Çarpıcı jeo-ekonomik değişimler

Çarpıcı jeo-ekonomik değişimler

Çarşamba, 24 Nisan, 2019 - 07:45
Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire’de Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü

Süveyş Kanalı'nın 1869'da açılması, Doğu Akdeniz bölgesindeki çarpıcı değişikliklerin ilanıydı. Seyrüsefer ve iletişim kurmanın çok da kolay olmadığı bir dönemdi (o zamanlar uçak yoktu). Ancak bu yenilik, Mısır ve Yakın Doğu üzerinde hesaplar yapan büyük güçler arasında yoğun bir rekabet yaratmaya yetti.

Sonradan bedeli ise ağır oldu, bu nedenle Mısır'daki öğrencilere coğrafya dersinde,  bu kanalı kazmanın bir ‘nimet’ mi yoksa ‘afet’ mi olduğunu sormak alışkanlık haline geldi. Zira Mısır'ın İngilizler tarafından işgali büyük bir şok meydana getirdi.

Ancak 20. yüzyılda, başka bir çarpıcı gelişme yaşandı, içten yanmalı motorlar ortaya çıktı, sürekli bir enerji kaynağına ihtiyaç duyulmuştu, elbette ki o da petroldü. Daha sonra bölgedeki ilk petrol sahası, Mısır'ın Kızıldeniz kıyılarındaki Ras Garib'de keşfedildi. O an itibariyle Ortadoğu ve petrol beraber anılır oldu. Kanal, Körfez'den gelen Arap petrolünün Avrupa ve Kuzey Amerika'daki tüketim alanlarına geçiş koridoru haline geldi.

Süveyş Kanalı gemilerin geçmesi konusunda belirli bir kapasiteye sahip olduğundan dolayı geçtiğimiz yüzyılın 70’li yılların sonu Arap işbirliğinin zirveye çıktığı yıllar oldu. Süveyş Körfezi üzerinden Ain Sukhna limanına gelen gemilerin taşıdığı Arap petrolünü, Akdeniz kıyısında tüketicilere petrol ulaştırmak üzere bekleyen diğer gemilere taşımak için Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt işbirliği ile SUMED petrol boru hattı inşa edildi.

Neyse ki, bu tür bir Arap işbirliği, kanalın ve boru hattının enerji aktarımına dâhil olan taraflara sağladığı faydaları önleyen savaşlar da dâhil olmak üzere, siyasi ihtilafların ve olağan Arap krizlerinin aşılmasını sağladı. Mısır, kanaldan paralel bir geçişe imkân tanımak için başka bir şube kurarak kanalı genişletmeye ve derinleştirmeye karar verdiğinde, Arap ülkeleri, özellikle BAE, projenin rekor bir hızda tamamlanmasına yardımcı olmak için önemli adımlar attılar.

21. yüzyılın ikinci on yılı Arap milletine merhametli olmamasına rağmen, ikinci yarı, bir yandan Mısır ile Suudi Arabistan, diğer taraftan Mısır ile Kıbrıs arasındaki deniz sınırının planlanması yapıldığında bölgedeki en önemli jeo-ekonomik ve jeo-politik gelişmelerden birine tanık oldu. Bu adım, bölge genelinde heyecan verici gelişmelere kapı araladı, birincisi, Doğu Akdeniz bölgesinde, Mısır, Filistin, Kıbrıs, İsrail ve Lübnan kıyılarında büyük gaz keşifleri oldu. İkincisi, Kızıl Deniz, Suudi Arabistan ve Mısır açısından ekonomik reform süreçlerinin yaşandığı en önemli alanlardan biri haline geldi.

Öncelikle turizm, ticaret ve ulaştırma alanında yatırımlar yapıldı, bu da petrol gelir kaynaklarını petrol dışı kaynaklarla çeşitlendirmek anlamına gelmektedir. İkinci olarak, Mısır'ın ekonomik alanı denize doğru genişlemiş oldu, bu da Nil'den Kızıldeniz Sahili’ne tarihi bir geçiş anlamına geliyordu. Dolayısıyla Hala’ib Üçgeni, Shalatin, Marsa Alam, Kusayr, Safaga, Hurgada, Zafarana, Ain Sukhna kentlerinden Süveyş'e kadar büyük bir ekonomik iyileşme sağladı.

Kızıldeniz artık sadece Hint Okyanusu ile Akdeniz arasında bir su havzası değildir, bilakis Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki Akdeniz hattını iki ülke arasında bir köprü haline getirebilecek ümit verici bir ekonomik bölge haline gelmiştir. Belki de bu jeo-ekonomik gelişme, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Somali, Sudan, Cibuti ve Yemen'i içeren periyodik toplantılar yapılmasını, koordinasyon da dâhil olmak üzere denize kıyısı olan ülkeler arasında siyasi ve güvenlik bağlantısı kurulmasını gerekli kılmıştır.

Doğu Akdeniz bölgesinde de benzer gelişmeler yaşandı, Mısır ve Kıbrıs arasındaki deniz sınırının planlanması ile uluslararası petrol ve doğal gaz şirketleri bölgede arama faaliyetlerini hızlandırdılar. Aramalar önemli keşifler veya önceki keşiflerin duyurulmasıyla sonuçlandı. Mısır, Filistin, Ürdün, İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve İtalya'yı içeren Doğu Akdeniz Forumu'nun kurulması ile ortaya çıkan işbirliği, önemli fırsatlar yarattı.

Bu forum gaz transferi, sıvılaştırılması ve ihracatı ile ilgili uzun bir liste üzerinde işbirliği ve koordinasyon için kuruldu ve petrol bakanlarının uhdesinde çalışmalarını devam ettirmektedir. Bu forumda Mısır, yalnızca karası ve denizi büyük miktarda gaz içerdiği için değil, aynı zamanda 100 milyonun üzerindeki nüfusu ve gübre, alüminyum, çimento, demir ve çelik gibi yüksek enerji tüketen endüstrileri nedeniyle enerji tüketiminde en büyük pazar olduğu için öne çıktı.

Öne çıkmasında bir üçüncü faktör ise, Dimyat ve İdku'da iki gaz sıvılaştırma tesisine sahip olmasıdır. Sadece Mısır gazını değil, diğer ülkelerin gazını da ihraç edebilecek limanlara sahip. Dördüncü faktör de, Mısır, Ürdün ve İsrail’e gaz taşımak için bir boru hattı şirketine sahibi olup, koşullar uygun olduğunda Lübnan ve Suriye’ye de gaz taşıma potansiyeline sahiptir. Bu gelişmeler, genel olarak enerjiye olan desteğin yükseltilmesine yönelik cesur ekonomik kararlarla birlikte Mısır ekonomisinin geleceği adına ümit verici işaretler olmuştur. On yılın başında peş peşe gelen devrimlerden dolayı girdiği kriz durumundan çıkması da mümkün hale gelmiştir.

Şimdi soru şu: Akdeniz ve Kızıldeniz’deki bu çarpıcı jeo-ekonomik gelişmelerin yatırıma dönüştürülme olasılığı var mı? Özellikle de Suudi Arabistan ve Mısır'da gerçekleşen siyasi reform değişiklikleriyle daha da önemli bir konuma gelmişken… Mısır ve Suudi kalkınması için ortada muhteşem iki vizyon var, sonraki aşamada (2030) bu korelasyonun dikkate alınacağı çok açıktır.

Suudi vizyonu, Krallığı bir Akdeniz ülkesi yapma üzerine kuruludur. Mısır vizyonuna gelince, en önemli dayanaklarından biri, ‘nehirden (Nil) denize’ geçiş yapabilmektir. Nasıl ki geçmiş yedi bin yıl boyunca nehir ülkesi oldu, önümüzdeki yedi bin yıl boyunca da deniz ülkesi olmak istiyor! İki ülkenin stratejik yönelimleri ve vizyonları, düşünceleri proje haline getiriyor. Bu sadece bir hayaller manzumesi de değil, en başta Filistin-İsrail çatışması ve yakın zamanda gerçekleşen büyük komplikasyonlar, bu tür bir projenin önünde duran engellerdir ve her iki ülke de bu engellerin farkındadır.

Kıbrıs’ı ve Suriye’nin bazı bölgelerini tehdit eden bir Türk agresifliği var, üstelik ne Suriye ne de Lübnan’da şartlar henüz düzelmiş değil. Ancak, coğrafi veya politik olarak tüm dramatik gelişmeler, bir zaman sonra-hani denir ya- sönmüş bir ateşe dönüşecektir. Şimdiye kadar ortaya çıkan sonuç, riskten daha fazla fırsatın olduğunu göstermektedir. Bu veriler, politikacılardan düşünürlere kadar bu gibi meselelere kafa yoranları düşünmeye bir çağrıdır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya