Osmanlının Millet-i Sadıka’sı Ermeniler soykırım mı yaşadı?

Osmanlının Millet-i Sadıka’sı Ermeniler soykırım mı yaşadı?

Çarşamba, 24 Nisan, 2019 - 07:00
​Resul Tosun
Gazeteci Yazar
24 Nisan tarihi sözde Ermeni Soykırımı’nın yıldönümü olarak gündeme geliyor. Ermeni diasporası Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturma istikametinde hem Batı’da hem de Türkiye karşıtı Doğu ülkelerinde yoğun faaliyetlerde bulunuyor.

Batı, geçmişin intikamını alırcasına hareket ederek çifte standart uyguluyor ve olaya sadece diaspora gözlüğüyle bakıyor. Doğudaki Türkiye karşıtı halkı Müslüman bazı ülkelerin yönetimleri de 24 Nisan bahanesiyle Türkiye aleyhine beyanlarla ve yayınlarla kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışıyor.

Oysa gerçek hiç de onların söylediği gibi değil.

Ermeniler Osmanlı toplumunda tarih boyunca, millet-i sadıka olarak anılacak kadar uyum içinde yaşamıştır.

Ermenilerle Türklerin Anadolu’daki kaynaşması onlara Hristiyan Türkler dedirtecek kadar ileri düzeydedir.

Türkler ile kaynaşmaları ve geliştirdikleri bu dostluk sayesinde Ermeniler Osmanlı Devleti’nde önemli görevler üstlenmişlerdir.

Osmanlı arşiv belgeleri Ermenilerin tercüman, vergi toplayıcısı, mimar, zanaatkar, hazinedar ve hatta bakan olarak her türlü göreve ön yargısız olarak tayin edildiklerini göstermektedir.

Ermenilerin Türk komşuları ve yönetimi ile ilişkilerinin gerginleşmesi, 1789 sonrası yayılan milliyetçilik hareketleri sonrasıdır.

Özellikle misyonerlerin faaliyetleri neticesinde bu hareketler dış destek alarak örgütlenmeye başlamışlardır.

Avusturya, İtalya ve Fransa’nın Katolik Ermenileri; Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Ortodoks Ermenileri ve İngiltere ve Amerika’nın Protestan Ermenilerini himaye altına almaları, Osmanlı millet sisteminin hassas dengelerini bozmuştur.

Bin yıllık Türk-Ermeni dostluğunun bozulmasında en önemli aktör, şüphesiz Rusya’dır. Rusya, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Osmanlı’ya ihanet eden Ermenilerin bir kısmını ordusuna alarak Doğu Anadolu’da doğal müttefikini bulmuştur.

1816 yılında Moskova’da kurulan Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü kimlikleri büyük ölçüde erozyona uğrayan Ermenilere eski ulusal bilinçlerini aşılama faaliyetlerini yoğunlaştırarak, Rusya’nın emellerine hizmet etmiştir.

Protestan misyoner faaliyetleri de başka bir koldan ve fakat farklı bir amaçla çalışarak Rusya’nın işini kolaylaştırdı. Çünkü bütün bu faaliyetler karşısında Türk halkı ile Ermeni halkı arasında gelişen işbirliği ve dostluk köprüleri incelmeye başladı.

Rusya ve kiliselerin amaçları doğrultusunda çalışan Kara Haç Cemiyeti (1878), Pashtpan Haireniats (Anavatan Savunucuları) (1881), İhtilalci Amerikan Partisi (1885), İhtilalci Hınçak Partisi (1887), Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) (1890) gibi dernekler ve örgütler incelen köprüyü nihayet dinamitledi. Çünkü bu derneklerin ortak amacı devrimci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, isyana teşvik etmek ve son hedef olan bağımsızlık önündeki engelleri aşamalı olarak kaldırmaktı.

Ermenilerin daha I. Dünya Savaşı başlamadan Rusya tarafına geçmesi ve 30 Ağustos 1914 tarihinde Zeytun’dan başlattıkları isyanları Maraş, Kayseri, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum ile sürdürmeleri radikal önlemler alınmasını gerektirdi.

Hiçbir ülke cephede savaşa girerken arkasında düşmanın müttefikini bırakamaz.

Bu isyanlar sırasında Ermeni çeteler savunmasız Müslüman köyleri basıyor, çocuk ihtiyar kadın demeden topluca insanları katlediyordu.

Ermeni destekli Rus kuvvetlerinin ve Ermeni çetelerinin katlettiği Müslüman sayısı 120 bini bulmuştu.

İşte bunun içindir ki millet-i sadıka olan Ermeniler doğu illerinde kötülüğün sembolü haline gelmişlerdir. Doğu illerinde birine küfretmek için Ermeni soyu, Ermeni kızı, gibi sözler yeterli olmuştur. Ermeni kelimesi Müslüman düşmanı ile eş anlamlı hale gelmiştir.

Bu kıyımlar sırasında ülkenin batısına göçen Müslümanların Ermeniler hakkındaki bu yargıları hala devam etmektedir. Bu tarihi bilmeyenler bu yargıyı da anlayamamaktadırlar.

Ermeni vatandaşlarımız bu yargıyı silmeye çalışırken, maalesef diaspora bu yargıyı silmek yerine körüklemektedirler.

Ruslar 20 Nisan 1915 tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan adeta sürüyorlardı.

Bu nedenle, hem misilleme yapmak hem de isyancıları dağıtmak için Enver Paşa Ermenileri ve ailelerini ya Rus topraklarına sürmek ya da Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gerektiği fikriyle Talat Paşa’ya emir veriyor kendisinin Rusya’ya sürme yanlısı olduğunu ama nihai kararı Talat Paşa’ya bıraktığını ifade ediyor.

Talat Paşa da vakit geçirmeden Erzurum ve Van Valilerine bölgedeki Ermenilerin güneye tehciri emrini veriyor.

Diplomatik dokunulmazlığı olan Ermeniler, asker, subay ve sıhhiye subayları ve aileleri, Ermeni mebus ve aileleri, bazı meslek sahipleri ile tüccarlar ve zanaatkarlar tehcir kapsamına alınmamışlardır. Yine devlet adına üretim yapan Ermeni işçiler, reji idaresi çalışanları, Duyun-u Umumiye memurları, öğretmen ve aileleri, hastalar ve görme özürlüler, kadın (aceze-i nisvan), çocuk ve yetimler; ayrıca Trakya, Batı Anadolu, İzmit, Konya, Bursa ve Kayseri gibi pek çok yerde herhangi bir komite üyesi olduğu tespit edilmeyen Gregoryen Ermeniler de zorunlu göç ettirilecekler arasında yer almamıştır.

10 Haziran 1915’te bir Emvali Metruke Komisyonu kurulmuş ve zorunlu göç ettirilen Ermenilerin geride kalan mallarını kayıt etmek veya satılanların bedellerini döndüklerinde Ermenilere verilmek üzere mal sandıklarına teslim etmekle görevlendirilmiştir.

Savaş şartlarında toplu halde güneye tehciri sırasında Ermenilerden binlercesinin salgın hastalıklar ve çetelerin baskınları gibi kasıt dışı kimi sebeplerle öldüğü ve acı çektiği tarihi bir gerçektir.

Hatta tehcir sırasında görevini kötüye kullandığı tespit edilen 1397 kişi mahkeme önüne çıkarılmıştır.

Osmanlı belgeleri tehcir edilenleri 438.758, yerlerine ulaşanları da 382.148 olarak vermektedir. Yani kayıpların sayısı resmi kayıtlara göre 56.600 civarındadır.

Ayrıca kayıt altına alınmadan kendiliğinden göç edenlerden de yolda hayatını kaybedenler vardır.

22 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan bir kararname ile Ermenilerin geri dönüşüne izin verilmiştir. Dönüşlerini kolaylaştırmak için devlet tahsisat ayırmış ve Şubat 1919 tarihinde harcanan para 120 milyon liraya (takriben bir milyar dolar) yükselmiştir.

Böylece 1919 Eylül ayında tahsisat belgelerine göre 210-220.000 Ermeni yurtlarına dönmüştür.

1921 yılı başında Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve Ermenilerin Türkiye’de yaşadığı yerleri gösteren bir tabloya göre dönenlerle beraber Ermeni nüfusu 644.900 olarak verilmiştir.

Tarihi vesikalar o tarihte diğer bölgelerdekilerle birlikte Ermenilerin 1 milyon 400 bin civarında olduğunu söylemektedir. Bu da Osmanlı kayıtlarını doğrulamaktadır.

Zaten toplam sayısı bir buçuk milyon civarında olan Ermenilerin harpten sonra bir milyon 400 bin olduklarının tespiti, 1 milyon 500 bin Ermeni’nin katledildiği iddiasının bir tarihi çarpıtma propagandası olduğunu açıkça göstermektedir.

1915 olayları bir soykırım veya etnik temizleme olmayıp iki tarafın da çektiği acılarla dolu olaylardır.

Peki soykırım nedir?

SOYKIRIM (JENOSİT), ırk, din, dil ve kültür gibi belli özelliklere sâhip toplulukların veya grupların açık biçimde yok edilmesidir.

Pekala 1915’de Ermenilerin yaşadığı trajedi bir soykırım mıdır?

Eğer sırf Ermeni olduğu için insanlar öldürülmüş olsaydı evet onun adı soykırım olurdu.

Kabul ediyoruz bu sürgünde çok sayıda Ermeni kâh salgın hastalık kâh kimi çetelerin saldırıları sebebiyle büyük kayıplar vermişlerdir.

Bu acılar sebebiyle Erdoğan Başbakanlığı döneminde taziye mesajı yayınlayarak acıları paylaşmıştır.

Bununla birlikte tehcir sırasında görevinde kusurlu olmaları sebebiyle devlet 1397 kişiyi mahkeme önüne çıkarmıştır. Maalesef  Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey gibi haksız yere cezalandırmalar da yaşanmıştır!
***

 “Tehcirin Batılı bazı devletler tarafından aleyhte gösterilmesinin önüne geçmek isteyen Osmanlı Devleti, olayın objektif bir şekilde araştırılması için oluşturulacak komisyona Hollanda, Danimarka, İspanya ve İsveç’i davet etmişti. Söz konusu ülkelerin elçiliklerine gönderilen davet mektubunda ‘Ermeni tehcirinde suiistimalleri görülen memurları meydana çıkarmak üzere kurulacak soruşturma komisyonlarına ikişer hukukçu göndermeleri...’ istendi. Ancak bahsi geçen bu dört ülke, elçilikleri vasıtasıyla komisyona temsilci gönderemeyecekleri cevabını ilettiler.”

Türkiye Cumhuriyeti devleti de bugün konunun araştırılması için ilmi bir heyet oluşturulmasını ve ilgili devletlerin arşivlerini açmalarını teklif etmedi mi? Etti etmesine de gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler bu teklife yanaşmadılar bile.

Evet, o tarihte yaşanmış acılar var, kayıplar var ama bu acı ve kayıp tek taraflı değil.

Maksadımız yaraları deşmek değildir. 

Lakin batı parlamentolarında karar çıkartarak Türkiye’yi mahkum etme çabası tarihi olayları siyasete alet etmekten öte bir anlam taşımaz.

Bugünkü Ermenistan 25 senedir Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal altında tutarken batının 100 yıl önceki olaylar üzerinden Türkiye’yi mahkum etmeye çalışmasının hiçbir inandırıcılığı yoktur.

Tarih tarihçilere bırakılmalı ve meclislerde tarih yazılması maskaralığına da gülünüp geçilmemelidir, tehcirde gerçek neyse öylece yazılmalı, anlatılmalı ve aktarılmalıdır.

Türkiye en makul teklifi yapmıştır. Uluslararası bir tarih komisyonu kurulmasını, ilgili tarafların arşivlerini açmasını, soykırım iddiaları hakkında o komisyonun karar vermesini teklif etmektedir.

Batı dünyası ve Doğu’daki kuklaları Osmanlı döneminde oluşturulmak istenen heyete üye vermediği gibi şimdi de bu teklifi görmezden gelip Türkiye’yi mahkum etme politikası gütmektedir.

Not: Tarihi bilgiler Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK beyin TÜRK ERMENİ ANLAŞMAZLIĞININ SİYASİ KÖKENLERİ, TEHCİR VE DÖNÜŞ ÜZERİNE YAKLAŞIMLAR makalesinden alınmıştır. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya