Filistinlilerin elini kolunu bağlayan Paris Protokolü tam olarak nedir?

Filistinlilerin elini kolunu bağlayan Paris Protokolü tam olarak nedir?

Salı, 14 Mayıs, 2019 - 09:30
Filistinliler 10 Mayıs’ta İsrail ile ayrım duvarını aşmaya çalışırken (AFP)
Londra/Şarku’l Avsat
Bu günlerde, 29 Nisan 1994’te Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında Fransa’nın başkentinde imzalanan Paris Anlaşması’nın yıldönümünü anmakla  geçiyor. Bu anlaşma, daha  sonra  Filistin Yönetiminin Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nin bir kısmını almasına zemin hazırlayan Oslo Anlaşması’nın ekonomik yönünü temsil etmekte.

Oslo Anlaşması’na göre geçiş döneminde Filistin ve İsrail arasında ekonomik ilişkileri düzenlemek için yapılan bu anlaşmanın 1999 yılında sona ermesi kararlaştırılmıştı. Ancak iki tarafın müzakerecileri, geçiş süreci boyunca nihai meselelere (Kudüs, sınırlar, sığınmacılar ve sular) çözüm bulamadı. Filistin’in sınırlar ve ticari geçitler üzerinde kontrolünün olmaması başta gelmek üzere bu topraklar üzerindeki mevcut bazı durumlar, Paris Anlaşması şartlarının bugüne dek yürürlükte olmasına sebep oldu.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas son aylarda yaptığı açıklamalarda, geçiş dönemindeki verilerin‘ebedileştirilmesine’ ve Filistin Yönetimine yönelik kısıtlamalara yönelik itirazını belirterek Filistin tarafının mevcut durumun sürmesini kabul etmesinin artık mümkün olmadığını defalarca dile getirdi.

Siyasi kısıtlamalar

Söz konusu anlaşma, İsrail’in mali gelirlerinin çoğunun toplanmasını kontrol altında tuttuğu bir durumda Filistin Yönetiminin siyasi hareket özgürlüğünü daralttı. Filistinliler ne zaman İsrail’in çıkarları ile çatışan kararlar benimsemeye kalkışsa peş peşe gelen İsrail hükümetleri, bu gelirlerin üzerini örttü. Bu durum 25 yıl boyunca Filistinli siyasetçileri endişeye sevk ederek Filistinli yönetim kurullarının İsrail ile olan anlaşmalardan kurtulmak için çıkardığı kararların uygulamasına şimdiye dek engel oldu.

Mayıs ayının sonunda toplanması beklenen Filistin Merkez Meclisi’nin (Kurtuluş Örgütü Meclisi) gündeminde Filistin’in siyaset, güvenlik ve ekonomi alanlarında İsrail ile olan ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi var. Filistin Hükümeti, İsrail tarafından yapılacak ödemeleri alamadığı için yoğun bir mali sıkıntı yaşıyor.

Söz konusu ödemeler, Filistin’in vergi gelirleridir. Paris Anlaşması’na göre İsrail Hükümeti’nin, ticari tüm limanlar ve geçitler üzerindeki mutlak kontrolünden ötürü Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne ithal ettiği mal ve hizmetler için vergi toplaması ve daha sonra toplam tutarın yüzde 3’ü oranında bir komisyon karşılığında aylık olarak Filistin Yönetimine göndermesi gerekiyor.

Bu gelirlerin toplamı aylık 200 milyon doları buluyor ve Filistin Hükümeti’nin gelirlerinin üçte birini oluşturuyor. Filistin tarafı, Eylül 2018’de Knesset’te (İsrail meclisi) onaylanan bir kanunun uygulanması kapsamında geçen şubat ayından bu yana İsrail’den bu parayı teslim almadığını söylüyor. Söz konusu Knesset kararı, Filistin Yönetiminin İsrail hapishanelerinde tutulan ailelere aylık olarak ödediği 42 milyon şekellik (13 milyon dolar) tutarın, İsrail tarafından teslim edilmesi gereken toplam tutardan kesilmesini de kapsıyor.

Filistinli akademisyenler,siyasi geleceğin tıkalı olduğunu göz önünde bulundurarak Filistinlilere söz konusu anlaşmayı kendi çıkarlarına göre düzenlemeleri için verilen hareket alanının ‘neredeyse yok’ hükmünde olduğunu düşünüyor. Buna karşılık Filistin, resmî olarak durumun halen masada olduğunu ve henüz bir tutum alınmadığını ifade etti.

İsrail,  Filistin Yönetimi adına topladığı paraları göndermeyi durdurarak, Filistin Yönetimini şiddetli bir kriz ile yüzleştiriyor. Öyle ki bu kriz halinde memurların aylık maaşları ödenemiyor ve farklı kurumlarda işler aksıyor.

Ufkun tıkanması

Arap-Amerikan Üniversitesi Ekonomi Profesörü Nasr Abdülkerim’e göre, “Filistin ekonomisinin kontrol altında ve bağlı olması durumundan uzak bir şekilde Filistin tarafı için adil ve hakkaniyetli bir ekonomik ilişki istemek doğru bir şeydir. Ancak burada temel soru, siyasi ufkun kapalı olduğu ve İsrail’in bu yönde herhangi bir öneriyi reddetmesinin beklendiği bir havada Filistinlilerin bunu isteyip isteyemeyeceğidir. Bu anlaşma, geçiş döneminin sonucuna kadar uzaması beklenen ancak çeyrek asırdır devam eden Oslo Anlaşması’nın siyaset ve güvenlik alanlarında dayattığı kısıtlamaların rahminden doğdu.

Mevcut ekonomik ilişkiler, bu topraklarda yaşanan durumların ve askeri işgalin bir sonucudur. Üstelik İsrail, Paris Anlaşması’nın işine gelen şartlarını alıp diğerlerini bir kenara atıyor.

Ekonomik kısıtlamalar

Söz konusu anlaşma, Filistinlileri sadece siyasi hareket özgürlüğünden mahrum etmekle kalmayıp Filistin ekonomisini İsrail ekonomisine bağlı hale getiriyor. Anlaşmada iki taraf arasındaki gümrük zarfının ortak olduğu ve mal ve hizmet akışını bozacak herhangi bir gümrük engelinin önlendiği belirtildiğinde belirgin hale gelen bu durum, Filistin pazarının İsrail ürünlere boğulmasını ve İsrail üretimi ile rekabet edemeyecek durumda olmasından ötürü Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki üretim tabanının (sanayi ve tarım) gerilemesini hızlandırdı. Üstelik (ucuz) Filistinli iş gücü de İsrail ekonomisine taşındı.

Paris Anlaşması, Filistin Yönetimini, ithalat üzerindeki gümrük vergileri yoluyla gelirleri artırmak için ithalat konusunda kolaylaştırma politikasını benimsemeye zorladı. Filistin genel hazinesinin, masrafları karşılamak için paraya ihtiyacı olmasından dolayı İsrailli ürünler karşısında rekabetini artırmak için yerel ürünlere de vergi muafiyeti sağlanamadı ve böylece Filistin pazarı İsrailli ürünlerle doldu.

Filistin Hükümeti bütçesindeki harcama kalemi, dünya çapındaki hükümet bütçelerinde bulunmayan ‘net kâr’ maddesi ile benzersizdir. Bununla, İsrail Hükümeti’nin İsrail hastanelerindeki Filistinli hastaların tedavisi, sular ve elektrik hizmetlerinin yerine yapması gereken ödemelerden tek taraflı olarak kesinti yapması kastedilmektedir. Filistin Maliye Bakanlığı’nın geçtiğimiz nisan ayında yayınladığı verilere göre İsrail’in tek taraflı olarak kestiği tutar, son on senede 3.7 milyar doları buluyor.

Filistin hastanelerinin tümör tedavisi ve organ nakli alanında halen bazı hizmetleri sağlayamadığı bir durumda Filistin toprakları, elektrik enerjisi konusundaki ihtiyacının çoğunu İsrail’den karşılıyor. Bu durum, Sağlık Bakanlığı’nı senede 15 bin hastayı İsrail hastanelerine göndermeye mecbur bırakıyor.

Paris Anlaşması ayrıca Filistinlilerin yurtdışından doğrudan ithal etmesinin yasak olduğu onlarca mal ve ürün tanımlıyor ki Filistinli tüccar, bunları ancak İsrailli ithalatçıdan satın alabiliyor.

Henüz resmî bir karar yok

Filistin Ekonomi Bakanı Halid el-Useyli, “Filistin Yönetimi, Paris Anlaşması’na karşı benimseyebileceği seçenekler üzerinde ciddi bir mesai harcıyor. İş halen masada olup incelenme aşamasında. Anlaşmanın imzalanmasının üzerinden 25 yıl geçmişken tüm veriler değişti ki bu durum, anlaşmada yer alan maddeleri sürdürmeyi Filistinliler için imkânsız hale getiriyor” şeklinde konuştu.

Mevcut siyasi verilerin ışığında anlaşmada değişiklik talepleri ile elde edilebilecek kazançlara dair açıklamasında, “Anlaşma ile geçen uzun yıllarda çıkarlarımızı nasıl koruyacağımıza dair önemli bir tecrübe kazandık” ifadelerini dile getiren Filistinli Bakan, olası herhangi bir yeni anlaşmayı gözetebilecek taraf ya da önceki anlaşma üzerinde bir değişiklik konusunda ise şöyle dedi: “Fransızlara güveniyoruz.”

Özel sektör

Filistinli İşadamları Derneği Başkanı Usame Amr, Paris Anlaşması’nın koyduğu kayıtlamalar devam ederken Filistin ekonomisinin gelişmesinin mümkün olmayacağı görüşünde. Anlaşmada üretim, ihracat, ithalat ve gümrük politikası açısından kendisi için uygun olanı seçme konusunda Filistin ekonomisine tartışmasız bir özgürlük verecek bir düzenleme yapmanın acil bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Amr, uluslararası bir baskı olmaksızın İsrail’in buna razı olmasını da pek muhtemel görmüyor.

İsrail’in Filistin’e mal ve insan girişini kontrol etmesini engellemek için uluslararası bir iradenin var olması konusunda ise Amr şu sözleri sarf etti: “İsrail’in kontrolü altındaki limanlar ve geçitlerin kullanımından elde ettiği vergiler, ithalatımız için gümrük ve katma değer vergisi alması ve tarım ürünleri başta olmak üzere ürünlerimizin ihracı konusunda dayattığı kısıtlamalar konusunda müzakere yürütülmesi ihtimali var.” Amr konuşmasına devamla, “Siyaset düzlemindeki mevcut veriler ışığında işgal güçlerini, ekonomimize yönelik boğucu politikalarını değiştirmeye çağıran bir şey var mı gerçekten?” sorusunu dile getirdi. 

Editörün Seçimi

Multimedya