Ramazan ayı... Savaş ve barış arasında ısınma

Ramazan ayı... Savaş ve barış arasında ısınma

Salı, 14 Mayıs, 2019 - 12:45
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
BM Güvenlik Konseyi’nin 15 Mayıs 2019’da Yemen krizi etrafında gerçekleştirilecek toplantısı yaklaşırken, darbeci Husi Ensarullah Hareketinin Hudeyde, Salif ve Ras-İsa limanlarında 11-14 Mayıs 2019 tarihleri arasında tek taraflı yeniden konuşlandırmaya hazır olduklarını açıklaması BM ve uluslararası toplumu şaşırttı.

İsveç'teki Stockholm Anlaşmasından bu yana, yalnızca Hudeyde sorununun değil, Taiz sorununun çözümü, mahkûmların değişimi gibi anlaşmanın diğer maddelerinin uygulanmasını savsaklayan Husilerin bu adımını nasıl yorumlamak gerekir?

Mübarek Ramazan ayının maneviyatı ve konumu onları Yemen kriziyle başa çıkmada bu türden bir barışçıl eğilime yöneltmiş olabilir mi? Zira Husilerin inançları ve sistemleri, hareketin lideri Abdulmelik el-Husi’nin de ilham aldığı İmamet rejimine dayanmaktır. Şayet mesele bu şekilde ise, bu hareket neden Mart 2015’te yenildikleri ve sınır dışı edildikleri Yemen'in geçici başkenti Aden’i yeniden işgal etme adına binlerce Yemenli çocuğu ve genci ed-Dali, Yafi, Hacca ve el-Beyda yönünde ilerleyen ve kazananı olmayan bir savaşta öldürüyor?

Husi hareketi, Hudeyde’de tek taraflı bir girişimde neden ‘esneklik’ gösterip, Babu’l Mendeb’e bakan Yemen’in güneyinde gerilimi tırmandırmaya çalışıyor? İran, petrol ihraç etmesi yasaklandığı takdirde ABD’yi Hürmüz Boğazı’nı kapatmak ve Babu’l Mendeb’de uluslararası petrol taşımacılığını engellemekle tehdit etmişti.

Yemen sahnesini, Körfez bölgesinden ve genel olarak Arap bölgesinden ve dolayısıyla da bölgesel ve uluslararası sahneden ayırmak zor. ABD-İran ilişkileri bağlamında Körfez'de bir savaşın alevlenme olasılığı akademik bir hipotez olmaktan çıkmış, savaş davullarının çaldığı bir sahneye dönüşmüştür. Gerçekler ortadadır, benzeri görülmemiş bir hızda Körfez sularına akan ABD savaş gemilerinin sayısı bu durumu kanıtlamaktadır. İkinci Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin’in başına gelenleri hatırlatan bir manzarayla karşı karşıyayız.

Tüm cephelerde değil de Aden ve Babu’l-Mendeb’e geri dönme adına sadece Yemen'in güneyinde gerilimin tırmandırılması, BM Güvenlik Konseyinin yapacağı toplantıdan hemen önce Hudeyde’deki gerilimi hafifletme girişiminde bulunulması, art niyetli bir Husi politikası olabilir mi? Zira İran’ın ABD’ye yönelik sinsi hamlelerini hatırlatıyor.

Meşru hükümetin üst düzey yetkililerinin, Husilerin tek taraflı girişimine verdikleri tepkide şaşırtıcı olan, Hudeyde’deki yeniden konuşlandırmayı beklenmedik bir sürprizmiş gibi karşılamalarıdır. Eski Dışişleri Bakanı ve Yemen Cumhurbaşkanı Danışmanı Abdulmelik el- Mahlafi, BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’i, Husi milisleriyle bir olup gizli kapaklı iş çevirmekle suçladı. Yemen Enformasyon Bakanı ve Hudeyde valisi, tüm süreci “komik bir tiyatro” ve "uluslararası kılıf giydirilmiş komplo" olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani, “‘Stockholm anlaşmasında veya uluslararası hukuk anlayışında, hiçbir şekilde tek taraflı geri çekilme gibi bir durumun olmadığını!” söyledi.

İngiltere Yemen Büyükelçisi Michael Aron tweeter hesabından yaptığı açıklamada, “Kibirli Yemenliler” olarak nitelendirdiği bazı kimselerin karşı tarafın ortaya koyduğu her şeyi olumlu dahi olsa eleştirdiğini ifade etti. İşaret ettiği kimseler darbeci Husi milisleriydi. Şunu da ilave etti: "BM'nin beceriksiz ve sinsi olduğunu söyleyenler, tek çözümün Yemen’de kalıcı bir savaş olduğunu söylemiş oluyorlar"

Atmış olduğu bu tweet yoğun eleştiriler almasına yol açtı. İşin garibi, elçinin attığı tweet’ın İngilizce versiyonu Arapça versiyonundan farklıydı. Arapça versiyonu, Husi inisiyatifini “komik bir tiyatro” olarak nitelendiren meşru devletin bakanlarının yorumlarına tepki bağlamında daha sonra yazılmış gibi görünüyor.

 Peki, tüm bu gelişmeler gerçekten sürpriz miydi?

Tüm bu olaylar silsilesini takip eden bir kişi hayret edeceği pek çok gelişmeyle karşı karşıya kalıyor. İşin gerçeğini araştırmak pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor.

Martin Griffiths’in 15 Nisan 2019’da Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, iki tarafın da General Michael Lollesgaard tarafından hazırlanan ayrıntılı konuşlandırma planının ilk aşamasını kabul ettiğini söyledi. 17 Nisan’da, Cumhurbaşkanı Hadi, Temsilciler Meclisi Başkanının da katılımıyla Hudeyde Yeniden Konuşlandırma Komitesindeki hükümet ekibinin üyelerini, BM Yemen Temsilcisi Martin Griffiths’in yanı sıra, BM Yeniden Düzenleme Koordinasyon Komitesi (RRC) Başkanı Danimarkalı General Michael Lollesgaard ve beraberindeki heyeti Riyad kentinde kabul etti.

BM Yemen Temsilcisi, Yeniden Konuşlandırma Planının ilk aşamasını uygulamaya koyma çabalarının bir parçası olarak, 5 Mayıs Pazar günü Husi yetkilileri ve liderleriyle görüşmek için Sana'ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, başta Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani ve Yemen Devlet Başkan Yardımcısı Ali Muhsin el-Ahmer olmak üzere yemen hükümet yetkilileri ile Riyad kentinde görüşmeden önce gerçekleşti.

BM Yemen Temsilcisinin, Yemenli yetkililerle yaptığı toplantıda, Husilerin tek taraflı girişimi hakkında konuşmamış olması düşünülebilir mi? Yemen Devlet Başkan Yardımcısı ile Ramazan ayının gelişini tebrik etmek için mi buluştu!? 

Aynı ziyaret sırasında, Bay Griffiths, Yemen'deki son gelişmeleri değerlendirmek için Savunma Bakan Yardımcısı Prens Halid bin Selman ile bir araya geldi. Prens Halid bin Selman, BM temsilcisine, Riyad'ın BM’nin Yemen'de siyasi bir çözüme ulaşma çabalarını desteklediklerini, Krallığın Yemenlilere yardım etme arzusunda olduğunu iletti.

BM’yi bu destekleyici tutum ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) oluşan uluslararası Dörtlü Komisyon’un Londra'daki Yemen'le ilgili son toplantısındaki tutumun bir devamıdır.

BM’yi, Husi milisleri tarafından bir defa daha aldatıldığı veya ortada“komik bir tiyatro” oynandığı şeklindeki ifadelerle itibarsızlaşmak ve eleştirmek yerine, meşru hükümetin temsilcileri, tek taraflı yeniden konuşlandırma inisiyatifini memnuniyetle karşılasalardı daha iyi olurdu. Husilerin açıklamış oldukları şeylere bağlı kalıp kalmayacaklarının denetimini BM’ye yüklemiş olsalardı ya da en azından girişimi destekleyen meşru hükümet üyeleri arasında bir rol paylaşımı yapsalardı daha akıllıca ve hikmetlice bir iş yapmış olurlardı.

Ancak "mutedil" olarak nitelediğimiz meşru hükümetin temsilcileri, BM’ye ve onun Yemen'deki temsilcisine doğrudan saldırarak farklı bir politika tercih ettiler. BM’nin her üye devleti, Yemen krizini çözmede aracı olan uluslararası örgütün rolünü itibarsızlaştırmadan da çıkarlarını savunabilir ve bu onun en tabii hakkıdır.

Aslında, Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani’nin Griffiths'e saldırısı sadece Hudeyde ve yeniden konuşlandırma sorunu ile bağlantılı değil, bilakis Griffiths'in güney davası temsilcilerinin müzakerelerde bulunması gerektiğine dair ısrarından ve bu liderlerle defalarca görüşmüş olmasından kaynaklanmaktadır.

Tam da bu görüşmeler Husi’lerin güneylileri kendi yanlarına çekmeye çalıştıkları, taleplerini karşılıyor gibi göründükleri ve eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih döneminde çektikleri adaletsizlikleri dillendirdikleri bir döneme denk geldi. Hatta söz konusu sorunu siyasi bir mesele olmaktan çıkarıp, adaletsizlikler ve haklar meselesine evirdiler.

Kuşkusuz, ABD ile İran arasındaki olası çatışma tehlikeli bir boyut kazanırsa, Yemen ve Körfez, çatışma sahası haline gelecektir. Husiler, İran stratejisine hizmet etme bağlamında Aden, Babu’l-Mendeb ve Hint Okyanusu'na uzanmak için bu durumu bir fırsat olarak görebilirler. Yeniden konuşlandırma, Aden’e geri dönmek anlamına gelebilir, Hudeyde’de yeniden konuşlanmaları gerekmiyor çünkü zaten oradalar.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya