Dünyevi ve dini alan

Dünyevi ve dini alan

Çarşamba, 15 Mayıs, 2019 - 07:45
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Mücahid Abdu’l-Muteali önceki hafta bu köşede tartıştığımız konuyu (aklın dindeki işlevi) 11 Mayıs 2019 tarihinde Vatan gazetesindeki köşesinde değerlendirmeye tabi tutarak, İslami aklın neyin “nezafet/temizlik” neyin “taharet” işlevini gördüğünü ayırması gerektiğini ifade etmiştir. Mücahid bu meseleyi ele almadaki ferasetini bu iki kavramı tercih ederek göstermiştir, çünkü “nezafet/temizlik” eylemi maddidir, “taharet” eylemi ise manevidir.

Bu karşılaştırma -bence- dinin dünya ile olan ilişkisini bütünüyle özetlemektedir. Arkadaşımızın, Mücahid’in, dinin kapsamına aldıklarımız ile dinin dışında gördüklerimiz arasındaki çizgiyi netleştirmemiz gerektiğine dair görüşüne katılıyorum. Bu ayrımı yapmak, bu zamanda acil bir ihtiyaçtır. Aslında, din ve din adına konuşmanın geçim kaynağı haline geldiği her dönemde acil bir ihtiyaçtır. Din bekçiliği yapanlar ve din adına konuşmayı alışkanlık haline getirenler dini yükümlülükler alanını alabildiğine genişletmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Öyle ki insanın tüm eylemleri neredeyse dini alana dâhil olmuş oluyor.

‘Allah’ın dininin yaşamın tüm eylemlerini kapsadığı’ şeklindeki bir argümanı söz konusu iddialarını güçlendirmek için sürekli olarak kullanırlar. Onlara durumun böyle olmadığını söylesen, hemen sana şu bomba soruyu yöneltirler: Allah’ın dininin yeni bir konuda hüküm ortaya koymaktan aciz veya yetersiz olduğunu mu düşünüyorsun?

Bu ikilemi çözümlemek ve konuyu netleştirmek için iki nokta sunacağım, ilk olarak; İnsanların birçoğunda ‘Allah’ın dininin her şeyi kapsadığına’ dair bir kanaat vardır. Bu bakış açısı selef âlimlerinden nakledilen ‘herhangi bir mesele olmasın ki Allah onunla ilgili hüküm vermemiş olsun’ şeklindeki kuralla uyum içindedir. Esasında bu, kadim bir tartışma konusudur.

Yûsuf el-Bahrânî (ö.1772) ile Ahmed en-Neraki (ö.1828) gibi iki fakih arasında da bu bağlamda bir tartışma yaşanmıştır. İlk fakihimiz; “Ey Resulüm, sana her şeyi açıklayan bu kitabı indirdik”(Nahl,16/89) ayetini ve benzer içerikli ayetleri ve hadisleri söz konusu görüşe delil olarak sununca, Neraki şöyle bir cevap vermiştir: “Her şeyden kasıt mutlak anlamda tüm şeyler değildir. Bilakis, Yaratıcının -bir lütuf olarak- açıklanması gereken, ihtiyaç olan ve durumun gerekli kıldığı şeyleri açıklamasıdır.”

Dünyanın birçok meselesinin Kuran'da veya Sünnette açıklanmadığı çok açıktır. Çünkü bu meseleler, açıklanması zaruri olan şeyler değildir, zira bu konular dini hüküm ve sorumluluk alanının dışında kalmaktadır. Dahası, bir meselenin açıklanmaması bir eksiklik olarak görülmemelidir. Demek ki açıklanmasına ihtiyaç duyulmamış. Bilakis ihtiyaç duyulmayan bir konuya açıklık getirmek, beyhude bir çaba ve kusur olarak görülmüştür.

İkinci nokta; insanların çoğunluğunun -özellikle dini meselelerle uğraşanlar- birbirinden tamamen farklı iki dini alanı birbirine karıştırdığı görülmektedir; birincisi; ferdin bazı özgürlüklerini kısıtlayan, dini sorumluluk ve yükümlülükler sistemi olarak Şeriat. İkincisi, işlenen amele değer kazandıran manevi bir sistem olarak din.

İlk anlam, bir kişinin (zorunlu) olarak yapması gereken şeyleri içerir, zira bu, dini bir yükümlülüktür. Ramazan orucunu tutmak ve yalan söylememek gibi eylemler bu kapsamda değerlendirilir. İkincisi ise dünyevi amellerdir ve alanı oldukça geniştir. Herhangi bir yükümlülük doğurmaz. Yapılmaması halinde de günaha girilmez. Ancak din bu emelin işlenmesi yönünde teşvik edici bir unsurdur ve bu amelle bağını güçlü kılar. Örneğin, evinizin bahçesine veya çöle bir ağaç dikmenin Allah’ın sevdiği bir amel olduğunu gönlünüzden geçirmeniz, sizin için teşvik edici bir unsur olur.

Bilindiği üzere ameller niyetlere göre değer kazanır. Sözgelimi fakir bir komşuna ya onu sevdiğinden dolayı ya da yaşadığın toplumda sevilen bir insan olmak için yardım etmek istiyorsun. Fakat aynı zamanda, Allah katında en sevimli olan kimselerin kimsesizlere en faydalı olanlar olduğunu da hatırladın, elbette ki bu senin için teşvik edici bir unsur olacaktır. Bu türden ameller tamamen dünyevidir, fıkhi anlamda da bir yükümlülük söz konusu değildir. Fakat bu ameli işlemenin Allah'ın rızasını kazandırdığını hatırlamak ve bu niyetle o ameli işlemek, söz konusu dünyevi ameli dini amele dönüştürür.

Bu açıklamaların, dinin kapsamına aldıklarımız ile dinin dışında gördüklerimiz arasındaki çizgiyi netleştirmek adına, yani dünyevi ile dini arasındaki bağı göstermek adına yeterli olduğunu düşünüyorum.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya