Sudan... ‘İhvan’ derin devletinin dağıtılması

Sudan... ‘İhvan’ derin devletinin dağıtılması

Perşembe, 18 Nisan, 2019 - 10:00
Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
‘İhvan’ devletinin ne anlama geldiğini bilme konusunda hiç kimse Sudanlılardan daha tecrübeli değildir. Otuz yıl bu tecrübeyi bizzat yaşadılar, böylesi bir devletin ne anlama geldiğini İhvan’ın içi boş sloganlarına bakarak değil, uygulamalarına şahit olarak öğrendiler. İslami Hareket'in ne anlama geldiğini keşfetmek için ağır bir bedel ödediler, bu iktidarın otuz yıl boyunca karanlık ve despotik bir derin devleti nasıl inşa ettiğini takip etmeye ve anlamaya çalıştılar. Bu derin devletin çözülmesi zaman, gayret ve basiretli bir yönetim gerektirmektedir.

Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Sudanlıların devrim adına yapılan bu darbenin yönünü bilmek konusunda neden hassas ve şüpheci davrandıklarını anlamak kolaydır. Askeri Konsey tarafından atılan veya atılmayan adımları ve ‘eski’ rejimin dağıtılmasını amaçlayan birçok eylemdeki gecikmeyi sürekli sorguluyorlar.

Meşhur bir deyiş vardır, "Yılan tarafından sokulan, ipin hareketinden korkar." Sudanlılar 1989 darbesinde İhvan tarafından sokuldular, zira bu darbede büyük bir kurnazlıkla İhvan gerçeğini saklamayı başarmışlardı. "Sen saraya başkan olarak git, ben Hapishaneye mahkûm olarak giderim" oyunuyla insanları kandırdılar. Dr. Hasan Turabi, demokratik sistemin yıkılmasından sonra tutuklanan diğer siyasi liderlerle beraber hapishaneye gitti. Tuğgeneral(o dönemki rütbesi) Ömer el-Beşir ise İhvan kimliği açığa çıkmadan önce iktidara yürümüş oldu, sonrasında ise zaten kurduğu rejimin iktidarını iyice sağlamlaştırmıştı. 

‘İhvan’ derin devletini dağıtmak, tüm eklemlerini, kollarını ve uzantılarını açığa çıkarmak, kurdukları gölge milisleri, ticari şirketleri ve bunların yurtiçinde ve yurtdışında yayılmış olan ağlarını deşifre etmek hem Sudanlıların hem de bölgenin tamamının yararınadır. İslami Hareketin yetkilileri, gerek gizlendikleri gerekse açıktan hareket ettikleri dönemlerde yani iktidarda kaldıkları yıllar boyunca, derin devletlerini inşa etme planlarını tamamladılar.

Kendi askeri ve polis teşkilatlarını inşa ettiler, çıkarlarını ve rejimlerini korumak için güvenlik birimlerini tamamen ele geçirdiler ve bu birimleri halka baskı kurma ve korkutma aracı haline getirdiler. Halka ‘hayalet evlerde’ ve resmi karargâhlarda işkence yaptılar. Bununla da yetinmediler, asker, halk ve öğrencilerin de dâhil olduğu milisler ve gölge taburlar inşa ettiler. Düzenli güçlere paralel militan ve ideolojik birlikler ve kuvvetler kurdular.

Ötekileştirme politikaları bağlamında ‘kamu yararı’ başlığı altında kamudan ve askeri kuruluşlardan en büyük keyfi görevden alma ve tasfiye sürecini başlattılar birçoğunu emekliliğe sevk ettiler. Ulusal Komite'nin verdiği verilere göre rejimin bu tasfiye sürecinden etkilenen kişi sayısı 350 bine yaklaşmış durumda. Aynı zamanda, kendi elemanlarını çeşitli pozisyon ve görevlere getirdiler. İhvan Hareketine mensubiyeti liyakatin önüne geçirdikleri için kamu hizmetinde korkunç bir çöküş ve bozulma yaşandı.

Devleti ele geçirme politikası bununla sınırlı kalmadı, ekonomi, iş ve para dünyasının tüm eklemelerini kontrol etmeye kadar uzandı, böylece kendi elemanlarının sahip olduğu şirketler kurdular ve devlet kurumlarının ihalelerini ve projelerini bunlara verdiler. Diğer işadamlarına hareket alanı bırakmadılar. Tüm bunlar, benzeri görülmemiş bir yolsuzluğun yayılmasını kolaylaştırdı. Devletin kaynakları adeta yağmalandı. Ekonomi çöktü ve bankalar likidite sağlayamayacak noktaya geldiği için iflas etti.

İslamcı bir hareket tarafından inşa edilen bu derin devlet kendini savunmak için geniş bir çıkar ağı kurdu. Bu iktidarı kolayca teslim edeceklerini düşünenler varsa fena halde yanılıyorlar. Geçici Askeri Konsey, kararlarını geç aldıkça, rejimin liderlerini kovuşturma ve tutuklama hamlelerini, partinin ve buna bağlı şirketlerin ve milislerin karargâhlarına el koyma adımlarını hızlandırmadıkça bu hareket (İhvan) aktif olmaya devam edecektir ki bütün göstergeler buna işaret ediyor.

İktidarın sivil bir hükümete devredilmesine ilişkin düzenlemelerde ağır hareket edilmesi tereddütleri artırmakla kalmıyor, aynı zamanda devrimi baltalamak isteyenlerin de elini kolaylaştırmış oluyor. Bu durum karşısında, insanların Askeri Konsey hakkında şikâyette bulunmaları ve bazı atılan adımlarla ilgili şüpheleri dile getirmeleri yeterli değildir. Zira siyasi ve sendikal güçler de hiç gereği yokken anlaşılmaz bir şekilde yavaş hareket etmektedir. Bu da tehlikeli bir boşluğun oluşmasına neden olmaktadır.

Önceki tüm hazırlık ve düzenlemelere bakıldığında, ‘Özgürlük ve Değişim’ güçlerinin iktidarın sivil bir hükümete devredilmesi konusunda hazırlıklı olmaları beklenirdi. Bu süre zarfında geçiş döneminde sorumluluk alacak adayların isimleri üzerinde bir fikir birliği oluşmuş olmalıydı. Geçici hükümet ve diğer tüm düzenlemeler, Beşir’in yıkıldığının açıklandığı bildirinin hemen ardından vakit kaybedilmeden ilan edilmeliydi.

Meydana gelen gecikme, sokaktaki halkın kafasını karıştırıyor, özellikle siyasi güçlerin –herhangi bir zorunluluk yokken- geçici hükümetin kurulması için Askeri Konseyden bir sinyal veya onay almaya çalışması bu kafa karışıklığını daha da artırmaktadır. İnisiyatif, halk devrimi tarafından desteklenen ‘Özgürlük ve Değişim’ güçlerinin elindeydi. Üzerinde ittifak edilmiş bir sivil hükümet de dâhil tüm düzenlemeleri yapabilecek bir pozisyonundaydı.

Silahlı Kuvvetler Komutanlığı önünde toplanmış kalabalıkla karşı karşıya gelmek Askeri Konseyin göze alabileceği bir konu değildi, dolayısıyla sivil iradeye karşı çıkması da mümkün değildi. Bu sivil güçler adımlarını duyurma konusunda hızlı hareket edip geçici hükümeti hemen ilan edebilselerdi, adli sistemde ve medyada değişiklik yapmak ya da mali ve yürütme makamlarına yönerge göndermek için Askeri konseyin karar almasını talep etmeye gerek kalmayacaktı.

Gecikme, Askeri konseyin yetkilerini güçlendirmektedir. Hâlbuki sivil irade konseyin egemenliğini azaltmayı ve geçici hükümete tâbi bir kurum haline getirmeyi arzu ediyor. Dolayısıyla her bir gecikme Derin Devlete rejimini yeniden üretme fırsatı sunmakta, devrimi baltalamak için yürütülen faaliyetlerin artmasına neden olmaktadır.

Sahada ve sosyal paylaşım sitelerinde yaşananları ve konuşulanları takip eden her bir kimse, politik, sendikal ve popüler güçlerin uyumunu bozacak ve imajını zedeleyecek türden söylentileri ve haberleri görüyor. Mesele sadece söylentiler makinesi ile ilgili değil, bilakis devletin ve ekonominin tüm yönleriyle hala derin devletin kontrolünde veya etki alanında olması ile ilgilidir.

İçinde bulunduğumuz durum, yavaş hareket etmeyi kaldırabilmesi mümkün değildir. Zira her geçen gün, devrimin enerjisini azaltmakta, pusuda bekleyenleri ise güçlendirmektedir.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya