Garsonlar ve müşteriler

Garsonlar ve müşteriler

Salı, 23 Nisan, 2019 - 08:00
Halid Kıştini
Iraklı gazeteci - yazar
Restoranlarda garsonlar ile müşteriler arasındaki ilişki her zaman gerilimlidir. Garsonlar müşterilerinden içten içe nefret ederler, çünkü onlara hizmet etmek kendilerini aşağılanmış ve eksik hissetmelerine neden olur. Garsonlar ne kadar zor olursa olsun onların emirlerini yerine getirmek, eleştirileri ve aşağılamalarına edep ve saygı ile katlanmalıdırlar.

Ticarette geçerli olan kurala göre müşteri her zaman haklıdır. Müşteriler de kendi açılarından garsonlara karşı eksiklik hissederler. Çünkü onlar, yemek ve içecekler ile yeme içme kuralları ve görgüsü hakkında onlardan daha bilgilidirler. Yemekleri onların zevkine ve iyi hizmetlerine bağlıdır.

Ancak garsonlar çoğu zaman müşterilerinden hizmet ve saygı sınırları içerisinde intikam almak için ustaca bir yol da bulurlar. Örneğin, geçmişte Bağdat’taki bazı restoranların kapısının üzerinde: “Sadece Müslümanlar içindir” yazan bir levha asılı olurdu. Bu da garsonlara beğenmedikleri herhangi bir müşteriden intikam alma fırsatı verirdi. Onlara: “Özür dileriz efendim. Bu restoran Müslümanlara özeldir. Sizin gibi komünist birisinin burada yemek yemesi mümkün değildir. O yüzden buyurun çıkın” derlerdi. Bunun üzerine zavallı, restoranda bir tabak bamya yiyebilmek için komünist olmadığını kanıtlamak zorunda kalırdı.

Halkın aydınlanması ve bilinçlenmesi ile bu levhalar da kalktı. Ancak günümüzde bizi ele geçiren mevcut gericilik akımı nedeniyle yakın bir zamanda kapılarına “Şiilere özel” ya da “Sünnilere özel” gibi levhalar asılı restoranlar görebiliriz.

Ülkemizde adet olduğu üzere garsonlar müşterilerin siparişlerini mutfağa iletirken örneğin: “Buradaki gençlere patlıcan ve iki kebap” diye bağırır. Bu da garsonlara herhangi bir müşteriyi aşağılama fırsatı verirdi. Örneğin, Haydar Han’daki Süleymaniye kebapçısında çalışan bir garson bir müşteriyi aşağılamak istediğinde: “Buradaki beyefendiye çatal bıçaksız yarım porsiyon kebap” diye bağırırdı.

Anlatıldığına göre bir keresinde garson müşteriye ne istediğini sorduğunda müşteri ona: “Bir dakika düşüneyim” demiş. Garson bir dakika sonra döndüğünde ona: “Bir pilav ile sulu kabak (Iraklı lehçesi ile cereş) yemeği lütfen” demiş. Bunun üzerine garson en yüksek sesiyle mutfağa şöyle bağırmış: “Beyefendi düşündükten sonra kabak.” Irak’ta birisini kıt akıllı ya da zevksiz şeklinde nitelemek için kendisine kabak denir.

Irak’ta esnaf lokantaları; Dicle nehri, Kral Faysal Köprüsü, ördek, eşek ya da at gibi duvar resimleri ile süslü olurdu. Garsonlar da müşterilerin yerlerini belirtmek için bu resimleri kullanırlardı. Örneğin, garsonlar siparişleri mutfağa iletirken: “Köprünün yanındaki beyefendiye kebap” ya da “ördeğe bakla ve ekmek” diye bağırırdı. Bu nedenle müşteriler otlayan bir binek hayvanı gibi kendilerini küçük düşürebilecek resimlerden kaçınır ve onlardan uzak yerlere oturmaya çalışırlardı.

Zor durumlardan tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmakta da garsonların üstüne yoktu. Bir keresinde kendisine getirilen bifteği çok sert bulan bir müşteri, garsonu çağırarak ona: “Bu ne? Bıçakla kesmek için bütün gücümü kullanıyorum yine de kesemiyorum” demiş. Garson ise gülümseyerek diğer arkadaşına: “Muhammed, ördek beyefendiye iyi kesen bir bıçak getir” demiş.

Yine böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir başka müşteri ise, bu sorunu daha iyi bir şekilde çözmek istemiş olmalı ki garsonu çağırarak: “Bakar mısınız, eğer taş gibi sert bir biftek isteseydim, sizin değil de evde karımın yaptığı bifteği yerdim” demiş.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya