Düşüncenin ufku: Dinamik ve sonsuzluğa talip…

Düşüncenin ufku: Dinamik ve sonsuzluğa talip…

Cuma, 24 Mayıs, 2019 - 07:00
Bir düşünce, ufkunun genişliği ve erimi ile farkını ortaya koyabilir. Çünkü bir düşünceyi diğer düşünceden ayrıştıran en önemli etmen, onun ufku ve bu ufku üzerinden ulaşacağı menzil kadar taşıdığı genişliği de işaret etmeliyiz. Böylece düşünce, olup bitenin anlamlandırılması ve tanımlanması ile birlikte bir tasarımını bize sunması bakımından da öne çıkar. Dar kalıplara sıkışıp kalan düşünce, doğal olarak kapsayamadığı şeyi baskı altına almaya veya dışlamaya açık bir pozisyonu temel bir duruş olarak sergilemeye itilecektir.

Ufuk, bir düşünce için yeni gelebilecek olana açıklığı ve bu konuda cesur bir adımı atmaya mecali olduğunu da ifade eder. Ufku ne kadar ise bakışının isabeti de o kadarla sınırlı kalır. Bir düşünce, önceliğini, ufkunun genişliğine ve hareket kabiliyetine ait kılmalıdır. Çok doğru ve güçlü düşünceler eğer ufuk konusunda sorunlu iseler, bu, o düşüncelerin doğru ve güçlü olma hallerinin sorunlu olacağını da gösterir. Düşünce alanında sorunlar tükenmez ama karşılaşılan sorunu giderme konusunda hazırlıklı olma hali ise düşüncenin imtiyazını gösterir.

O zaman bir düşüncenin ufku sonsuzluğa ayarlı olmalıdır. Çünkü hayatın devinimi, geçmişten geleceğe uzanan çizgisi ile düşünce ancak sonsuzluğu içerdiği zaman o düşünce sahiplerini istikamete yöneltecek gücü ve iradeyi gösterebilir.

Bu noktada sonsuzluk nedir?

Düşünce bağlamında sonsuzluk; mevcudiyeti stabil bir durum olarak görmemek ve sürekli bir hareketliliğin varlığının kesinliği üzerine bina edilen oluş sürecinin sürekliliğini göz önünde tutan yaklaşım biçiminin tezahürüdür. Tezahürün sonsuzluğu ve oluşun biteviye yenilenmesi olarak tanımlayacağımız durumu ancak sonsuzluk kavramı ile betimleyebiliriz.

Sonsuzluk, yaratılışın sürekliliğini ve anbean değişimini de içermektedir. Böylece bir düşünce elastiki; yani dinamik bir boyutu taşımakla yükümlü hale gelir.

Bir düşüncenin sabit ve değişken unsurları arasındaki dinamik yapı, onu, sonsuzluğu kucaklayan bir boyuta taşıması bakımından elzemdir. Aslında sabit olanın soyut, tümel bir özellik taşıması ve her somuta irca edilen soyut ve tümelin ise yeniden var olması düşünce açısından zorlu bir süreci işaret eder. Bu yüzden sonsuzluğu ilke olarak kabul eden düşünce kendisi için donukluğu ve hareketsizliği tercih edemez ki bu düşüncenin intiharı anlamına gelecektir.

Bir düşüncenin sistematik boyutu onu sınırlar içine taşıması bağlamında önemli, ancak aynı zamanda o düşünceyi bazı oluşlardan mahrum kılmayı veya bazı şeyleri dışarıda bırakmayı da zorunlu kılar. İşte sistematik bakışın esnek bir boyuta taşınamaması durumunda otoriter bir bakışı öne çıkartması düşünce için kaçınılmaz bir sondur.

Düşüncede sonsuzluğun aynı zamanda bir belirsizliği de içermekte oluşu aşikârdır. Bu belirsizliğin zaaf veya güç olarak düşünce için öne çıkmasını sağlamak ise düşüncenin ufkunun durumu ile ilişkili bir tutumu içermektedir. Görelilik, aynı zamanda belirsizliğin yanında sürpriz olarak gelene karşı da bir hazır olma halini içerir ki bu düşünceyi güçlü kılan önemli bir özelliktir. Bir bocalama olmadan yeniyi karşılamak ve ona uygun bir duruş sergilemek düşünceyi anlamlı hale getirecektir.

Meseleyi biraz daha açıklığa kavuşturmak için varlığın, varlığın üzerinde zemin bulduğu yaşamın ve insanın hem varlıkla hem yaşamla ilişkisi bağlamında ortaya çıkan durumun bir oluşu içerdiği görüşü, bize sonsuzluğun neye tekabül edeceğini de zımnen izah eder.

Hayatın neşvünema bulması, aklımızın ve havsalamızın alamayacağı kadar uzun bir tarihe sahip olduğu açık! Yani hayat sürekli bir oluşu sürdürerek berdevam etmektedir. Bu oluş aynı zamanda süreklileşen bir imkânın varlığını zorunlu kılmaktadır.

Hayata müdahil olan iradenin insan iradesine biçtiği rol gereği sürekli bir müdahale süreci, oluşun devinimini de artırmaya devam etmektedir. Işık ve parçacık arasında gel git yaşayan var olma biçimi ise, zaten oluşun temelini izah bakımından bize önemli bir tutamak vermektedir. İnsan da tam olarak bu imkânların ve sürekli devinimin içindeki oluşun en önemli parçası olmakla birlikte, aynı zamanda sebebi olduğu bu oluşun da içinde yer almaktadır. Oluşun devamlılığı doğal olarak her an yeni bir durumun ortaya çıkmasını da garanti altına alır.

İnsanın oluş süreci aynı zamanda onun dünya hayatında var olmasının anlamını da izhar eder. İmtihan sürecinde olan insan, sürekli bir oluş üzerinden hareket ederek meydana gelen durumlara karşı tepkiler oluşturmakla yükümlüdür. Meydana gelen olaylardan sorumlu olmadan o olaylara verdiği tepkilerden ise sorumlu olduğu aşikârdır.

Elbette ki kendi eliyle meydana getirdiği olaylarında sorumluluğunu üstlenecektir. Ancak, oluş süreci aynı zamanda meydana gelen bir şeyin tahribatını giderme ve yenileme imkânı sunması ve kişinin vazgeçişlerini anlamlı hale getirmesi bağlamında da önemli bir ayrımdır. Düşünce tam olarak bu ayrım üzerinden kendisini tanımlayabilmelidir.

Oluş, varlığın, hayatın, insanın varlığının teminatı durumunda ise - ki öyledir! - o zaman düşünce de bu oluş sürecini dikkate alarak oluşu kapsayacak bir zemini düşüncenin zemini kılmalıdır. İşte bu zemini ancak sonsuzluğu içerecek düzeyde bir güçlü çıkışa sahiplik ettiğinde düşünce kalıcılık kazanır.

Bu noktada vahiy alan ilahi dinlerin, şeriatlarının sürekli değişime açık oluşu ama ilkelerinin az ve öz olarak sabit oluşunu da dikkate almalıyız. Demek ki sonsuzluğu düşüncenin ufku olması bağlamında önemli kılan şey, onun bu oluş sürecini anlamlandırmaya süreklilik kazandırması bağlamında önemini ortaya koymaktadır.

Bir oluş hali, düşüncenin de bir hali olarak betimlendiğinde onu sonsuzluk kavramı içinde tanımlamaktan başka seçenek bırakmaz zaten! Ancak, bu oluş halinin daimiliğini derinden düşünmeyi de ihmal etmeden, kişide meydana getireceği durumlar ile düşüncede meydana getireceği durumları özdeş kılmadan, birbirini besleyen temel iki unsur olduğu gerçeğini vurgulamak önemlidir.

Oluşta kesinlik arayışı, otoriterlik, baskın olma ve despotizmi ele aldığımızda ne kadar saçma ve anlamsız olduğu konusunda mutabık oluruz. Aslında her şeyin elimizden kayıp gitme ihtimalinin bize elimizdekinin kıymetini bilmeye yöneltirken ona bağlanmamayı da içereceğini hatırlamalıyız.

Bir örnek ile yola devam edelim;

Bilgeler, hakikati, kişinin avucundaki serçe ile özdeşleştirirler. Açıp bırakırsan kaçar gider, kaçmasını engellemek için sıkarsan ölür. O yüzden elinizi ne tam açacaksınız, ne de tam sıkacaksınız. Ki böylece serçe hep hayatta kalsın, serçenin hareketine göre de elinizi ayarlamaya çalışmalısınız.

İşte hakikat böyle bir durumu ihtiva ediyorsa - ki ediyor, insanlık tecrübesi bunu bize göstermektedir - o zaman sonsuzluğu sadece bir ufuk yani uzaklık olarak değil, sürekli yaratılışın bir sonucu olarak meydana gelen ahvalin bir özelliği olarak da betimlemeliyiz.

Bu durumu izah eden sıfat ise dinamiklik olarak betimlenir. Dinamik olmak, süreli yeni bir hale açık olmadır. Değişimden korkmadan, yeni duruma vaziyet etme becerisi olarak da tanımlanabilir.

Bir düşüncenin dinamik oluşu, onun sürekli tazelenmesi ve kokmasının/fesada uğramasının engellenmesi anlamına gelecektir. Çünkü bir yerde uzun süre kalan herhangi bir şey kokacaktır, koku yaymazsa da asli özelliğini kaybedecektir.

Her halükarda stabil olmak, somut durumlar için sorunlu durumları oluşturur. Stabil olmak hastalıklı olmayı zımnında taşır. Bu yüzden düşünce dinamik olmalı ve süreklileşen yeni durumlara karşı yeni hamleler yapabilme istidadını taşımalıdır.

Bir başka açıdan da istikrarlı ve tekrara dayalı örnek ilkelerin varlığını göz ardı etmeye gerek yoktur. Milyarlarca yıl önceden ölmüş bir yıldızın ışığı bugüne kadar devam ederek bize ulaşıyorsa, bazı temel şeylerin varlığı değişime rağmen korunmayı da içermelidir. Tıpkı, değişimin sürekliliğinin de bir kararlı tutumu içermeye devam etmesi gibidir. Çünkü hayat tekrar ve fark üzerine kuruludur.

Düşünce, bu tekrarın ve farkın farkında olarak kendini kurmaya yönelmelidir. Bu yüzden düşünce sahipleri, tek yönlü değil sonsuz yönlü bir eğilime sahip çıkmalıdır. Bu da her insanın kendini gerçekleştirme şartlarına haiz olarak varlık sahasındaki yerini alması gerektiği inancının tabii gereğidir.

Her insan kendini gerçekleştirme konusunda bu imtiyazını kullanmalıdır. Ki insan olmanın haysiyetine yaraşır bir şekilde yaşayıp sorumluluğunu üstlensin. Düşünce bu sorumluluğu tevdi edecek bir düzenlemeyi de dikkate almalıdır.

Yukarıdan itibaren gündeme taşıdığımız durumların düşünce açısından önemi; şümullü bir bakışı öne çıkartırken, dinamik bir yapıyı kurmaya yönelmesi ve ufuk olarak da sonsuzluğu içerecek bir düzenlemeye yönelerek mevcudiyetin geçmişini, şimdisini ve geleceğini de istikrarlı bir değişimi dikkate alarak betimleyerek önünü açık tutmasıdır.

Oluşun sürekliliği hem devinimi hem sonsuzluğu bağrında taşıması gibi düşüncenin de kendini bu oluşun devinimini ve sonsuzluğunu içerecek şekilde tanzim etmeye yönelmesini zorunlu kılar.

Düşünce, dinamik ve sonsuzluğu içinde barındıracak bir düzlemi inşa ederek hem kapasitesini artıracak hem de dışarıda herhangi bir şeyi bırakmayacak bir esnekliğe sahip olmayı da imtiyazı haline getirecektir. Böylece düşünce, olup bitenler karşısında bir acziyete düşmeden yeni geleni de içine alacak şekilde bir değerler skalası ortaya koyarak yanlışa kapı aralamadan, yanlış yaptığında bu yanlışı telafi edecek bir pozisyonu da sürekli zinde tutacaktır.

Oluşu bir imkân olarak kabul edecek olan insan ve düşünce aynı şekilde sürekli olgunlaşmaya dönük bir bakış ile yeni durumları da yeni bir olgunluğun meyvesi haline getirme becerisi kazanabilir. Bu yüzden düşünce ve insan, eş değer iki kavram olarak kayıtlara geçmelidir. Zaten düşünce insan olmadan var olamaz, insanda düşünce olmadan kendini var kılamaz…

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya