​Yemen’in bölgedeki gelişmelerden etkilenmemesi düşünülemez

​Yemen’in bölgedeki gelişmelerden etkilenmemesi düşünülemez

Salı, 30 Nisan, 2019 - 09:45
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Babu’l Mendeb ve Hint Okyanusu'nun jeo-stratejik konumu nedeniyle Yemen’in bölgedeki ve dünyadaki gelişmelerin yansımalarından etkilenmemesi düşünülemez.

Mart 2015'te başlayan Yemen savaşı, bu bölgesel ve uluslararası ilginin nedenlerinden biridir. Güney Yemen ve genel olarak da Yemen’in tarihsel geçmişi, bazı uluslararası oyuncuların neden burada yeniden etkin olmaya çalıştığını da izah ediyor aslında.

Aden'i 129 yıl boyunca sömüren İngiltere, sonrasında Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği'nin varlığı, tarih boyunca Pers istilası, “Mutlu Arabistan” (Yemen es-Said) olarak isimlendirilen dönem ve Osmanlı İmparatorluğu üzerinden buraya kadar uzanan Türk varlığı bu tarihsel arka planı yansıtmaktadır. Yemen'deki krizin, eski ve çağdaş tarihiyle ne kadar ilişkili olduğunu herhangi bir gözlemcinin veya analistin keşfetmesi hiç de zor olmayacaktır.

Yemen krizindeki son gelişmeler, krizin ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koyduğu gibi bu krizin ne şekilde sonuçlanacağına dair de çelişkili sinyaller gönderiyor. Yemen krizinin ağırlaşabileceğine ve daha da genişleyebileceğine dair işaretler olduğu gibi çözümün gerçekleşebileceğine dair işaretler de var. ABD-İran ilişkilerinde yaşanan krizin yansımalarından korkuluyor. Zira ABD makamları, önümüzdeki mayıs ayında İran’a yönelik ABD yaptırımlarının ikinci aşamasını uygulama kararı aldı. Tüm İran petrol ihracatının askıya alınmasını ve ABD Başkanı Trump yönetimi tarafından başta Çin, Hindistan, Türkiye ve Japonya olmak üzere sekiz ülkeye verilen muafiyetlerin kaldırılmasını içeren daha katı yaptırımlar öngörülüyor.

Buna karşılık İran, yaptırımların sertleşmesi karşısında eli kolu bağlı durmayacağını duyurdu. İran petrolünün ihracatının yasaklanması durumunda, bazı Körfez Arap ülkelerinin petrol ihracatında kullandığı Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla tehdit etti.

Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinin yanı sıra İran’ın Kızıldeniz girişindeki Babu’l Mendeb Boğazı'nı kapatmasından da korkuluyor. Zira bu durumda uluslararası nakliyecilik tehlikeye gireceği gibi Boğaz'dan petrol ihracatı da engellenmiş olacak. İran bununla da yetinmeyebilir. Yemen savaşındaki müttefiki Husi Ensarullah milislerinden faydalanarak ABD gemilerine karşı saldırılar düzenleyebilir! Belki de Husilerin Güney Yemen'deki ed-Dali ve Hacca’da askeri operasyonlar başlatması ve binlerce genç Etiyopyalı göçmenin Aden'e getirilmesi tesadüf değildir. Husiler tarafından bu bölgeye çekilen bu paralı askerlerin, Yemen'in geçici başkentinde güvenlik durumlarını karıştırmak için getirildiğine inanılıyor. Bu durum, Güney Direniş Kuvvetleri'nin Yemen'in batı kıyısındaki Hudeyde’den ve Sada'nın kuzey topraklarının derinliklerinden çekilmesini gerektirebilir.

İşleri daha da kötüleştiren, Husi milislerinin resmi sözcüsünün birkaç gün önce güneydeki vatandaşları kurtarmak için güneye yöneleceklerini açıklaması oldu. “İşgalci” olarak adlandırdığı Arap Koalisyon kuvvetlerine saldıracağını ifade etti. Bu açıklama, daha önceki güney savaşlarının gerekçelerini andırıyor. Zira 1994’teki savaşta da inançsızlara karşı savaştıklarını ilan etmişlerdi. Dönemin siyasi rejimi sosyalist yönelimlere sahip laik bir rejimdi. 2015 yılındaki ikinci güney savaşında ise DEAŞ ve El-Kaide'ye karşı savaştıklarını söylemişlerdi. Husiler o dönem eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile ittifak yaparak saldırıya geçmişlerdi.

Günümüzde ise Husilerin güneye yönelik stratejisi hakkında bazı görüş ayrılıkları var. Güneyin servetini ve stratejik konumunu kontrol etme konusunda kendi aralarında herhangi bir görüş ayrılığı olmadığı zaten biliniyor. Islah Partisi’nin önde gelen isimlerinden olan Hamid el-Ahmer’e yakın bir isim, Husilerin güneye saldırmamasını, başka bir yöntem takip etmesini ve buraya yerinden edilmiş kuzeylilerin kaydırılmasını ancak bunun da kuzeydeki gibi askeri yöntemlerle yapılmamasını istedi. Hatta şunu dahi söyledi:

“Güney, kuzeyden ayrılmaya karar verse bile milyonlarca yerinden edilmiş kişiyi sınır dışı etmesi zor olacak. Bu da uluslararası arenada rahat hareket etmemize yardımcı olacak.”

Bu ifadeler aslında Islah Partisi'nin eski bir liderinin, 1994 savaşından sonra iki milyon kuzey Yemenlinin güneye yerleştirilmesi yönündeki çağrısını hatırlatıyor. Bu çağrıyı güneyin kuzeyden ayrılmasını imkânsız hale getirmek için yapmıştı.

İşte bazen iç savaş şeklinde ortaya çıkan Yemen’deki bu kaotik durumu İran gibi bazı bölgesel güçler kendi çıkarları için kullanabiliyor. Bir taraftan İran, Suudi Arabistan Krallığını ve Arap ulusal güvenliğini tehdit etmek için bu iç çatışmaları kullanırken, diğer taraftan Türkiye, İhvan’ın Yemen’deki uzantısı Islah Partisi'ne destek olmaya devam ediyor. Türkiye, bu partiye kapılarını ardına kadar açmış bulunuyor. İstanbul’da istedikleri gibi faaliyetlerde bulunabiliyorlar. Katar merkezli El Cezire üzerinden de Arap Koalisyonu aleyhinde istedikleri her türlü propagandayı yapabiliyorlar.

Husilerin güney bölgesinde başlattığı bu askeri hareketliliğe, özellikle Hudeyde’ki baskı azaldıktan sonra, Yeni Devrimci Konsey Başkanı Muhammed Ali Husi’nin tehditleri eşlik etti. Twitter'daki hesabından yaptığı paylaşımda Yemen’in batı sahilindeki Ras İsa Limanı’ndaki ‘Safir’ adlı geminin taşıdığı 1 milyon varilden fazla ham petrolü Kızıldeniz’e boşaltma tehdidinde bulundu.

Bu karanlık sahne devam ederken bazıları Yemen Parlamentosu'nun ülkenin doğusunda, Hadramut eyaletinin Seiyun kentinde yıllar sonra toplanmasını ve “Yemen siyasi güçleri Ulusal İttifakı” adı altında siyasi bir blok ilan edilmesini olumlu bir adım olarak gördü. Husilerin 2014’ün eylül ayında iktidara darbe yapmasından bu yana böylesi bu blok kurulamamıştı. Oluşturulan bu yeni blok’un başkanlığına getirilen Dr. Reşad el-Alimi Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte hedeflerinin Husileri yalnızlaştırmak, onlar üzerinde sosyal ve politik bir kuşatma oluşturmak, devletin restorasyonunu ve barışın gerçekleşmesini sağlamak olduğunu ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, Temsilciler Meclisi'nin açılışında yaptığı konuşmada meşru hükümetin üç referans bağlamında kapsamlı bir barışı sağlamayı amaçladığını ifade etti. Konuşmasının devamında, barış görüşmelerinde Husi oyalamaları ile başa çıkmak için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Suudi Arabistan, BAE, İngiltere ve ABD dışişleri bakanlarının Londra’da Yemen için bir araya gelmesi barış sürecini canlandıracak gibi görünüyor. Buluşmada, BM Güvenlik Konseyi’nin bir sonraki oturumunun Yemen hakkında olması ve Hudeyde anlaşmasının 15 Mayıs’tan önce uygulamaya konulması karara bağlandı.

Bölgesel ve uluslararası güçlerin tutumlarının ve çıkarlarının farklı olduğu açıktır. Yemen'deki durumu zorlaştırmaya çalışan taraflar olduğu gibi -İran ve Husiler gibi- barış çabalarını harekete geçirmek isteyen başka taraflar da var. Zira BM’nin bu alandaki başarısızlığı, bir yandan bölge ve uluslararası barış ve güvenlik için bir tehdit oluştururken diğer yandan da Yemen halkının çektiği acıyı artıracaktır.

Geldiğimiz nokta itibariyle barış konusunda iyimser olabilir miyiz? Yoksa işler daha da kötüye mi gidecek? Ne yazık ki ikinci varsayım gerçekleşecek gibi gözüküyor. Zira halen Yemen ve genel olarak da Arap bölgesi üzerinde bölgesel ve uluslararası mücadele devam ediyor.

 Önümüzdeki mayıs ayında iki varsayımdan hangisinin gerçekleşeceği ortaya çıkmış olacak... Ya İran'ın Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarını kapatma tehdidini uygulamaya koymasıyla Yemen’de ve bölgede büyük bir gerginlik yaşanacak, ya da barış çabaları başarıya ulaşacak. Yani “dörtlü” buluşmada belirlendiği gibi, BM Güvenlik Konseyi’nin bir sonraki oturumu Yemen hakkında olacak ve Hudeyde anlaşması 15 Mayıs’tan önce uygulanacak.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya