"Öze Dönüş" neyi ifade ediyor?

"Öze Dönüş" neyi ifade ediyor?

Salı, 21 Mayıs, 2019 - 07:15
Resulullah (sav), Kur'an mesajı ile özelde kavmini genelde ise tüm insanlığı uyarma ve müjdelemeye başlamasıyla birlikte İslam bizzatihi evrensel bir öze dönüş çağrısı olarak ortaya çıkmıştır. İslam çağrısı insanın kişisel açıdan uğradığı bozulmalara karşı psikolojik, sosyolojik sapmalara, tahriflere karşı insanın ve toplumun “kendine gelmesi” için yapılan bir hatırlatma, düşünmeye davet çağrısıdır. Dolayısıyla öze dönme çabası “bizzat Müslüman olmanın her zaman zinde kalmanın bilincidir” diyebiliriz.

İslam'ın insanlığa yönelik öze dönüş çağrısının sağlıklı biçimde muhataplara ulaşabilmesi için de Müslümanların İslam anlayışlarının sürekli biçimde kendi içinde “öze dönme, özde kalma ve dışarıdan gelebilecek sapmalara karşı özü koruma” çabası içinde kalabilmeleri gerekir.

Çünkü her beşeri ya da ilahi din, şeriat, sistem ya da ideoloji gibi son kez Hz. Peygamber'in elçiliğini yaptığı İslam da Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra çeşitli bozulmalara, eksiltme ya da eklemelere maruz bırakılmış, Bid'at ve hurafe dediğimiz iç ve dış unsurlardan kaynaklanan bozulmalar İslam kültürüne girmiştir. Bu bozulma tehdidinin farkında olan Resulullah (sav) Ümmeti'ni bu bozulma, eksiltme ve eklemelere karşı uyarmış, “Bid'at” kavramını açıklamıştır.

Tarihsel süreç içerisinde her zaman bir grup Müslüman, kitlelerin itikad ve amelde uğradığı bozulmalara karşı ihya, ıslah ve tecdid çabası içinde olmuştur. Bu gruptan kastımız belirli bir cemaat ya da mezhepten ziyade farklı İslami oluşumlar ve kültürler içerisinde bulunan ama aynı kaygıyı paylaşan Müslümanları kastediyoruz.

İHYA-ISLAH VE TECDİD

Gelenek, Müslümanlar'ın ortak birikimi, toplumsal hafızasıdır. Modernite de Batı egemenliği altında şekillenen travmatik yeni tecrübemizdir. Sonuç olarak modernist düşünce ve amel tecrübemiz Müslümanlar olarak ortak birikimimizin uzantısıdır. Sonuç olarak hem geleneğimiz içerisinde hem de modern tecrübemiz içinde Kur'an'la uyumlu, olumlu güzellikler var olabildiği gibi Kur'an'a aykırı, fıtratla uyumsuz düşünce ve eylemler bulunmaktadır.

Müslümanlar'ın üzerine düşen sorumluluğu ise üç kavramla ifade edebiliriz:

İhya: Koruma, Sahiplenme: Varolan gerçekliğimizde geleneksel ya da modern her türlü olumluluğu, güzelliği ihya etmek, koruma altına almak;

Islah: Her türlü Kur'ani değerle çelişen ama özünde doğruluğu, iyiyi barındıran düşünce ve olguyu ıslah etmek, onarmak;

Tecdid: Özünde, tasavvur felsefesi itibariyle Kur'ani değerlere aykırı, fesadı yayan her türlü düşünce ve eylemi de tasfiye ederek yerine Kur'an'la uyumlu bir örneklik/yenilenmedir.   

Bu sorumluluk bağlamında tarih boyunca farklı düşünce ve fıkıh ekollerinden ortaya çıkmış ama kaygıları taşıyan pek çok alim, aydın ya fikir hareketi Öz'e dönüşü gündemleştirmiş bu çabanın yansımaları pratikler ortaya koymuşlardır.

Peki Öz'e dönüş derken karşımıza üç önemli soru çıkmaktadır:

1. Öz'den anladığımız şey nedir?

2. Öz'e nasıl, hangi metodla döneceğiz?


3. Döndüğümüz yerden bugüne dair ne yapacağız? 

Bu üç soruyu, yukarıda sıraladığımız üç sorumluluk alanıyla cevaplayabiliriz. Bugün Din sosyolojisinde “öze dönüşçü dinsel akımlar” olarak tanımlanan akımları genel bir adlandırma ile “Selefiye” olarak ta isimlendirebiliriz. Ancak Selefi/Öze dönüşçü söylemlerin birbirlerinden farklılaştığı nokta üç hayati soruya verdikleri cevaplardaki farklılıklarda yatmaktadır.

1. Öz'den anladığımız şey nedir?

Selefiliği ilk kez sistematik biçimde dillendiren İbn-i Teymiyye (rh.a) idi. O'na göre İslam düşüncesi Kur'an ve Sünnet'ten uzaklaşmış, Kelami tartışmalar ve mezhep taklitçiliği düşünceyi donuklaştırmış, tasavvuf ve felsefe akımları İslami kültüre dışarıdan cahiliyye kültürlerini taşımışlardır. O halde yapılması gereken şey İbn-i Teymiyye'nin tespitiyle

* “Kur'an ve Sünnet'e dönmek”

* “Mezhep taklitçiliğinden kurtulmak”

* “Tasavvuf, Kelam ve Felsefe yoluyla ithal olan Kur'an ve Sünnet'e aykırı düşünceleri temizlemek” 


İbn-i Teymiyye bu söylemini Kur'an'a ve sünnet'e dönüşü eksene alırken Klasik hadisçiliği de yer yer aşarak pek çok hadis rivayetini eleştirel bir süzgece tabi tutmuş, ancak Sünnet algısı Ehl-i Hadis'in  Ahmed b. Hanbel kolu çerçevesinde şekillenmiştir. Hanbelilik içerisinden doğan Teymiyye öze dönüşçülüğünün en önemli zaafı taklitçiliğe karşı olduğunu ifade eden çağrısının hadis konusundaki taklitçi yapısıdır. İbn-i Teymiyye tüm bu problemlere rağmen tamamıyla içtihadı reddetmez. Hadisçiliği de eleştirel bir bakış barındırır. Ancak O'nun bıraktığı düşünsel mirası dirilten  Muhammed b. Abdulvehhab'ta çok katı ve donuk bir hal almıştır. Böylelikle taklitçiliğe karşı çıkan bir öze dönüşçülükten taklitçiliğe karşı taklitçiliği öneren bir öze dönüşçülük ortaya çıkartılmıştır. 

Ayrıca Mezhepçiliğe karşı olmak önemli bir bilinç aşamasının Tasavvuf ve Şiilik düşmanlığına dönüşmesi bu söylemin katı bir sünni mezhepçiliğine dönüşmesine yol açmıştır. Ayrıca Kur'an'a ve Sünnet'e dönüş söylemi'nin mezhep taklidine ve ithal kültürlere olan tepkisi genellemeci bir reddiyeye dönüşmüş bu genellemecilik/tepkisellik hem Kur'an'da ve hadiste mecazın olmadığı gibi aşırı bir lafızcılığa, zahiriliğe sürüklemiştir. Bu tepkisel ve lafızcı/zahiri okuma selefiliğin bir ileri versiyonu olan “sadece Kur'ancı”lığın da temel karakteristiği olmuştur.

Sadece Kur'an ve hadisi yaşam düsturu edindiğini söyleyen Abdulvehhab tarzı selefi/öze dönüşçü söylem hem Kur'an'ın hem de hadisin fıkhını üreterek bu bilgilerden bir yenilenme hareketi üretememiş, aksine  Kur'an ve hadisi lafızcı/yüzeysel biçimde her çağa uygulama girişimi halini almıştır. Aynı durum hadisin otoritesini/meşruiyetini de reddeden “Sadece Kur'an” söylemi için de geçerlidir. Akletmenin, içtihadın olumsuzlandığı bu söylem öze dönüp orada kendini hapseden bir zihin yapısını inşa etmiştir. Oysa yapılması gereken şey Öze dönüp oradan günümüze dair bir fıkhı günümüz koşullarına uyumlu biçimde ortaya koyabilmemizdir.

Oysa Öz'den anlaşılması gereken şey Öz'ün özü olan Kur'an'ın belirleyiciliği ve furkanlığı olmalıdır. Kur'an'a yani onun belirleyiciliğine dönen bir zihin sahih sünneti hakkıyla anlayabilecek Kur'an ve sahih sünneti hakkıyla anlayabilen bir zihin mezhep taklitçiliğine ve dışarıdan gelen cahiliyye unsurlarına karşı hakkıyla bir ayıklama yapabilecektir. Öz'den anlaşılması gereken şey öncelikle Kur'an'ın belirleyiciliği, daha sonra önem sırasına göre diğer bilgi kaynakları olmalıdır.

4. Öz'e nasıl, hangi metodla döneceğiz? 

Öze dönüşçü söylemlerde en çok karşılaşılan şey metod sorunudur. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi İslam dünyasındaki öze dönüşçülüğün kilit ismi olan İbn-i Teymiyye ve sonrası gelişen çizgi, İhya-Islah ve Tecdid dairesinde gelişmek yerine özellikle de Muhammed b. Abdulvehhab'ın militan tepkiselliği ile  toptan bir gelenek reddine dönüşmüş, bu toptancılık öz olarak tanımlanan Kur'an ve sünnet ile 1400 yıllık birikim atlanarak yapılmaktadır. Bu atlama mevcut realite ile öze dönüş çabaları arasında bir yabancılaşmaya yol açmaktadır.

Oysa Öze dönüş çabası, mevcut gerçekliği gözardı ederek, o gerçekliği bize ulaştıran geleneksel birikimini yok sayarak yapılmamalıdır. Öz'e dönen Müslüman, İlk kaynaklardaki hayat prensiplerini kendi yaşadığı zaman dilimine uygulamalı, 1400 yıl öncesi zaman dilimini olduğu gibi taklid ederek günümüze taşıma çabası haline gelmemelidir.   

Dinin kaynaklarının amaçları (Makasıd'uş Şeria)'nın üzerinde ciddi çalışmalar yapılmalı bu analizler İslam anlayışımızın evrensel değerler sistemini beslemelidir. Kitab'ı ve hikmeti kavramanın yolu sadece Kitap üzerinde yoğunlaşmak yerine, “Kitab'ın hikmeti” yani amaçları üzerine yoğunlaşılmalıdır. Aksi halde Dinin kaynakları'nın anlaşılması problemi doğar. Öz'e döndüğünü iddia eden söylemlerin çoğu örneğin Kur'an'a ve sünnete dönüş, Kur'an ayetlerinin ve hadislerin lafzi olarak anlayanların anlayışlarının tek hakikat olarak dayatılmasını doğurabilmektedir. Ya da “Sadece Kur'an” söyleminin “Kur'an adına” Kur'an'dan anladığı yüzeysel çıkarımların, öznel yorumların “Kur'an Dini” olarak sunulmasıdır. Bu yorumlar çoğu zaman mutlaklaştırılmakta, farklı yaklaşım sahipleri Kur'an'dan sapmakla itham edilebilmektedir. Paradoks odur ki; “Sadece Kur'an ve Sünnet”çiler de “Sadece Kur'ancılar” da özelliği mutlaklaştırdıklarından tekfircilikten kurtulamamakta, hatta kendi aralarında bile sayısız fırkalara bölünebilmektedirler.

Kur'an'a dönüş için hikmetini de bilmek gerekir. Hikmet Kur'an'ın maksadlarının, esprisinin bilgisi ve eylemi ise, bunun için Kur'an'ın amel-i mütevatir nebevi sünnet uygulaması da muhakkak dikkate alınmalı, Kur'an ve O'nun uygulaması/hikmeti olan Sünnet te evrensel ilkeleri günümüze taşınmalıdır.

Günümüze taşıma işlemi, Tecdid'i yani taklide karşı yenilenmeyi gerekli kılan Öz ile bugün arasındaki kopmaz bağdır. Sabiteler alanı olan farziyetleri dışarıda tutarsak, güne hitap eden ama güncellikte kaybolup gitmeyen bir Din kurtuluşun kapısı olacak... 

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya