Yeniden konuşlanma ve İran’ın tek seçeneği

Yeniden konuşlanma ve İran’ın tek seçeneği

Pazartesi, 20 Mayıs, 2019 - 07:45
Selman Dusari
Suudi Arabistanlı gazeteci, Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
El-Fuceyra Limanı yakınında 4 gemiye düzenlenen sabotajın ve Suudi Arabistan’da 2 petrol pompa istasyonuna yapılan saldırının ardından dünya, Körfez’de savaş kıvılcımının patlak vermesini bekliyordu. Ancak ABD-Körfez ittifakı, dün, Şarku’l Avsat gazetesinin açıkladığı gibi ABD güçlerinin bölgede yeniden konuşlanması ile gerilimin gidişatından son derece farklı bir taktikle herkesi şaşırttı.

Senaryo gerçekten profesyoneldi. Hiç kimse, yeni bir savaşa teşvik etme yerine İran’ı caydırmaya yönelik kararı hayal ve tahmin etmedi. Amaç, savaş fitilini sökmek ve İran’ı provokasyonlara ve düşüncesiz davranışlara devam etmekten men etmektir. Zira bölge, her an patlamaya hazır yanardağın ağzında bulunuyor.

Yeniden konuşlanma kararından sonra İran, beklenen tepkinin kendisi için felaket olduğunu görürken, dikkatsiz bir davranışta ya da provokasyonda bulunmaya cesaret edemeyecektir. Ayrıca ekonomik yaptırımlar sonuca ulaşana kadar, İran rejimine yönelik baskı devam edecektir. Her halükarda ekonomik yaptırımlar, beklenenden daha hızlı bir şekilde etkisini göstermeye başladı.

Körfez ülkelerinde 9 askeri üs bulunuyor:

5 adet ABD üssü (Katar’daki merkezi komuta karargâhı dâhil), 2 adet İngiliz üssü, 1 adet Fransız üssü ve 1 adet Türk üssü. Ayrıca Ortadoğu’daki 12 askeri üste 54 bin ABD askeri mevcut. Yani ABD’nin bölgedeki varlığı yeni değil. Fakat ABD güçlerinin Körfez ülkelerinin onayı ve koordinasyonuyla Körfez limanlarında ve merkezlerinde Körfez askeri güçleriyle birlikte bulunması, yeni bir gelişmedir.

Yani yeni konuşlanma şekli, İran için bir kılıç mesabesinde olacak ve İran’ı sergilediği provokasyondan alıkoyacaktır. Ayrıca yeni konuşlanma şekli, İran’ı kendisinin ve militanlarının hareket ettiği gri bölgeden yararlanarak, Körfez ülkelerine ve ABD’nin bölgedeki çıkarlarına saldırma ya da askeri çatışma girişiminden uzak tutacaktır.

Son gelişmeler nedeniyle bölgedeki güvenlik faktörleri yeniden tanımlandı ve öncelikler yeniden düzenlendi. Yeniden konuşlanmaktan maksat, savaşın başlaması değil, aksine güvenlik ve caydırmadır. Nükleer anlaşma konusunda yeniden müzakere taleplerini kabul etmesi ve komşuları gibi normal bir ülkeye dönüşmesi için bu, İran’a karşı ilk defa uygulanan sert bir baskı türüdür.

1990’ların başında Kuveyt’in Irak işgalinden kurtuluşundan sonra yani Saddam Hüseyin rejiminin kısmen ve 2003 yılında da tamamen devrilmesi nedeniyle Körfez ülkelerinin güvenliğini doğrudan tehditlere karşı garantilemek için ABD-Körfez arasında ilk askeri stratejik ittifak kuruldu. Bu stratejik ittifak, bölgenin istikrarını tehdit eden İran rejimine yönelmeye başladı.

ABD’nin bu tarihten çok daha önce bölgede bulunduğu doğrudur. Ancak İran’ın devam eden saldırgan davranışları nedeniyle bölgenin yaşadığı gerilimden dolayı stratejik ittifak, son 20 yılda daha güçlü ve daha sağlam hale geldi. Öyle ki önceki Başkan Barack Obama döneminde ABD politikasında olduğu gibi İran’ın saldırgan davranışları, kabul edilemez bir seviyeye ulaştı.

Bundan dolayı ABD ve Körfez müttefiklerinin ortak görüşüne göre komşularının sabrettiği gibi hiç kimsenin sabretmediği İran’ın saldırgan tutumuna kırmızı kart göstermek zorunlu hale geldi.

Bugün İran, iki sorunla karşı karşıya bulunuyor. İlki, tarihte görülmemiş ekonomik yaptırımlar nedeniyle İran’da patlamaya yakın iç durumlarda gizlidir. İkincisi ise müttefiklerin (Rusya ve Çin) olumsuz tavırlarından ve Avrupalıların nükleer anlaşmaya yönelik zayıf tutumlarından kaynaklanmaktadır. Bu da İran’ın seçeneklerinin azalmasına yol açtı.

İran’ı önünde savaş, arkasında ise ekonomik felaket bekliyor. ABD güçlerinin yeniden konuşlanması ve İran’ı dikkatsiz askeri bir adım atmaktan alıkoymaya yönelik baskının artmasıyla birlikte Tahran’ın önünde Kuzey Kore’nin yaptığı anlaşma tarzında eski ölü anlaşmanın yerini alacak yeni bir anlaşma konusunda müzakere yapmaya acele etmekten başka bir seçenek görünmüyor. Bu durum biraz uzayabilir. Ancak Tahran’ın 40 yıl boyunca tüm seçenekleri tüketmesinin ardından geriye kalan tek seçenek budur.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya