Terörizmin akılsız aklı mı ya da yeryüzünde yaşam hakkı

Terörizmin akılsız aklı mı ya da yeryüzünde yaşam hakkı

Çarşamba, 1 Mayıs, 2019 - 06:45
Dilaver Demirağ
Araştırmacı-Yazar ve doğa korumacı aktivist
Yaşam Hakkı kutsaldır ve kim mecburiyet olmadıkça ihlal ederse canidir. Ve hayat sadece bizim için değil diğer canlılar için de kutsaldır.

Geçtiğimiz günlerde Hristiyanlar tarafından Hz. İsa’nın Çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilip müritlerine görünmesi olayını kutlayan Paskalya Yortusu sırasında Sri Lanka’da Kiliseleri hedef alan ve o esnada dinsel ayinlerini yapmak dışında herhangi bir özelliği olmayan 200’ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Saldırı sonrası eylemi IŞİD üstlendi ve bunun daha önce Yeni Zelanda’da cami basan teröristin eylemlerine yönelik bir misilleme olduğunu belirtti.

Malum IŞİD İslam adına kutsal bir savaş sürdürdüğünü iddia eden ve bu nedenle genel olarak Cihadist Selefiler olarak adlandırılan bir örgüt. Arkasında bir çok karanlık güç odağının yer aldığına dair de epeyi bir literatür olduğu söylenebilir. Öncelikle ilk soru şu olmalı cihad; çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın kız ayrımı yapmadan tesadüfen oradan geçen ve siyasi davalarda ortaya konulan düşman grupla da hiçbir ilişiği olmayan insanları öldürmeyi meşru görür mü? Dahası eyleme gerekçe oluşturan kısas hakkı bunu öngörür mü?

Baştan söyleyeyim bir İslam hukuku uzmanı da değilim ama birçok Müslüman gibi ben de kendi dini inancım hakkında araştırma yapan ve bu konuda derinleşme gayreti olan biriyim. Üstelik IŞİD üzerine bir kitap yazacak derecede bilgi sahibi olan biri olarak bu konularda da araştırma yapmış olduğumdan cevabım net olarak hayır olacak. Ne cihad ya da esas olarak kıtal ya da kılıç kelimeleri ile anılan ve savaşı ifade eden İslam Savaş hukuku bunu hiçbir biçimde olumlamaz. Ancak IŞİD’in tekfir konusundaki rahatlığı düşünüldüğünde ve dinsel olarak müşrik olan, kâfir olan ya da dininin inkârına dayandığı iddia edilen herkes öldürülebilir. Çünkü onlara göre laik yani İslam hukukuna dayanmayan her yönetim kâfir ve bu yönetim altında yaşayıp da sesi çıkmayan herkes de kâfirin işbirlikçisi olarak kâfirdir.

Müslüman olan biri bu şekilde keyfi bir aşırı yorumla kâfir ilan ediliyorsa, İslam’ı kabul etmeyen herkes de kâfir olduğuna ve kâfir de öldürülmesinde bir beis olmayan hatta Allah’ın düşmanı olduğu içinde öldürülmesi sevap olan kişi olduğundan IŞİD’çiler nezdinde sivil ya da sivil olmayan ayrımı mevcut değil. Çünkü kâfir kâfirdir o kadar.

Gelelim kısasa, dediğim gibi İslam hukuku uzmanı değilim ama hem Kuranı okuyan hem de az çok hadis karıştırmışlığı olan biri olarak, kısas hakkı ile kan davasının aynı olmadığını hatta kısas hakkının esas olarak kan davasının önüne geçmek amaçlı olduğu konusunda belli bir fikir sahibiyim. Öncelikli kısasta birebir olma zorunluluğu vardır, çünkü kitabımıza göre de, sünnete göre de bir kişinin işlediği bir suç yaptığı hata vb.lerinden dolayı o kişinin suçu o kişi ile irtibatlı olana uyarlanamaz.

Bu anlamda Yeni Zelanda’daki terör eylemini yapan kişi Hristiyan diye, tüm Hrıstiyanlar bu saldırıdan sorumlu tutulamaz. Meğerki kendine Hristiyan diyen herkesin bu saldırıyı meşru görmesi söz konusu değilse. Dolayısıyla eğer kısas söz konusu ise, bu eylemi yapanlar kısas uygulamasına tabidir. Yani o terörist cezaevinde öldürülseydi bu kısas olurdu, bu eylemde, eyleme maddi manevi destek verenler var ise kısas tabidir. Mesela bu eylemi savunan Avusturalyalı parlamenter öldürülse idi sanırım geniş bir yorumla kısas konusunda meşru konumda olurdu. Yani o kilisede dinlerinin gereği ayin yapan Allah’a yönelmiş kişileri öldürmenin ne dinen, ne de vicdanen meşru sayılması imkânsız. Dolaysıyla bu eylem bir direniş eylemi de değildir, düpedüz terör eylemidir.

Eşkıya, direnişçi ve terörist

Geçmişte “eşkıya” sözcüğü nasıl sosyal ve siyasal düzene başkaldıran, sosyal düzende olan adaletsizliğe karşı adalet arayışını ifade eden bir boyuta da sahip olmasına karşın, sıradan, yağmacı, soyguncu, sosyal düzen anlamında bozguncu anlamlarını da içerecek biçimde devletler tarafından asileri suçlamak için kullanılan bir kelimeydi. Geçmişte mesela M.Ö birinci yüzyılda Roma İmparatorluğuna karşı anti- emperyalist bir direnişi örgütleyen Filistinli Yahudiler de Roma İmparatorluk düzenine başkaldırdıkları için Roma kaynaklarında birer eşkıyaydı. Hatta Roma’ya karşı vaazları ve mücadelesi nedeni ile Hz. İsa bile Roma Devleti nezdinde eşkıya olduğu için o dönem asilere uygulanan Çarmıha (Haça) gerilmek sureti ile öldürüldü.

Bugün de terör aynı içeriğe sahip şekilde kullanılan bir kelime, ancak “terörist” diye adlandırılan herkes de, sistem karşıtı, belirli bir devlete karşı direniş yürüten asiler değiller. Terörist derken bunu kelime anlamı ile kullanırsak gerçekten de teröristler ya da bu sıfatı hak edenler var. En başta kitle imha silahları -ki bana göre günümüz savaş teknolojisinde sıkça kullanılan savaş uçakları ve füzelerde birer kitle imha silahı, ortaçağın sonlarında ortaya çıkan topta öyleydi, mitralyözde benzer şeyleri yapıyordu yani ateşli silah icad olduğu andan itibaren savaşlar birer terör eylemine dönüştü- resmi terör kapsamında görülebilir. Bunu daha iyi anlatmam için terör kelimesinin izini sürmek gerekir. Terör birkaç ölçütle tanımlanan ve Türkçede yıldırı olarak kullanılan bir kelime. Eğer bir yöntem askeri hedeflerin dışında tutulması gereken sivil insanlara zarar veriyorsa bu bir terördür. Terörizm için geçerli en iyi tanım budur kanaatimce. Bu kapsamda IŞİD vb. örgütler teröristtir. Bu nettir. Dahası söylemeden geçemeyeceğim IŞİD’in bugüne dek tek bir İsrail hedefine saldırı yapmaması dikkate değerdir.

Ne yazık ki günümüzde terörizm kendi meşruiyetini kendi ürettiğinden, o eylemi yapanlar nezdinde de ben ve benim gibi milyonlarca makul Müslümanların ne düşündüğünün hiçbir önemi yok. Fakat durum bu olsada bu eyleme cinayet, eylemi yapanlara da cani demekte hiçbir sakınca görmüyorum. Yaşama hakkı kutsaldır, Allah tarafından verilen can da sadece Allah tarafından alınmalıdır.

Bu arada ABD'de California eyaletinin güneyinde bulunan San Diego'da 27 Nisan Günü bir saldırı yapıldı. San Diego'da Chabad of Poway sinagoguna giren bir kişi içeride bulunanlara ateş açtı. Yahudilerce kutsal Hamursuz Bayramı'nın son gününde düzenlenen saldırıda bir kadın hayatını kaybetti, biri kız çocuğu üç kişi yaralandı. Buradaki eylemin de arkasındaki neden Yeni Zelanda’daki saldırı.

Tüm bunlarda odak noktası bu eylem olduğuna göre şu soru önem kazanıyor: Bu saldırı ile bir dinler arası savaş başlatmak isteniyorsa, bunun için her tarafta gerekçe hazır. Evet, Yeni Zelanda saldırısı bu saldırıları tetiklemiş görünüyor, -arkaplanında çok farklı özneler olabileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor- şimdi Sri Lanka ve ardından ABD’deki sinagog baskını sonrası çok rahat, yeni cami saldırıları beklenmelidir. Eh ortada IŞİD gibi bir serseri mayın da olduğuna göre misillemeler arda arda gelecektir.

İslamofobik bir takım Hristiyan ya da Yahudiler, Müslümanlara saldıracak, bu saldırının ardından IŞİD tarafından motive edilenler de Yahudilere ve Hristiyanlara saldıracak. Bu böyle gidecek. Sonunda muhtemelen Trump gibi İslam düşmanlarının güçlenmesi ile batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar zan altına alınacak ve muhtemelen sürgünler gündeme gelecek.

Bütün bunlar olurken biri şu soruları soracak mı, bunu bilemiyorum ama ben soracağım:

Günümüzde herkesi adeta bir cam odada yaşar konuma getiren gözetleme ve dinleme teknolojiler devredeyken, sosyal medya hesaplarından bu tür öfke ve nefret kusanlar neden teknik ve fiziki takibe alınmaz?

Adeta iç çamaşırımızın rengine kadar her konuda bilgi sahibi olan Batı devletleri neden bu saldırıları -üstelikte adeta megafonla bağıra bağıra ilan edilen- daha gerçekleşmeden önlemez. Peki, bu saldırılar sonucu yükselen nefret ve İslam düşmanlığı en çok kimin ve kimlerin işine yarıyor?

Mesela bu Sri Lanka saldırısı ve ardından sinagoga yapılan saldırı neticesi Filistinlilerin çilesi daha da görünmezleşmiyor mu? İsrail de sertlik yanlıları daha da güçlenmiyor mu?

Trump vb. İslam düşmanları Batıda yükselen değer haline gelmiyor mu?

Hal böyle iken adım adım yaklaşan bir dinler savaşı ve belki de üç büyük dinin bir aleni bir savaşa girmesi giderek meşruiyet bulmuyor mu?

Tüm bu soruları takip edersek bir dinler arası savaşı -Medeniyetler Savaşı adıyla pazarlanan- en çok kimler talep ediyorsa bu saldırıların ardındaki asıl özne de odur.

Hal bu iken sizce IŞİD gibi ahmaklar kime hizmet ediyorlar ve bu adamlar en büyük zararı İslam’a veriyorsa IŞİD’in ardında da İslam’ın tüm dünyada bir nefret sembolü olmasını kim istiyorsa IŞİD’i sahaya salan da o olabilir mi?

Dahası karşılıklı nefret yükseldikçe İslam dünyasında makulü dillendirenler ve yıllardır İslam’ın tekrar dünyada bir güç olmasını isteyenlerin de önü kesilmiş olmuyor mu?

O zaman bu işte çıkarları olanlar neyi amaçladılar sizce?

Sorular da çoğaltılabilir, analiz de, ama bu yazı salt bu amaçla yazılmadı o yüzden duygudaşlık kavramına uygun olarak bu olayları bizimle, yani türümüzle birlikte de düşünmek istiyorum.

Gezegensel Hayat Ağı ve İnsan Çağı

Sizin çocuklarınız ölse ne hissederdiniz?

Bu soruyu sorduğumda lütfen şu olayla birlikte düşünün. Gündelik basında giderek daha fazla karşılaştığımız, zehirli yemeklerle öldürülen sokak hayvanları. Geçen gün bir başka haber daha düştü internet sitelerine: Yılda yaklaşık 80 milyon köpekbalığı, cinsel gücü arttırdığı inancıyla çorba yapılmak üzere yüzgeçleri kesildikten sonra o halde okyanusa geri bırakılıyor. Köpekbalığı bu vaziyette ölümü bekliyor!

Şöyle düşünün; birisi deyim yerinde ise sizi buduyor, ellerinizi ayaklarınızı kesiyor ve sizi o halde bir yerlerde bırakıyor. Bu durumda hareket edemediğiniz ve karnınızı da doyurmadığınız için acı içinde ölüme gidiyorsunuz.

Bu saydığım ile Yeni Zelanda’da, Sri Lanka’da ve Sinagog baskınlarında ölümlerle bir fark yok. Tek fark tür. Üstelik şöyle de bir fark var kendi kendimize bu zulmü reva gören de biziz.

Amerika’daki Yale Üniversite’sinde yapılan araştırmaya göre, ilk uygarlıkların ortaya çıkışından bugüne ağaç sayısı yarı yarıya azaldı. Ve her yıl dünyada 15 milyar ağaç kesilerek, yanarak yok oluyor. Yapılan araştırmalar ağaçların bu esnada çevrelerine “ölüyorum” mesajı verdiğini ortaya koyuyor. Dahası, tartışılsa da bitkilerin de acı benzeri tepkiler verdiğine dair bulgular var. Bunun gerçek anlamda bir acı duymamı yoksa bir tür otomotize tepki mi olduğu araştırmaya bakanların görüş açısına göre değişiyor.

Bizim gibi hayvanların da canlarının yandığı ise kesin bir bilgi. Üstelik bazı hayvan türleri bizim gibi yas tutuyor ve hatta üzüntüsünden ağlıyor. Bu konuda birçok araştırma bunu belgelemiş durumda. Yine haber sitelerinde, arkadaşına araba çarpan ve oracıkta can veren dostunun yanından ayrılmayan, onu oradan başka yere taşımaya çalışan, onun için ağlayan köpeğin/köpeklerin video kayıtları vardır[1] Bunu yapan sadece köpekler değil birçok hayvan bunu yapıyor.

Her yıl yapılan deneyler esnasında hayvanlar sadece ölmüyor; ciddi olarak acı çekiyorlar. Üstelik bu sadece ilaç araştırmalarında olmuyor, kozmetik gibi hayati önemi olmayan işlerde de kullanılıyor; gözlerine ruj sürülüyor, derilerine tahriş edici kimyasallar sürülüyor.Bu testler sırasında uygulanan yöntemlerden biri, bilinci yerinde olan tavşanların gözüne kozmetik ürün damlatmaktır. Acı içinde çığlıklar atan bu tavşanların bir kısmı testten kaçmaya çalışırken boyun ve omurgalarını kırarak ölürler. Ölmeyen diğer deney tavşanlarına ise testten önce ya da sonra ağrı kesici bile verilmez.

Kozmetik ürünlerin hamile kadın ve bebeklerde etkisinin ölçülebilmesi için hamile tavşanlar özellikle öldürülür. Bu hayvanların karınlarındaki yavrular çıkarılarak ürünün insan fetüsüne yapacağı etki ölçülmeye çalışılır. Hayvan deneylerinin çoğunda körlük, deride parçalanma, ağır yaralanma gibi hasarlar alan hayvanlar iyileşmezlerse öldürülürler. İyileşmeyi başaranlarsa yeni deneylere tabii tutulurlar. Deneylere maruz kalan hayvanlar tüm yaşamlarını küçük, karanlık kafeslerde çoğunlukla aç bırakılarak geçirirler. Kafesten çıktıkları yegâne zaman üzerilerinde deney uygulandığı süredir.

Her yıl sadece ABD’de 100 milyondan fazla hayvan - fareler, sıçanlar, kurbağalar, köpekler, kediler, tavşanlar, hamsterler, kobaylar, maymunlar, balıklar ve kuşlar dâhil - ABD laboratuvarlarında biyoloji dersleri, tıbbi eğitim, kimyasal, ilaç, yiyecek ve kozmetik testleri hatta merak odaklı deneyler için öldürülüyor.Bunlara kürkte eklenebilir. Bir kürk için en az 50 hayvan işkenceyle öldürülüyor. Fokların ve başka hayvanlarında kafasına beyzbol sopası vurularak, kediler ve köpekler kaynar suya haşlanarak, vizonlar ise gaz ile boğularak öldürülüyor. Hatta Çin’de derileri canlı canlı yüzülüyor. Tilkiler, yabani tuzaklarla yakalandıklarında ölmemişlerse anal yolla, elektrik verilerek katlediliyor, Astragan için ise kuzular 10-15 günlük iken kesiliyorlar ve derileri yüzülüyor. Timsahlar kendi bedenlerinden küçük kafeslere tıkılıyor ve önce kafaları kesiliyor, omurgasına şiş geçirilerek kıpırdamaması sağlanıyor. Derisi canlı canlı yüzülüyor ve timsah 3-4 saatte yavaş ve acı bir şekilde can veriyor.

Kediler ve köpeklerin canlı canlı haşlanması yanında farklı şekilde öldürülmesi de söz konusu. Sadece kürkü için öldürülen evcil hayvanların sayısı ise yılda 2 milyondan fazla.

Bir kürk palto için 15 ila 20 arası köpek katledilirken; 20 ila 30 arası kedi katlediliyor. Köpekler boyunlarına geçirilen telle yahut anal bölgeden elektroşok verilerek öldürülüyor. Kediler ise kolay ölmedikleri için boyunlarından telle asılıyorlar ve ağızlarına hortum sokulup akciğerleri dolup boğulana kadar su verilmek suretiyle, yani akciğeri patlayarak ölüyor.

Dayanılmaz derecede küçük kafeslerde barınan hayvanların hepsi de öldürülmeden önce dayanılması zor kötü koşullarda yaşıyorlar ve acı çekiyorlar. Gereksiz bir küresel sanayi uğruna korku, stres, hastalık, parazitler ve diğer fiziksel ve psikolojik zorluklarla yaşayıp sonunda da acı verici şekilde ölüyorlar.

Eti için, kürkü için ya da sütü için ölüme mahkûm edilen hayvanların acısına yönelik örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama gezegen için en azından bazılarımızın ciddi bir tehdit olduğu açık.

Şimdi soruyorum. Terör siyasal amaçlara varmak için korku ve dehşet yaratarak baskı kurmaksa, saydığım örnekler hangi kavram içinde tanımlanabilir?

Diyeceğim şu; empati denen duyguyu unutmaz isek gezegeni paylaştığımız diğerleri için hayat bu kadar kötü olmaz.

Selametle kalın ve şimdiden Ramazan-ı şerifiniz hayırla geçsin.

Not: Gündem nedeni ile ertelediğim Küresel ısınma konusuna eğer yazmadan duramayacağım önemli bir gelişme olmaz ise döneceğim. Burada da söyleyecek çok şeyim var nasıl kandırılıp birilerinin sırtımızdan nasıl servetlerini çoğalttığını anlatacağım.

[1] https://www.haberturk.com/video/haber/izle/olen-arkadasi-icin-hickira-hicira-aglayan-kopek/349344

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya