Kıbrıs: Doğu Akdeniz’deki petrol savaşının merkezi

Kıbrıs: Doğu Akdeniz’deki petrol savaşının merkezi

Perşembe, 23 Mayıs, 2019 - 09:00
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki yol kesişimde bulunduğundan dolayı Doğu Akdeniz önem arz etmektedir. Yunanistan, Türkiye, İsrail ve Mısır bu alanda önemli bir rol oynamaktadır. Aynı şekilde Yunanistan ve Kıbrıs üzerinden İran ve Avrupa Birliği (AB) de önemli bir rol üstlenmektedir. Bölgede enerji şirketleri bulunan İtalya ve Fransa da büyük paylara sahiptir. Buna ek olarak yol-kuşak girişimiyle Çin ve ABD gibi büyük güçler de Doğu Akdeniz’de rol oynamaktadır.

Doğu Akdeniz, stratejik öneminden dolayı bölgesel çatışmalara sahne olmaktadır. Bu çerçevede son dönemde keşfedilen hidrokarbon rezervleri, durumları daha da gergin hale getirdi. Son yıllarda kazı ve arama faaliyetleri arttı. Denizde gelecek vaat eden doğal gaz yatakları bulundu. Bu da Exxon Mobil, Total ve Eni gibi büyük şirketlerin dikkatini çekti.

2010 yılında yapılan bir araştırmaya göre bölgede 122 trilyon fit küp (ft3) doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol rezervi bulunuyor. Bazı kaynaklara göre ise bu sayı daha yüksek. Fakat bölgede bu kaynaklara ulaşma ve bu kaynakları kullanma hakkı olanları belirlemek bir sorun teşkil etmektedir. Bu konuda Münhasır Ekonomik Bölge(EEZ) ile ilgili anlaşma yapılması gerekiyor.

İsrail, Kıbrıs ve Mısır bu anlaşmayı başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Ancak sınır çizimiyle ilgili anlaşmazlıklar devam ediyor. Bu durum, bölgede fiilen çatışmalara neden oldu. Son dönemde keşfedilen doğalgaz kapsamında şu 3 çatışma önem arz etmektedir: İlki, Lübnan-İsrail çekişmesidir. Bunun için ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Satterfield, bu anlaşmazlığa çözüm bulmak için Lübnan’ı ziyaret etmeye devam ediyor. İkincisi Suriye savaşıdır. Üçüncüsü ise Kıbrıs meselesidir.

İsrail ve Lübnan, EEZ sınırlarını çizme konusunda bir anlaşmaya varamadı. Bazı önemli doğalgaz rezervleri, iki devletin sahil kıyılarında bulunuyor. Şu ana kadar bu kaynaklara kimin sahip olduğu noktasında bir anlaşma mevcut değil. İsrail, hidrokarbon kaynaklarını kullanma hakkını vurgulamak için kararlı bir tutum benimsedi. Fakat işler bu kadar kolay değil. Şöyle ki Beyrut, İran’ın desteğiyle İsrail’in bu davranışını protesto etti.

Hizbullah, Lübnan’daki doğalgaz geliştirme projelerine müdahale etmesi halinde İsrail’i gemilerine ve tesislerine saldırmakla tehdit etti. Hizbullah, İran’a bağlı bir partidir. Doğu Akdeniz’le ilgili belirli planlara sahip olmasından dolayı İran, bu tutumu destekliyor. Bu durum, İran’ın Suriye’ye yönelik tutumunu da açıklıyor. İran, savaştan önce önemli bir hidrokarbon üreticisi değildi. Ancak İran’ın kullanım dışı rezerv miktarı halen belli değil. Fakat boru hattı kavşağında yer alması sebebiyle Suriye, Doğu Akdeniz’de jeopolitik bir öneme sahiptir. Savaş ve yaptırımlar nedeniyle Şam, petrolünü Avrupa’ya ihraç edemedi. Bundan dolayı Şam, çözümü İran ve Rusya’yla işbirliği yaparak, ihracatını çeşitlendirmede buldu.  

İran, Kuzey Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz ve Avrupa’ya boru hattı inşa etmeyi planlıyor. Bu da İran’ın neden Irak ve Suriye’de bulunduğunu ve Beşşar Esed rejimini güçlü bir şekilde desteklediğini açıklamaktadır.  Diğer yandan Moskova Suriye’yi, Akdeniz’e ulaşmak için önemli bir kanal olarak görmektedir. Enerji bakımından Rusya, Ocak 2018’de Suriye’de petrol ve doğalgaz üretmek için özel bir hak elde etti. Bu da Kremlin’in neden Esed hükümetini desteklediğini anlamaya yardım etmektedir.

Rusya, iç savaşta başarılı olarak, sadece Ortadoğu’daki konumu güçlendirmeyecektir. Aynı zamanda Suriye’nin enerji altyapısını yeniden inşa etmek için büyük masraflara (35-40 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor) katlanması halinde bu durum, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki fosil yakıt rezervlerine ulaşmasına yardım edecektir.

Bölgedeki Rus-İran projeleri, Türkiye’yi aşmaktadır. Doğu ve Batı arasındaki yol kavşağında bulunmasından dolayı bu durum, Türkiye’nin sahip olduğu siyasi nüfuzun değerini azaltmaktadır. Bunun için Ankara’nın Suriye müdahalesi,  bir Kürt devletinin kurulmasını engelleme girişiminden ibaret değildir. Aksine bu müdahale, Türkiye’nin jeo-ekonomik önemini sarsabilecek bu tarz projelerin hayata geçirilmesini engellemeyi de amaçlıyor.

Akdeniz’e ve yakıt rezervlerine ulaşma girişimleri, bizi nihai çatışma bölgesine götürüyor: Kıbrıs.

“Afrodit” ve “Kalypso” sahalarının keşfi, adayı Doğu Akdeniz’de enerji üretiminin merkezi haline getirme ve 1974’ten beri ayrı olan Güney Kıbrıs Rum kesimi ile Kuzey Kıbrıs Türk kesimi arasındaki soruna çözüm bulma umutlarını harekete geçirdi.  Fakat Türkiye, çözümü engelledi ve agresif bir tutum benimsedi. Ankara, çıkarlarını korumak için orduyu kullanmakta tereddüt etmedi. Aynı şekilde Türkiye, Kıbrıs’ın güvenilir ortağı Yunanistan’ın meseleye müdahale etmesini engellemek için Ege Denizi’nde provakatif eylemlerde bulundu.

Türkiye gibi diğer ülkeler de -özellikle Mısır- kendi taleplerini vurguluyor. Kahire’nin, Ankara’nın Müslüman Kardeşler hükümetine yönelik desteğinden duyduğu rahatsızlık bir kenara bırakıldığında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Kıbrıs ve İsrail’le işbirliği yaparak, ülkedeki doğalgaz rezervlerini geliştirmeye yönelik önemli projelerine devam ediyor. Mısır, İsrail’den doğalgaz ithal etmek için 15 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Mısır’ın planları, Türkiye’nin planlarıyla çakışıyor. Bu da sorunlara yol açıyor. Çünkü aynı ölçüde Mısır da Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarını kullanma hakkını savunmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Batılı bir politikacı, konuyla ilgili şunları söylüyor:

“Ankara’nın davranışı, Pekin’in Güney Çin Denizi’ndeki davranışına benziyor. Güney Çin Denizi’nde olduğu gibi bu davranış, bölgedeki diğer oyuncuları uzaklaştırmayı amaçlıyor. Dolayısıyla bu davranış, diğer oyuncuları daha güçlü işbirliği yapmaya ve Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasında yavaş yavaş ortaya çıkan Türkiye karşıtı bir koalisyon kurmaya teşvik ediyor.”

Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail, enerji ve savunma alanında ortaklıklarını pekiştiriyor. Avrupa’ya yeni bir boru hattı inşa etmek için İtalya’yla anlaşma yaptılar. Mısır da “Zohr” sahasını bu yeni boru hattına bağlayarak, anlaşmanın bir parçası olmayı ümit ediyor. İran-Irak-Suriye boru hattı gibi bu tarz projeler, Türkiye’yi aşıyor. Bu da Türkiye’nin neden güçlü bir şekilde itiraz ettiğini açıklıyor. Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki iddialarını vurgulamak için aldığı önlemler, hidrokarbon rezervlerine ulaşmaya yönelik bir araçtır. Aynı zamanda bu önlemler, ekonomik, politik ve stratejik nüfuzunu azaltabilecek boru hatlarını inşa etmeyi durdurmaya yönelik bir girişimdir.

Türkiye’nin öfkesine en yakın yer, bölgede jeopolitik bakımdan doğalgazın merkezinde bulunan Kıbrıs’tır. Fakat Kıbrıs, korumaya alındı. Türkiye, hidrokarbon rezervlerine ulaşmayı garantilemek ve enerji kavşağındaki konumunu kaybetmemek için güçlü bir şekilde faaliyet gösteriyor.

"Sıfır sorun" denklemini ortaya koyan eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "sıkıntıyı ve sorunu sevdiğini” bilmiyordu. Son bir soru: Recep Tayyip Erdoğan’ın Rus-İran dostluğu ne kadar sürecek? Ve ayrıca Rusya ile İran arasındaki dostluk ne zamana kadar devam edecek?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya