Egemenliğin çanı... bir arada yaşamanın minaresi: Patrik Sfeir

Egemenliğin çanı... bir arada yaşamanın minaresi: Patrik Sfeir

Cumartesi, 18 Mayıs, 2019 - 09:15
Racih Huri
Lübnanlı yazar
Papa II. Jean Paul 11 Mayıs 1997'de Beyrut'a bakan Bkerki Patrikhanesinden kendisini selamlamak için bekleyen on binlerce gence "Lübnan sadece bir vatan değildir, o bir mesajdır" şeklinde hitap ederken, hemen yanı başında Maruni Patriği Nasrallah Butrus Sfeir duruyordu. Sfeir'in milli duruşunu uzun süredir takip eden Lübnanlılar, bu duruşun onun açıklamalarına ve vaazlarına yansıdığını görürlerdi. Rahiplik döneminin en başından itibaren Sfeir’in Lübnan’ın bir mesaj olduğu inancıyla çalıştığını da bilirlerdi. Bu mesajı daha kıymetli hale getiren Sfeir oldu, zira din farklılıklarına rağmen bir arada yaşamayı, özgürlüğü, egemenliği ve bağımsızlığı yüceltmek için bu mesajı eşsiz bir insani alan haline getirdi. Bunlar gerçekten onun yaşam felsefesi yaptığı eşsiz erdemlerdi.

Geçtiğimiz Pazar sabahı, Butrus Sfeir 99 yaşında vefat etti.  Lübnan’ın, Suriye’nin işgali altında olduğu 19 Nisan 1986’da 76. Maruni patriği olmuştu. Bu da onu Lübnan’ın özgürlüğünü, bağımsızlığını ve bir arada yaşama iradesini büyük bir kararlılıkla savunan bir patrik yapacaktı. Bu kolay olmayacaktı, zira bu değerleri yok etmeye çalışan dış müdahaleler vardı ve bunun hem Müslüman hem de Hıristiyan cenaha olumsuz yansımaları vardı. 

O gün onu tanıyanlar, sakin tabiatlı biri olarak tanımlarlardı ve herkes şunu söylerdi; Bkerki'nin imajını zenginleştirecek modernist, kültürlü, mütevazi, sevgi dolu, bilimi seven bir patriğiniz oldu. Ancak Lübnan’ın sert ve zorlu şartları, yaşanan gerginlikler onu acı çeken bir patrik yaptı. Hakikatin yılmaz savunucusuydu, içeriden veya dışarıdan gelen zulme karşı direnç gösterirdi. Her zaman şöyle demiştir: "İman sadece dua etmek değildir, bilakis Tanrı'nın sözlerinin vatanlara ve insanlara taşınmasıdır."

Suriye rejiminin vesayet uzantıları Lübnan’ın kontrolünü ele geçirmişlerdi. Bu durum onun açıklamalarının ve vaazlarının muhalefet ve ulusal direniş şeklinde tezahür etmesine neden oldu. Hiç durmadan Lübnan’ın bağımsızlığını, özgürlüğünü ve egemenliğini talep etti. Lübnan’ın dinler arası medeniyetin tesis edildiği bir yer olacağını, bir arada yaşamanın kalesi haline geleceğini, bu topraklarda kötülükler cehenneminin güçlenemeyeceğini müjdeleyip durdu.

Nisan 1989’da Bkerki’de rakip Hıristiyan tarafları bir araya getirdikten sonra, Bkerki’deki karargahı General Mişel Avn’a bağlı gençler tarafından saldırıya uğradı. O gün gerçekten çok üzülmüştü, yüreği de yaralıydı. Çünkü Bkerki ve Maruni patriklerine yapılan bu saldırının sembolik bir tarafı vardı. Daha da acı veren tarafı bu saldırın aynı dine inanan insanlardan gelmiş olmasıydı.

Fakat o bunlara takılıp kalmadı, 1989 yılında imzalanan “Taif Anlaşması”nı destekledi. Bu anlaşma ülkenin ulusal belgesi ve anayasası haline geldi. Buna paralel olarak bu belge, Lübnan’ı kontrol etme ve boyun eğdirme planlarına karşı yükselen bir direnç başlatacak köprüleri ve duyguları yeniden inşa etme çabasıydı. Bu bağlamda, İslam-Hıristiyan Diyalogu için Ulusal Komisyon kurma çalışmalarına büyük bir istekle katıldı. Ülkenin özgürlüğünü ve ayakta kalabilmesini istemeyen kesimler ise mezhepçilik yaralarını kaşımakla meşguldüler. Böylece ülke Doğu Beyrut ve Batı Beyrut olarak kalacaktı!

İsrail’in 2000’de Lübnan’dan çekilmesinin ardından, sıcak direniş sayfası açılacaktı. Tam da bu sırada yani eylül ayında işte bu Maruni piskoposun çağrısı geldi, açıkça Lübnan’da Suriye’nin varlığına son verilmesini talep ediyordu. Suriye ordusunun ülkeden çıkarılmasını isteyen buluşma ve toplantılara destek oldu. Farklı mezheplerden siyasi şahsiyet ve partilerin katıldığı “Bristol Buluşması”nın önemine sürekli vurgu yaptı. 21 Ağustos 2001'de Velid Canbolat ile tarihi “Lübnan Dağı Uzlaşmasına” varma konusunda bir an tereddüt etmedi.

Lübnan’ın özgürlüğü ve egemenliğini haykıran bir ses oldu. Mart 2001’de, Washington’dan şu mesajı vermişti: “iki ülke arasında iyi ilişkilerin olması Lübnan ve Suriye’nin yararınadır. İsrail, Lübnan’ın güneyini işgal ettiği süre boyunca, Suriye ordusunun Lübnan’daki varlığı konusunda sessiz kaldık. Ancak İsrail buradan çıktıktan sonra sessiz kalmaya gerek yok. Özellikle Taif anlaşmasının imzalanmasından sonra bu ordunun Lübnan'da kalmasının bir gerekçesi kalmamıştır. Suriye müdahaleleri Lübnan'a zarar veriyor."

"Lübnan sadece bir vatan değildir, o bir mesajdır" sloganını bütün benliğiyle yaşar, onun mücadelesini verirdi. Bu nedenle, 2002'de Pazar günü Noel vaazında şu derin analizi yapması garipsenmedi: “Lübnan’da kardeşçe bir uzlaşma olmadığı sürece Allah’a kulluk yaptığımız iddiası boşunadır. Bütün mezhep ve etnisite gerçeğiyle Lübnanlılar, insanlık ve vatan bağlamında kardeştirler. Hâlâ anavatanımızda eksik olan şeyi, binalarda, tesislerde ve yaşam biçimlerinde değil, ruh, vicdan ve iradelerimizde aramalıyız. Bizi yıkıma ve felakete götüren düşmanlığı ve savaşları bir kenara bırakalım, zira bu en büyük beladır.”

Patrik Sfeir'e Suriye meselesi sorulduğunda tarihe ve geçmişe atıflar içeren sloganik kelimeler tercih ederdi. Bir defasında şunu söylemişti: “Şam, Lübnan’dan giderse ben de Şam’a giderim… Suriye’nin Lübnan’da müttefikleri yok, bilakis Suriye’nin Lübnan’da ajanları var... Lübnan topraklarındaki değişim, Lübnanlıların kalbinde bir değişiklik gerektiriyor... Bana soruyorsunuz: Neden Kasru’l-Muhacirin’i ziyaret etmiyorum? Kasru’l-Muhacirin nerede? (Suriye başkanlık sarayı)”

İkinci Bağımsızlığın kurucu patriği öldü, ancak Lübnanlılara ve diğer insanlara şu sloganı bıraktı:"Vatan ceplerde taşınmıyor, yüreklerde taşınıyor.” Pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a, Suudi Arabistan Kralının taziye mesajı Suudi Arabistan'ın Lübnan Büyükelçisi Velid el-Buhari tarafından iletildi. Suudi dışişleri bakanlığı, Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Bin Selman'ın Lübnan cumhurbaşkanına başsağlığı telgrafı yolladığını açıkladı. Velid el-Buhari, BAE'nin Beyrut Büyükelçisi Hamad Said Şamisi’nin yaptığı gibi, başsağlığı için Bkerki'ye giden ilk kişilerden biriydi.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Yardımcısı Şeyh Tamim ve Başbakan Şeyh Abdullah bin Nasır bin Halife taziye telgrafları yolladılar. Aynı şekilde, Patriğin birlikte yaşama ve işbirliği girişimlerini takdir eden İslam Dünyası Birliği (Rabıta) Genel Sekreteri Şeyh Muhammed İsa da taziyelerini iletti. Beyrut’taki Arap büyükelçilerden oluşan bir heyet taziye için Bkerki'ye çıktılar. Heyet adına konuşan Kuveyt’in Lübnan Büyükelçisi şunları ifade etti: "Kayıp sadece Lübnan’ın değil Ortadoğu’muzun da kaybıdır, Patrik, barış ve sevgi insanıydı. Her zaman ayırmak için değil, bir araya getirmek için çabalardı."

Patrik Sfeir, Lübnanlıların özellikle de sorumluların, onun uyum, anlayış, bir arada yaşama, özgürlük, egemenlik ve bağımsızlık çağrılarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duydukları bir zamanda öldü. Keşke bir kere daha ondan "Vatan ceplerde taşınmıyor, yüreklerde taşınıyor” sözünü duyabilselerdi. Fakat asıl taziye, her zaman tekrar ettiği, “söyleyeceğimizi söyledik” sözündeki kararlılığı anlayabilmektir. Zira bu söz özgürlük ve egemenliği ne kadar önemsediğini göstermektedir. Gerçekten de Patrik İkinci bağımsızlığın kurucusuydu.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya