​Sri Lanka saldırıları DAEŞ ve El-Kaide için Orta Asya’da yeni bir başlangıç mı?

​Sri Lanka saldırıları DAEŞ ve El-Kaide için Orta Asya’da yeni bir başlangıç mı?

Perşembe, 25 Nisan, 2019 - 07:45
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
Terör kanlı bir şekilde tekrar vurmaya, DAEŞ’ten ve onun bir kolu olan “Horasan Vilayeti”nden tekrar bahsedilmeye başlandı. Bu “vilayet” çok iyi planlanmıştır. 26 Ocak 2015’de o dönem DAEŞ’in sözcüsü olan Ebu Muhammed El-Adnani, yayınladığı ses kaydında Horasan Vilayeti’nin kurulduğunu deklare etmişti. Bu vilayetin bölgesel emelleri; Orta Asya Cumhuriyetleri’nden Afganistan ve Pakistan’a kadar uzanan, Keşmir ile Şanghay’ı da kapsayan büyük bir oluşumu içinde saklamakta ve örgüt, bu ülkelerde faaliyet gösteren en kanlı örgütlerden biri sayılmaktadır. DAEŞ Pakistan-Afganistan bölgesine özel bir ilgi göstererek bu bölgeyi genişlemesi için stratejik bir araç ve olası bir güvenli sığınak olarak görmüştür.

Şöyle bir hatırlatmak gerekirse; DAEŞ’in öldürülmeden önceki ilk Afganistan sorumlusu Ebu Ömer El-Şişani’ydi. Ardından Afganistanlı olan ve 2013 yılında Suriye’de savaşan Kari Veliyurrahman, DAEŞ devletine bağlı grupların arasında koordinasyonu sağlaması için DAEŞ’in Afganistan’daki özel temsilcisi seçildi. Ancak DAEŞ daha sonra onu görevinden uzaklaştırarak yerine Tehrik-i Taliban Pakistan (Pakistan Talibanı) hareketinin eski liderlerinden Hafız Said Han’ı getirdi. Hafız Said 2012 yılında El-Kaide’yi Irak ve Suriye’de desteklemek için gönüllüler göndermeyi kabul etmişti. Hafız Said ile “Hakkani Şebekesi” ve “Peşaver Şurası” gibi diğer örgütlerin gönüllülerinin Suriye ve Irak’tan dönmesinin ardından örgüt liderleri, yerli halktan “hilafet devleti” ideolojisi sempatizanlarını saflarına katmaya başladılar.

2014 yılına gelindiğinde “İslam Devleti”nin temsilcileri, gerçekten de Pakistan ve Afganistan’a ulaşarak farklı gruplar ile ittifaklar kurup yerel kollarını inşa ettiler. Ama bunların her biri diğerinden bağımsız bir şekilde hareket ediyordu. Daha sonra bu kişiler, Tehrik-i Hilafet-i Horasan adını aldılar. DAEŞ’in bu bölgede tanıdığı ilk grup ise: Eski bir Taliban ve “Ketta Şura Meclisi” üyesi olan Abdulkazım Rauf’un kurduğu Afganistan Hilafeti’ydi. Abdulkazım Rauf bir başka DAEŞ sempatizmanı olan Azizullah Hakkani grubu üyesi olan Müslim Dost ile ittifak kurmuştu. Azizullah Hakkani grubu ise temel olarak “Hakkani” grubunun eski aşırılık yanlısı üyeleri tarafından kurulmuştu. Tehrik Hilafet-i Afganistan örgütü Bağdadi’ye yakın bir isim olan Hafız Said Han’ın liderliği altında faaliyet gösteren tek gruptu.

Tahminler; Horasan Vilayeti’nin 3 ila 5 bin arasında savaşçısı olduğuna ancak gerektiğinde bu sayının 7 bin ile 11.500’e ulaşabileceğine işaret ediyor. Rakamlardaki bu hızlı yükseliş; Horasan Vilayeti’nin yan kolları ile Pakistan, Afganistan ve dışındaki bölgelere yayılmış olan yerel müttefikleri aracılığıyla coğrafi açıdan hızlı bir şekidle genişlemesi sayesinde mümkün olmuştur.

Horasan Vilayeti’nin İran’daki varlığı açıkça zayıftır. Ama buna rağmen örgüt, 7 Temmuz 2017’de İran meclisi ve Humeyni’nin mezarına saldırı düzenlemeyi başarabildi. Buna ek olarak; Horasan Vilayeti İran’daki faaliyetlerinde 3 ayrı gruba güvenmektedir: Beluci Hilafet Hareketleri, Horasan Vilayeti’nin İran kolu, Doğu Azerbaycan İslam Hareketi.

DAEŞ ile birlikte Suriye’de savaşan Tacik ve Özbek birlikler sayesinde yerel cihatçı gruplar Orta Asya’da, Horasan Vilayeti ile güçlü ilişkiler kurabildiler. Bu gruplar arasında en aktif olanlar: Özbekistan İslami Hareketi, Tacikistan’daki temel silahlı güç olan Ansarullah Cemaati, Türkmenistan İslam Hareketi, Uygur muhalefetinin temel güçlerinden biri, fiili olarak “Çin’e sızma projesi”nde görev yapan Çinli bir “cihatçı” grup olan Türkistan İslam Hareketi’dir.

Pakistan ise özel bir vakadır. Çünkü Pakistan’da İslam Ordusu ve Molla Bakhtuvar gibi Horasan Vilayeti’ne entegre olmuş gruplar yanında Karaçi Üniversitesi’ndeki aşırılık yanlısı öğrenci grupları, Lahor’da Ümmet Partisi’nden ayrılan ve kendisine “Ümmetin Sesi” adını veren grup, Lal mescidine bağlı olan “Hafsa Cemiyeti”nden gençlerin oluşturduğu grup gibi gençlerden oluşan çok sayıda grup da bulunmaktadır. Bu grupların tamamı Horasan Vilayeti’ne biat ettiklerini açıklamışlardır. Buna ek olarak; Horasan Vilayeti Pakistan’daki aşırılıkçı gruplar ile güçlü bir ilişki içindedir.

Horasan Vilayeti’nin Tehrik-i Taliban Pakistan grubu ile ilişkileri kötüleşirken “İslam Askeri” gibi Taliban’ın Pakistan’daki diğer kolları ile güçlü bağlarını hala korumaktadır.  “Pakistan istihbaratına bağlı özel grup” olarak bilinen “Leşker-i Taiba ” ile ilişkileri ise çok kötüdür. Çünkü Horasan Vilayeti, hem kendi saflarına ajanların katılmasını hem de “Leşker-i Taiba”ya meydan okumayı istememektedir.

Hızlı bir gelişim göstermesine rağmen Horasan Vilayeti, liderleri arasındaki birçok çekişmelere de tanıklık etmiştir. Örneğiin Hafız Said ile Müslim Dost arasında çok büyük anlaşmazlık bulunuyordu. Bu nedenle Hafız Said, Horasan Vilayeti içerisinde yer alan bütün Afgan grupların rolünü kendi lehine olacak şekilde ikinci plana itmeye çalışmıştı. Yine bu nedenle “eyalet”lerden sorumlu olan birçok lider onu liderleri olarak tanımayı reddettiler. Hafız Said’in ABD’nin düzenlediği bir insansız hava aracı saldırısında öldürülmesinin ardından örgüt yerine Hasibullah Loğari’yi, Bağdadi’ye yakın bir isim ve Horasan’daki Afgan liderlerden biri olduğu için geçici olarak atadı. Loğari’nin de ABD Özel Güçleri’nin düzenlediği bir operasyon ile öldürülmesinin ardından Horasan Vilayeti’nin askeri kanadı, 2014 yılında Suriye’de savaşmış olan İslam Faruki Peştuni’yi seçti.

Horasan Vilayeti’nin bazı üyelerinin bu seçimi sorgulaması ve Pakistan istihbaratı ile yapılan gizli bir anlaşmanın sonucunda gerçekleşmiş olduğuna yönelik şüpheler taşıması, Orta Asya gruplarının kendisini tanımayı reddederek “Ömer Gazi”nin eski lideri Muaviye’yi seçmelerine neden oldu.

Taliban ile ilişkilere gelince; Horasan Vilayeti ilk başta Taliban ile en azından bir saldırmazlık anlaşmasına ulaşmaya çalıştı. Ama farklı ideolojileri ve bölgesel hırsları nedeniyle çok geçmeden aralarında çatışmalar yaşanmaya başladı. Aynı şekilde El-Kaide örgütü de bazı savaşçılarının yeni örgüte katılmasını engellemek için Horasan Vilayeti ile iyi ilişkiler kurmaya çalışsa da aralarında birçok çatışma yaşandı. Öyle ki Horasan Vilayeti’nin artan etkisine karşı koymak için örgüt lideri Zevahiri 2014 yılında, El-Kaide’nin Hindistan kolunu (Hint Altkıtası El Kaidesi) kurdu.

DAEŞ; Irak ve Suriye’de kaybetse de Horasan Vilayeti bir yandan hala kendisine bağlı birçok grubun bölgesel nüfuzuna dayanırken, diğer yandan muhteşem saldırılar (Sri Lanka’daki saldırıların arkasında onun olduğuna işaret edenler var) düzenlemeye gücünün yettiğini de kanıtladı. Buna ek olarak; Taliban ile ABD arasında halihazırda devam eden barış görüşmeleri de  barışı reddeden Taliban liderlerini, bu anlaşmaya bir tepki olarak Horasan Vilayeti’ne katılmaya sevkediyor.

Moskova; Horasan Vilayeti’nin Orta Asya Cumhuriyetleri’ne yönelik devam eden sızma hareketlerinden dolayı endişeli. İran ise Horasan Vilayeti ile savaşması için Taliban’a baskı yapıyor. Meşhed şehrinde Taliban için bir ofis açan İran, diğer yandan Afganistan’da “dost bir Taliban hükümeti” kurulması umuduyla Afgan barış sürecini de destekliyor.

Ancak bölgedeki istikrarsızlıkla mücadelede iki temel oyuncu hala Hindistan ve Pakistan’dır. Ama Hindistan ile Afganistan Pakistan’ı “Leşker-i Taiba” ile “Hakkani Şebekesi”’ni finanse etmekle suçlarken, hatta Horasan Vilayeti’ni Taliban’ın kollarından biri olarak sayarken, Pakistan da bu iki ülkeyi ulusal güvenliğini zayıflatmak için Tehrik-i Taliban Pakistan ve Horasan Vilayeti’ne gizli destek vermekle suçluyor.

Acaba Sri Lanka’daki korkunç saldırılar, DAEŞ ve El-Kaide için Orta Asya’da yeni bir bölümün başlangıcı mıdır?

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya