İki zirvenin temel meselesi

İki zirvenin temel meselesi

Salı, 21 Mayıs, 2019 - 08:00
Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar 
Bana öyle geliyor ki, iki zirveye (Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Arap Birliği) aynı anda çağrı yapılması, iki taraf adına sahnenin ciddiyetini vurgulamayı hedefliyor, taraflardan biri coğrafi olarak Moritanya'ya kadar ulaşan Arap ulusu, diğeri ise İran'a doğrudan komşu olarak nitelenen Arap Körfezi. Bu defaki hareketlilik, diğer askeri, petrol ve ekonomik tehditlerden daha fazlasını ifade ediyor. Büyük bir Savaş’ın-İran ile Arap ulusu, İran ile Körfez arasında- eşiğinde bulunduğumuz böylesi bir aşamada gri duruşlara yer olmadığını düşünüyorum. Bütün devletler yerlerini belirlemeli ve kimliklerini ilan etmelidir. Ağırlığı olmayan veya ikircikli demeçler sorunu çözmüyor, bilakis daha da şiddetlendiriyor ve tüm dünyaya yönelik bariz tehlikelerini daha da artırıyor.

 Savaş en kötü çözümdür. Kazananı yoktur, ancak bir tarafın kaybı diğerinden daha büyük olur. Analiz yapan tüm kardeşlerimizden ricamız savaş düşkünü kimselerin teorilerini dillendirip durmasınlar. Bütün dünya ateşin kenarında durduğunda saçmalıklara izin verilmez, ahmaklık kabul görmez. Mesele savaş çığırtkanlığı yapmayı alışkanlık haline getirmiş kimselerin zannettiğinden çok daha tehlikeli.

Ortada İran’ın başlattığı, tüm araçların kullanıldığı, her yere yayılmış, bir türlü durdurulamayan, açıktan ilan edilmiş, tüm Arap dünyasını, özellikle de Arap Körfezini tedirgin eden bir mücadele var. İşte bu iki zirve, bu mücadelede Arapların kendi kaderini tayin etme çağrısıdır. İran her yerde, hatta Orta Asya’ya kadar, kabile fanatizmini ve duyarlılığını sürekli körüklemiştir. Yüzyıllardır süren mezhepsel farklılıklar ateşli çatışmalara ve yakıcı çatışmalara dönüşmüştür. Tüm bu sahne, Arapları ötekileştiren ve kendisini sürekli yücelten İslam Cumhuriyeti'nden önce yoktu. Kral Selman bin Abdulaziz’in daha önce benzeri görülmemiş bir biçimde çağrısını yaptığı bu iki zirve, Arapların kendi kararlarını netleştirmeleri içindir. Zira artık İran, Arap-İsrail mücadelesini Arap-İran mücadelesine taşımış bulunmaktadır. Kibir dili Tel Aviv'den Tahran'a taşınmış oldu. Basitçe söylemek gerekirse, Araplar arasından seçimini yaptı, diğer tüm Arapları düşman olarak ilan etti, Doha ve Ankara ile ittifak yaptı. 50 yıldır tanık olduğumuz ve bizzat tecrübe ettiğimiz tarih, Körfez’in yaptığı tek şey, çalınan BAE adalarından Irak’ın Kuveyt’in işgaline, oradan Körfez’deki petrol savaşlarına, suyolları ve rafinerilerine yönelik saldırılara, Bahreyn gibi küçük bir ülkede istikrarı sarsmaya, Yemen'in “ada ”da kardeşlik dilini yok etmesine kadar tüm saldırılara ve komplolara karşı durmaya çalışmaktı. İran, büyük bir savaş istememe konusunda gerçekten samimi ise, küçük savaşlara da tevessül etmemesi gerekir. İki zirvede ele alınacak esas mesele de budur.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya