Aramızdaki akrabalık bağı fazilettir!

Aramızdaki akrabalık bağı fazilettir!

Salı, 21 Mayıs, 2019 - 12:45
Türki Dahil
Gazeteci yazar
Kitap yazmada, yazdığın şey kalıcıdır, onu silmek kadar zor bir şey yoktur!

Karşılaştığınız bir tabloyu veya bir buluşmayı birden fazla yolla yazabilirsiniz. Yazdıklarınızı, okuduğu şeylere yoğunlaşmasını ve ondan zevk almasını istediğiniz okuyucuya yakınlaştırmak istersiniz. Okuyucunun; “Bu ne biçim yazar, gereksiz yere sözü uzatmış, başkalarının görüşlerini nakledip durmuş, beni ilgilendirmeyen ne kadar konu varsa hepsini doldurmuş” demesini arzu etmezsiniz.

‘Hoşgörü’ kitabına önceden ezberlediğim ve not aldığım pek çok kıssayı sözü uzatıp okuyucuda bıkkınlık oluşturmamak için koymadım. Ama kitabı okuyanlar, aynı yaş ve aynı dinden olmamasına ve aralarında herhangi bir kişisel çıkar olmamasına rağmen hoşgörü, arkadaşlık ve sevgi bakımından model olabilecek iki adamın dostluğuna hayran kaldığımı öğrenmişlerdir.

Bu adamlardan ilki, Kureyş’in en iyi şairi kabul edilir. Ebu Tayyib El-Mütenebbi’nin öldürülmesinden 4 yıl sonra dünyaya gelmiştir. İlk şiirini 10 yaşında yazmıştır. Tâlibîler’in nakibliği, hac emirliği, Dîvân-ı Mezâlim reisliği gibi görevleri devraldığında henüz 21 yaşındaydı.

Şerîf er-Radî son derece gayretli, etrafına da faydalı biriydi. Onu tanıyan, zühdünü hemen fark ederdi. Onun bu mütevazılığı, yazdığı şiirlerle kalpleri fethetmesine mani olmadı. Üçüncü defa doktora pâyesi kazanan ve bundan dolayı kendisine ‘ed-Dekātire’ ünvanı verilen Zekî Mübârek onun Tayyib El-Mütenebbi’den daha iyi bir şair olduğunu söyler.

‘Abḳariyyetü’ş-Şerîf er-Raḍî/Şerîf er-Radî’nin Yüce Şahsiyeti’ isimli eserinde ona dair şu nitelemeyi yapar:

”Arap şiirinde gelmiş geçmiş en büyük şair hakkında bir kitap yazmam istendi, ben de Şerîf er-Radî hakkında yazdım.”

Şerîf er-Radî’nin divanına göz atanlar, onun çağını aşan, içi içine sığmayan biri olduğunu görürler. Savaşın tozu dumanı gözünü ve burnunu kaplamıştır. Yüreği hüzünle doludur. Duyarlı ve fedakâr bir insandır.

Bibliyografyasında kanaatkâr bir yapıda olduğu zikredilir. Hak etmediği bir övgüyü alma endişesi ile hediye ve ödül kabul etmezdi. Kimsenin minneti altında kalmayı sevmezdi. Hükümdarlardan gelen hediyeleri babası kabul etmiş olsa da kendisi geri çevirirdi.

Büveyhî Hükümdarı, kendisine bir ödül vermek istedi ancak kendisine kabul ettiremediler.

Seyyid Rufai, onu ne de güzel anlatmıştır;

”Kureyş’in en iyi şairidir. Çok şiir yazdığı için değil, yeni şeyler ortaya koyduğu için bu nitelemeyi hak etmektedir. Çok şiir yazan muhakkak yeni şeyler ortaya koyduğu anlamına gelmez. Ancak er-Radi, her ikisini de harmanlayabilmiştir. Takva sahibi, iffetli birisiydi. Adaletle hükmederdi. Etkileyici bir kişiliğe sahipti.”

Radî, sanatını menfaat sağlamak için kullanmazdı, ancak ilginçtir insanlara methiye yazmayı çok severdi. Sadece elit tabaka için değil sıradan insanlar için de methiyeler kaleme alırdı. Hatta tıpla uğraşan Bağdat'ın azınlık taifesinden ve Sâbiî dininden biri hakkında da yazmıştır.

Dedesi Sabit bin Kurre’dir. Sabiî dinini Irak’a sokan ailedir. Kendileri kabul ettirdiler, saygın bir yer edindiler, tıpkı İbnü'l-Kıftî gibi edebiyat ve fen ilimlerinde son derece başarılı eserler ortaya koydular.

Sabiî demişken, hemen şairimiz Radi’nin arkadaşı Ebu İshak’a yani ikinci adama geçebiliriz. Radi, yaş farkına ve din farklılığına rağmen Ebu İshak ile samimi bir dostluk kurmuştur.

Kim kime daha fazla iyilikte ve övgüde bulunurdu bilemiyoruz, ancak yaşça daha büyük olan Ebu İshak, bu genç şair hakkında şu övgülerde bulunuyor:

Sevgili Ebu’l-Hasan, bilirsin ki insan sarrafıyımdır

Tahminlerim tutar, kimseyi de hayal kırıklığına uğratmam

Ferasetim diyor ki senin şanın yüce olacak ve en üst makamlara geleceksin

Şimdiden bunu müjdeliyorum, zira gerçekleşeceğini görüyorum

Rabbimden, bu makamlarda uzunca bir süre kalmanı niyaz ediyorum.


Yaşlılık, Ebu İshak ile Radi’yi ayıran bir gerçeklik olunca, henüz 17 yaşında olan bu Kureyşli genç, karakteri gereği teselli dolu şu cümlelerle arkadaşına sesleniyor:

Keşke zamana hükmetme gücüm ve kudretim

Gece ve gündüzü çevirebilme yeteneğim olsaydı

Gençlik urbamı senin omuzlarına atar

Seni benden ayıracak olan yaşlılığı senden çekip alırdım

Bunu, beni güçsüz bırakacak olsa dahi yapardım


Bu türden şiirler ve nesirler pek çoktur. Hepsi de bir nezaketi ve zarafeti içerisinde barındırdığı için yürekleri ferahlatıyor. Temeli Sevgi, meyvesi dürüstlük olan insani ilişkiler, tüm güzellikleri insana hissettirir.

İki adam arasındaki yaş, ya da dini farklılık göz önüne alındığında, bazılarının bu ilişkiyi garipseyebileceğini inkâr etmiyorum. Özellikle de bu şeffaf ilişkinin bir şiir üzerinden günümüze kadar geldiğini düşünecek olursak…

Ebu İshak, Şerîf er-Radî‘nin babasıyla beraber oturur ona arkadaşlık ederdi. Büveyhî devletine olan nefretleri onları bir araya getiriyordu. Ancak nefretin ortak payda olması -bu nefret ne kadar büyük olursa olsun- bu düzeyde bir sevgi oluşturmuyor. İki adam düşünün, birisi genç ve nesli Ehl-i Beyte dayanıyor, diğeri ise yaşlı ve Sabiî… Aralarındaki ilişki ise sadece edebiyat, asaletin ve faziletin takdir edilmesine dayanıyor.

Şerîf er-Radî insanlar arası ilişkideki gerçek kriteri şu şekilde koyuyor;

 Aramızda yaş ve akrabalık gibi iki önemli bağ olmasa da

 Fazilet bizi birbirimize yakın kılıyor

Her ne kadar sen benim aşiretimden ve ailemden olmasan da

Senin sevgin ve samimiyetin onları geride bırakıyor

Akrabalık bağından kaynaklanan bir şeref kazanamamış olsan da

 Sahip olduğun faziletler, bu şerefi kazanmana zaten yetiyor

Akrabalıktan kaynaklanan şeref elbette ki onlarındır

Unutmamak gerekir ki, ahlaksız olan, akrabalık bağı şerefinden faydalanamaz


Ebu İshak, aralarındaki bağı sadece bunlarla sınırlandırmak istemez, Şerif’le aynı ortamda bulunmayı da özlemektedir. Mesafelerin araya girmesinden dolayı onu göremediğinde muhakkak bir eksiklik hissetmektedir.

Kanayan kalbiyle şunları söyler;

Bu ev senden uzaklaşsa da, anılar uzaklaşmıyor

Sen beni terk etsen de

Sana olan iştiyakım beni terk etmiyor


Ebu İshak, iki evladından birisinin acısını görmüştü. Bu ikili arasındaki taziye mesajı, türünün en güzel örneklerindendir. Arkadaşının yüreğine su serpmekten başka bir amacı olmayan bu mesaj, aralarındaki samimi sevginin de göstergesidir.

Yine Ebu İshak, bir defasında dostuna olan özlemini gizlemez ve bu özlemini şu şekilde satırlara döker:

Gerçekten sizi çok özledim ve beni ayakta tutan da bu özlemdir

Ayrılık zamanının uzaması iflahımı kesiyor

Aramızdaki sevgiyi hatırlamam bana teselli veriyor

Aramızdaki uzaklığı hatırlamam beni perişan ediyor

Gördüğün gibi aramızda Dicle var

Geçiş tarafı diğer taraflar gibi kasvet vermiyor bana


Ebu İshak, şiirden ziyade, nesir konusunda mükemmel olsa da şiir yazdığında arkadaşı Şerif'in görüşünü alırdı, aldığı olumlu cevap onu son derece sevindirirdi. O da zaten bu olumlu cevabı vermekte gecikmezdi.

Ebu İshak, şiir konusunda Şerif’e olan hayranlığını şöyle ifade eder;

“Bu muhteşem şiirleri yazan bu parmakların seviyesine ulaşabilsem ve bu mücevherleri onun gibi kâğıda döşeyebilseydim, inanın hiç vakit kaybetmez yapardım, hatta her harfine de bir öpücük kondururdum. Her faziletin bir cevheri, her güzelliğin bir kaynağı vardır.”

Müslüman olması karşılığında Ebu İshak’a vezirlik teklif edilmişti. Fakat adam dinini korudu ve yaşadığı onca zorluğa rağmen makama tamah etmedi. Her ikisi de koşullardaki tüm dalgalanmalara rağmen kardeşlik ve dostluğun en güzel örneklerini sergilemeye devam ettiler.

Şerifin yüce sevgiyi ne şekilde nitelediği arz ederek, duygularını harekete geçirmek isterim;

Kardeşlik ünsiyet ve ülfete denktir

Benlikteki bozulma sütün bozulması gibidir

Kalplerimizi ferahlatan kardeşlikteki mizaçtır

Tüm çabam kardeşlik içindir

Bana ne kadar yakın olursa olsun

Düşmanlığın olduğu yerde her yakın uzaktır

Sevginin olduğu yerde de her uzak yakındır


Ebu İshak, Şerif’ten önce vefat etti. Arkadaşına mersiye yazma konusunda da cimri davranmadı. Yazılan mersiyeler son derece ahenkli, kafiyelidir. Yazılan üç kasidenin her biri diğerinden güzel denilebilir.

Birinde şunu söylüyor;

Ne çok isterdim ki beraber ölelim

Fakat Allah’ın muradı farklı imiş

Dünya senin gibisini dünyaya getirmedi

Anneler de senin gibisini doğurmayacak

Senin bir mezar olarak içimde taşıyamayacak olsam da

Gözyaşlarım senin için sel olup akacaktır


Bu, sevgi ile dostluk arasındaki ilişkiyi anlatan nadir bir parçadır. Hoşgörü olmasa, bu dostluk yeşermez ve buram buram insanlık, duyarlılık ve incelik kokan bu şiirler bizlere kadar ulaşamazdı.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya