​Arap Devrimlerinde orduların üstlendiği rol: Tunus Örneği

​Arap Devrimlerinde orduların üstlendiği rol: Tunus Örneği

Salı, 23 Nisan, 2019 - 14:30
Tunuslular dün başkentin ortasındaki Habib Bourguiba Meydanı'ndaki devrimi anıyor (AFP)
Londra / Şarku'l Avsat
17 Aralık 2010’da seyyar satıcı Muhammed Buazizi’n kendini ateşe vermesi, Tunus’ta "Yasemin Devrimi" olarak bilinen devrimin başlamasına neden oldu. Bu olay bölgedeki diğer toplumlar içinde adeta bir kırılma noktası olmuştu.

Tüm Arap dünyasını saran Yasemin Devrim’i Çin’e kadar ulaştı. Tibet’te Budist rahiplerin kendilerini ateşe vermelerinin ardından Pekin, internetteki arama motorlarında “yasemin” kelimesi ve Tunus devrimine ilişkin herhangi bir kelimenin aranmasını engelledi. 28 Aralık 2010 tarihinde Cezayir'de, 17 Ocak’ta Moritanya'da, 18 Ocak’ta Umman ve Yemen'de, 25 Ocak’ta Mısır'da, 30 Ocak’ta Sudan'da, 1 Şubat'ta Cibuti'de, 13 Şubat’ta Libya ve Somali'de, 18 Şubat'ta Kuveyt'te ve 20 Şubat’ta da Fas’ta protesto gösterileri patlak verdi.

Murad eş-Şabi, araştırma notlarını, Fransızca olarak kaleme aldığı “Orduların Arap devrimlerindeki tutumları ve rolleri” başlıklı kitabında (The Presses Universitaires de Rennes - PUR, 2015) bir araya getirdi. Kitap, Arap devrimlerinin temel özelliklerini ve askeri darbelerle ya da orduyla yakından bağlantılı olan kişilerin iktidarları sonucu oluşan diktatörlük rejimlerini konu ediniyor.

Ordular, Suriye örneğinde olduğu gibi ya devrimin karşısında yer aldılar ya da Tunus örneğinde olduğu gibi tarafsız kaldılar. Ancak bu önceden yapılmış bir gözlemin sonucu değildi.

Suriye'de isyancılar bir yandan ordu ve halk arasındaki fark ile bölgedeki diğer rejimlerin orduları arasındaki farkı, diğer yandan bölge ve uluslararası bağlamlarını görmezden geldiler. Suriye'deki barışçıl gösteriler öncelikle orduya yönelik sevgi gösterileri içeriyordu. Örneğin Gıyas Matar yaşadığı Deraya kentinde askerleri gül ve sularla karşılamasıyla tanınmıştı. Ancak Matar’ın ailesi oğullarının ancak cansız bedeni teslim alabildi.

Arap toplumları arasında homojenliğin olmasının yanı sıra orduları da bir birlerinden farklıdır. Fas, Cezayir, Mısır gibi Arap ülkelerinde ordular petrol gibi ekonomik gelirlerden yararlanırlar. Mısır ordusunun Cemal Abdunnasır’ın ölümünün ardından etkisi bir nebze olsun azalsa da buna karşın büyük ekonomik gelirler edindi. Mısır ve Cezayir’de ordu resmi olarak iktidarda yer almasa da siyasi otorite üzerinde etkisini koruyor. Fakat buna karşılık Tunus ordusunun tarafsızlığının altında yatan sebep neydi?

Tunus ordusunun tarafsızlığı

Independent Arabia'dan Menal Nahas'a göre bazı gözlemciler açısından Tunus ordusunun tarafsızlığı tam bir sürprizdi. Çünkü Tunus ordusu geçmişte, 1978 ve 1984 yıllarında un, şeker ve ekmek gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki artışın ardından “Ekmek Devrimi” olarak bilinen ayaklanmaları şiddetle bastırmıştı. Ancak bu baskıcı tutum ile yeni tarafsız tutum arasında 30 yıl gibi bir zaman dilimi bulunuyor. Bu süre zarfında Tunus ordusunda bir takım değişiklikler yaşandı.

Murad eş-Şabi, Tunus ordusu tarihinin, yalnızca Mart 1956'daki bağımsızlık dönemine değil, 1830’lardaki Osmanlı’nın son dönemine dayandığına işaret etti. Ta o dönemlerde, Batı ordularını taklit eden ve Batı askeri danışmanlarının uzmanlığından istifade eden bir Tunus ordusu ortaya çıkmıştı. Tunus, 1856 ve 1857 Kırım Savaşı'nda Fransızların yanında savaşmak üzere yaklaşık 10 bin askerini göndermişti. Tunus ordusu başlarda, Fransız kuvvetlerini destekleyen köklü bir güç olarak görüldü. Ancak Şubat 1958’de 70 kişinin öldüğü 100 kişinin ise yaralandığı Tunus’un Sakiye Sidi Yusuf kasabasının bombalanması olayı ve 1961 yazındaki Bizerte Savaşı gibi Fransızların yaptığı bir takım hatalar, bu durumu değiştirdi. Bağlarını ve saflarını sıkılaştıran Tunus ordusu, Tunus halkını kuşattı. Tunus ordusu, diğer Arap ülkelerinin ordularına nazaran bağımsızlık sonrası süreçte belirgin bir rol üstlenmedi.

Tunus’un eski başbakanlarından Habib Burgiba bir avukattı. Ordu mensubu olması mümkün değildi. Fransa’nın ilkelerini Tunus'a ithal etmeye çalıştı ve siyasi iktidar ile askeri iktidar arasında açık bir ayrım yapılması konusunda ısrar etti. Tunus toplumu hem dini hem etnik hem de kimlik açısından oldukça homojen bir yapıya sahiptir. Burgiba'nın hayatındaki iki olay orduyla bağlantısı olduğu şüphesini artırmıştı. Henüz genç bir avukatken Fransız askeri mahkemesine çıkarılarak yargılanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezasını bugün “Burgiba Kulesi” olarak bilinen kulede çeken Burgiba, hapishane deneyiminin ardından Suriye ve Irak gibi askeri darbelerin yapıldığı Ortadoğu’daki birçok ülkeyi ziyaret etti. Buralarda olan biteni not eden Burgiba, edindiği bilgiler ışığında devletin istikrarını sürdürdü.

Burgiba şüphesi

1962’deki Lazhar Chraiti’nin devrim girişimi Burgiba’nın ordu ile ilişkisine dair şüpheleri artırdı.  Burgiba, Haziran 1966’da Savunma Bakanlığı’nın kurulması da dahil olmak üzere ordunun etkisini sınırlandırmaya yönelik girişimlerde bulunmaktan çekinmedi. Ordu ile ilişkisine dair şüphenin yanı sıra muhalif seslerin bastırılması, Tunus’ta tek partili sisteme kapı açtı. Burgiba, orduya karşı Ulusal Muhafızları güçlendirdi. Tunus ordusunun etkisini azaltmak ve gücünü dengelemek için harekete geçen Burgiba’nın kaygıları, 1956’dan bu yana sürgündeki Salih Bin Yusuf’a atfedilen muhalif hareketin etkisiz hale getirilmesine neden oldu.  Muhalifler, Kahire ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ile müttefiklik kurdu.   Batı'ya dönük olan Burgiba ile bir anlaşma yapan Paris, Tunus ordusu kadrolarına katılmak üzere Fransız askeri kolejlerinde Tunuslu subaylar yetiştirdi. Tunus kuvvetleri, Fransa ve ABD’den teçhizat satın alıyor ve Arap ya da Doğu ülkelerine gitmiyordu. Araştırmacı yazar eş-Şabi kitabında, Tunuslu subayların, Batı ile işbirliğinde standartlara uyduğunu ve sivil makamlara saygı gösterdiğini aktarıyor.

Bağımsızlıklarının ardından petrol gelirlerinden pay alan Cezayir ve Libya ordularının aksine Tunus ordusunun kaynakları oldukça mütevazıydı. Güç bela bastırılan 1978 protestoları, orduya ABD’den teçhizat alma ihtiyacını hissettirdi. 1979’daki dini radikalizmin yükselişi ve radikalizm yanlılarının İslam’ı siyasal bir seferberliğe dönüştürme arzusuyla birlikte, Tunus ordusu halk savunma komiteleri kurma projesinden vazgeçti. 27 Ocak 1980’de Gafsa darbe girişimi ve İsrail’in Tunus'taki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Hammam Şat karargahına yönelik saldırısı, Tunus siyasi otoritelerini, ordunun gücü ve donanımını güçlendirmeye itti.

Bin Ali ve ordunun marjinalleşmesi

Ordu mensubu olan Zeynel Abidin bin Salih, 1987’deki darbenin mimarıydı. Bin Salih, 1991 yılında bir grup subayı darbe girişiminde bulunmakla suçladıktan sonra Burgiba’nın izinden giderek ordunun gücünün azaltılması yolunu izledi.

Yazar eş-Şabi’ye göre Tunus ordusu 1990'lardan itibaren, iktidardaki Demokratik Anayasal Birlik Partisi ve Cumhurbaşkanı Bin Ali'ye karşı kin beslemeye başladı. Burgiba döneminde yaşananların aksine, Ulusal Muhafızların güçlenmesi, ordunun marjinalleşmesi dengelemedi. Ancak buna karşın Bin Ali polis teşkilatını güçlendirdi.

20 yılda 4 kez darbe girişimine maruz kalan Zeynel Abidin bin Ali, ordunun gelir paylarını azalttı ve görevlerini yeniden tanımladı. Yazar eş-Şabi, Bin Ali'nin orduyu, rolünü azaltarak, güç çemberinden çıkararak ve aldığı gelir payını kısıtlayarak budamasının, ordunun ulusal egemenliği koruyabilen yüksek verimli bir kurum ve siyasi açıdan dağınık bir güç olarak ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu düşünüyor.

Ancak bu güç bugün, radikaller karşısında meskun mahal operasyonları yürütmekten aciz kalıyor.  Bununla birlikte Tunus'ta 2013'ten bu yana devam eden güvenlik kargaşası ordunun bütçesinde bir artışa yol açtı.

Ordunun bu göreceli tarafsızlığı, Tunuslulara saygı gösterme eğiliminde oldu. Ordunun iktidar içinde kazanılmış herhangi bir menfaati yoktu. Protestolar karşısında şiddet kullanmayı reddetti. Çünkü şiddete başvurmak meşruiyetini zorlamaktı. İçişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkilileri ordu komutanlarının aksine Bin Ali’ye sadıktı. İktidar partisi bu sadakate karşılık, onlara para veriyordu. Bin Ali döneminin güvenlik birimleri, Tunusluları değil, iktidarı korudu.

Ordu, Cumhurbaşkanı Bin Ali’nin eşinin de mensubu olduğu Trablusi ailesinin fertlerini ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı Özel Kuvvetlerin komutanlarını tutuklamakta bir an olsun tereddüt etmedi.

Bu faktörler, Tunusluları orduya yaklaştırdı. Tunus’ta vatandaşların askeri hizmet zorunluluğu bulunuyor. Bununla birlikte ordudaki askerlerin büyük bir çoğunluğu kırsal bölgelerden geliyor. Şehirli ve seçkin çevrelerin çocukları askerlik yapmaktan kaçınıyorlar ve ordunun okuma-yazma bilmeyen köylülere ait olduğunu söylüyorlar. Asker olan Tunusluların çoğu iş ve inşaat çevreleriyle sınırlı bir hayat yaşıyorlar. Bu çevreleri çıkar ağlarına bağlamıyorlar.

Öte yandan Tunus’taki barışçıl geçişin, ülkenin coğrafi konumuna katkıda bulunduğuna dikkati çeken Murad eş-Şabi, Tunus’un Mısır gibi bölgede önemli bir konuma sahip olmadığını, bu nedenle ABD ve Arap ülkelerinin müdahalesinden uzak olduğunu belirtiyor. Ancak buna karşın ordunun ilkelerinin ve tarafsızlığının bir dereceye kadar Amerikan ve Fransızların eğitim ve donanım konusundaki tecrübelerinden kaynaklandığına ve diğer taraftan olası bir Amerikan müdahalesinin söz konusu tarafsızlığı ortadan kaldıracağına inanıyor. Bununla birlikte Şabi, Tunus ve Mısır ordularının pragmatik yaklaşımının, başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin ordularından kaynaklandığını düşünüyor.

Editörün Seçimi

Multimedya