuya ilişkin olarak Suudi Devleti Kurucusu Kral Abdülaziz hakkında birçok hikâye derledi. Bu hikâyelerin en ilginci, Kral’ın, hasmının oğlu olan Süleyman b. Aclan’a onu yakın koruması yapacak kadar güven duymasıdır; hem de bu muhafızın babasını Riyad’a döndüğü esnada Masmak Kalesi çatışmasında öldürmesine rağmen. Siyaset Analizcisi Muhammed Âl-i Şeyh’in değerlendirmesine göre aynı yöntem, Suudi krallar tarafından benimsenmeye devam ediyor. Nitekim yakın zamanda bugüne kadar Suudi muhaliflerin en azılılarından biri olan Saad el-Fakih’in kızına siyasi iktidar ve liderleri tarafından hürmet gösterildiği ve kendisine babasının günahı yüklenmeksizin vatandaşlık haklarını kullanma imkânı verildiği ortaya çıktı. Aynı durum, eski el-Kaide Lideri Usame b. Ladin’in ailesi için de geçerli.

Suudi Arabistanlıların Kâbe baskınına yönelik ilgisi bu mesele ile sınırlı kalmadı. Nitekim gerek Cuheyman’ın cemaatinin eylemlerine yansıttığı dini aşırılıkla mücadele bakımından gerekse Kâbe’nin yoğun olarak korunması ve radikal örgütün mescidin masum ziyaretçilerini kalkan edinmesi neticesinde olay yerinde bazısı şehit olan onlarca Suudi kahramanın anılması bakımından bu olay ile Krallığın yaşadığı mevcut hadiseler arasında bir bağlantı kuruldu. ‘Silahlı Kuvvetler Haberleri’ adlı bir Twitter hesabı, Suudi ordusundaki bir tugayın adının olayın ardından o gün öldürülen paraşütçü şehitlerden hareketle Tugay 85 olduğuna, bu ekibin bugün halen Suudi Arabistan'ın güneyinde Husilere karşı zorlu askeri mücadelelerde görevini sürdürdüğüne ve Silahlı Kuvvetlerin bu ekibin varlığını uğurlu saydığına işaret etti. 

Arap okuyucular olayı tartışmaya devam ederken Suudi Twitter kullanıcısı Rana el-Kuveyz, o dönemde Arap ülkelerinde yaşanan benzer durumları ve ülkesinin tutumuna kıyasla söz konusu olayların nasıl ele alındığını hatırlattı. Kullanıcı, şimdi Kral olan oğlu, ailenin itibarını geri kazanana ve Faslıların da adlandırması ile ‘kurşun yılların’ kötülüklerini affedene kadar Fas Kralı 2. Hasan’ın hapsedildiğine ve Ofkir ailesinin topluca cezalandırıldığına dikkat çekti.  

Suudi Araştırmacı Bedr el-Amir de ‘Cuheyman fitnesi’ olarak adlandırdığı şey ile ilgili hatırasını paylaştı. Anlattığına göre babası, Cuheyman’ın örgütüne yakın olan isimlerden biri olarak Suudi Arabistan’ın kuzeydoğusunda bazı örgüt üyelerinin kalesi olan Hail şehrinde yaşıyormuş. Ancak onların, görüş birliğine varıp aralarından birini ‘Beklenen Mehdi’ olarak Müslümanların imamı ilan etmeye niyetlendiklerinden emin olunca onlardan ayrılmış. Araştırmacının merhum babası, bu olayın ardından ülkedeki dini yetkililerle iletişime geçme ihtiyacı hissetmiş. Bununla birlikte kimse, Cuheyman ve örgütünün hırsının, onları işledikleri suça sevk edeceğini aklına getirmemiş.

Oğullar, Cuheyman’dan bambaşka düşünüyor!

Cuheyman’ın oğulları, onun kanından olsalar da babalarının gittiği yolun ters istikametini tercih ederek çevrelerine ve toplumlarına katıldı. Nitekim farklı bir düşünce tarzı benimseyerek babalarının düşüncesini geliştirmeye ve Cuheyman’ın inandığı şeye daha ciddi bir yorum aramaya yöneldiler. El-Amir, düşüncelerini, “Cuheyman’ın örgütünün dayandığı zihniyet, daha tehlikeli ve yok edici yeni bir akım (cihatçı) üretilmesine katkı sağladı. Ünlü el-Kaide düşünürü ve meşhur tekfirci Muhammed el-Makdisi, Cuheyman’ın ekibindendi ve onun etkisi altındaydı. Daha sonra o kadar aşırıya gitti ki devleti tekfir etmeye dair tutumunda hoşgörülü olmaya yanaşmıyordu” şeklinde ifade ediyor.

Suudi dizisinin Kâbe baskını olayını tekrar dolaşıma sokmasından önce üçüncü bin yılın başlangıcında pek çok Suudi şehrinde tanık olunan terör eylemleri, araştırmacıları, on yıllar boyunca dinlerine düşman güçlere karşı Müslüman kardeşlerine destek olan mücahitler olarak yurtdışında savaşan Suudilerin, nasıl olup da patlamalara hedef hale geldiğine dair daha belirgin sebepler araştırmaya sevk etti. 2003 yılındaki Riyad patlamasının Cuheyman’ın daha öfkeli versiyonlarla geri dönmüş olduğunu gözler önüne sermesi, Suudi ve Batılı araştırmacılarda bu adamın etkisinin izini sürme ve onun şiddet yaklaşımını, bazı araştırmacılar tarafından siyasi komplolarına bir kılıf olarak görülen ‘Beklenen Mehdi’ inancından ayrı olarak irdeleme konusunda istek uyandırdı. Zira ölümüyle Mehdi inancının zayıflığı ortaya çıktıktan sonra bile Cuheyman, savaşmaya devam ediyor. Aynı şekilde onun yaptıklarını haklı çıkarmak ve Kral Abdülaziz zamanında Suudi Devleti’ne karşı ayaklanan ‘Allah’a itaat eden kardeşleri’ güzellemek için telkin ettiği ve yaydığı mesajlar da araştırma konusu.

Cuheyman’ın mirasından geriye ne kaldı?

Yalnız canlandırılması bile Suudileri ürküten ‘Cuheyman Geri Dönmesin Diye’… Bu isimle kitap kaleme alan iki Batılı araştırmacıya göre onun ve grubunun hakkında idam hükmünün uygulandığı gün, Cuheyman’ın bir daha geri dönmemek üzere gittiğine inanılıyordu. Ancak sonrasında yaşanan olaylar, Cuheyman ve el-Kaide düşüncesinden etkilenen Suudi radikaller ile diyalog kurmada uzman olan el-Amir’in de söylediği gibi durumun bunun tam tersi olduğunu ortaya koydu.

Cuheyman’ın mirası hakkında konuşan söz konusu iki yazar, “Cuheyman’ın, hatırasını koruduğuna ve bugüne değin bazı İslamcı çevrelerde canlı kaldığına dair pek çok gösterge mevcut. Onun ideolojisi, dönem dönem onun hareketini canlandırmak için gösterilen teşebbüslerin ilham kaynağı oldu. Cuheyman’ın düşünce planında en önemli ardılı, Filistin asıllı Ebu Muhammed el-Makdisi el-Ürdüni’dir. El-Makdisi’nin söylemleri, ciddi anlamda Cuheyman’ın ideolojisinin etkisi altındadır ve ona dair pek çok işaret barındırır. Bununla birlikte el-Makdisi, pek çok meselede Cuheyman’dan daha radikal ve aşırıydı. El-Makdisi’nin aşırıya gittiği konulardan biri de Müslüman yöneticileri tekfir etmede hiç çekinmemesidir” ifadelerini dile getiriyor.

İki araştırmacı, Cuheyman ve cihatçıların yöntem farklılıklarının artık bir önemi kalmadığı, nitekim Cihatçılar ile Rafıziler yani Cuheyman’ın grubu gibi devleti reddedenlerin bir diğerini etkilemeye başladığı sonucuna varıyor.

Kitabın tercümanı Faslı Araştırmacı Hamd el-İsa’nın şu sözüne işaret etmeden olmaz: “Bu acı olaya dair okumalarımın özeti şudur: Cuheyman ve arkadaşları gibi bazı cahiller tarafından Kur’an ve sünnetten doğrudan içtihatta bulunmak bu kadar kolay olmasaydı belki bunlar yaşanmazdı. Ne yazık ki bu, geleneği bir kenara bırakma söyleminin dillendirilmesi ile birlikte yayılan bir olgudur. Nitekim kitapçılar ‘cerh ve tadil eserleri’ ile doldu ve okuma yazma bilmeyen cahiller, Kur’an ve sünnetten delil çıkarma ve doğrudan içtihatta bulunma adına bu kitapları koştura koştura alıyor”.

Söylendiğine göre Suudi ordusunda (Ulusal Muhafızlar) bir asker olan Cuheyman el-Uteybi, bir kamyon şoförü idi. İşi şu veya bu sebepten ötürü bıraktıktan sonra bilimsel faaliyetlere başladı ve nihayetinde farklı uyruklardan oluşan radikal bir örgüt kurdu. Grup üyelerinin birçoğunun gördüğü rüyalara dayanarak örgütü, kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani’nin (Haşimi soyundan) ‘Beklenen Mehdi’ olduğuna inandırdı. Daha sonra Mehdi’ye Kâbe ile Makam-ı İbrahim arasında biat edileceğine dair rivayet edilen hadislerden yola çıkarak Kâbe’ye baskın düzenlemek üzere anlaştılar. Gaybdan aldıkları bilgilere göre kendilerine karşı koymak için gelen ordu, küçük düşürülecek ve onları yenemeyecekti. Bu çatışma, 1979 yılı sonunda Kâbe’nin kurtarılarak örgüt üyelerinin çoğunun çatışma esnasında öldürülmesi ve Cuheyman’ın da aralarında bulunduğu diğerlerinin yargılandıktan sonra idam edilmesi ile sona erdi. Kendilerinin, rekabet güdüsüyle birkaç ay önce yaşanan Humeyni Devrimi’nden etkilendikleri defalarca dile getirildi.

Editörün Seçimi

Multimedya