​Geleneksel ve çağdaş akıl

​Geleneksel ve çağdaş akıl

Çarşamba, 17 Nisan, 2019 - 10:15
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Dini bilgi ve hükümlere kaynaklık etme bakımından aklın işlevini inkâr edenler, bu tutumlarını bir kısım delillere dayandırıyorlar ve söz konusu iddialarını ortaya koymada bu delilleri yeterli görüyorlar. Ancak bu deliller dikkatlice incelendiğinde temel bazı zayıf noktaların olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır. En önemlisi, konunun çalışıldığı çerçevenin tam olarak tanımlanmadığını düşünüyorum. Ve bu nedenle bu konuyla ilgili olmayan meselelere ve çıkarımlara girildi. Hükümler ve değerler içeren bu çerçevenin bağlamına niteleyici ve yorumlayıcı ifadeler karışmıştır. Aklın işlevini kabul eden veya reddedenler aynı hataya düşmüşlerdir.

Örneğin, şu şekilde yaygın bir söz var; ne zaman ki şeytan aklına tâbi olup Rabbine isyan etti meleklikten şeytana dönüştü. Bu sözün söz konusu konu için bir delil olamayacağını çok iyi biliyoruz ve bu kıssanın burada böylesi bir yorumla kullanılması, gereksiz söz ve dayanaksız kıssa nevindedir.

Tartışmaya egemen olan karmaşanın nedeni muhtemelen iki rakibin birbirini alt etme arzusudur. Her biri sadece kendi konumu sağlamlaştırma derdinde, dolayısıyla hiçbirisinin karşı tarafın öne sürdüğü delilleri kavrama gibi bir amacı yok. Bu yüzden iki tarafın ortak bir bakış açısına ulaşma ihtimalini görmüyorum. Her iki taraf da, bir sosyal çıkarlar çerçevesine bağlı olarak entelektüel bir tutum yansıtıyorlar; Thomas Kuhn bunu "Paradigma" şeklinde ifade ederken, bazen de biz bunu tipik bir “kalıp” çerçevesinde kalmak olarak niteliyoruz. Öyleyse bu tutum, sadece tartışmakla parçaları birbirinden ayrılmayacak olan bir kültürel kabul ve sosyal önyargı sisteminin bir uzantısıdır.

İkinci bir açıdan baktığımızda, İslam düşüncesindeki çoğu benzer tartışmalarda olduğu gibi, aklın rolüne ilişkin tartışmaların, açık bir kusura sahip olduğunu görürüz. Zira tartışmanın tutarlı olması adına üzerinde ittifak edilmesi gereken merkezi kavramlar hala tanımlanmamıştır. Sözgelimi “Akıl”, “Nass”, “Şeriat”, “Cemaat” vb. kavramlar hala tutarlı bir şekilde tanımlanmamıştır. Bu tartışma başladığında yani ikinci yüzyılın ortalarında İmam Ebu Hanife’nin içtihattaki yönteminin meşhur olması ile birlikte kullanılan kalıplar/kavramlar, 20 yüzyılda derin bir dönüşüm geçirdi.

Selef âlimlerinin "akıl" kavramına yüklediği anlamın, Yunan filozoflarının bu kavrama yüklediği anlama oldukça yakın olduğunu burada hatırlatmakta bir sakınca görmüyorum. Onlar aklı, tek başına neyin iyi ve güzel olduğunu idrak etme gücüne sahip, dolayısıyla hakikatleri, erdemleri, hikmetleri konularına göre ayırt edebilme yeteneğine sahip bağımsız bir araç olarak tanımlamışlardı.

Bugün tartıştığımız "akıl", gerek tanımlama gerekse yüklediğimiz işlev anlamında geçmişten oldukça farklıdır. Belki de buna en yakın eski niteleme, asıl imgesi “gelenek” kavramına benzeyen "ortak akıl" olarak adlandırılan şeydir.

İmam Gazali “İhyâu Ulûmi'd-Din” adlı eserinde “ilim” bahsini işlendiği bölümde, kavramlar ve bu kavramları tanımlama biçimleri konusundaki görüş farklılıklarının o dönemde de(h. 450 - 505)  yaygın olduğuna işaret etmesi dikkat çekicidir. Gazali bunu şöyle ifade eder: “Yaşamış olduğumuz kafa karışıklığının nedeni bazı kimselerin hakikatleri lafzın zahirinde aramalarıdır, zira insanların lafızlara yükledikleri manalar isabetsiz oldukça varılan neticeler de hatalı olmaya başlamıştır, bu da kavramsal karmaşaya ve kafa karışıklığına neden olmuştur.”

Aynı şey, daha önce hakikatin yegâne ve kesin bir ifadesi olarak görülen “nass” için de geçerlidir. Bugün ise bu kavrama hakikate götüren bir kalıp anlamı yüklenmektedir. Bazen de hakikati anlamada vazgeçilmez bir unsur olarak görülmektedir. Bu nedenle, bazen hakikati veya içerdiği mesajı tarihin kısıtlamalarından kurtarmalıyız. Dönemin şartları kavramlara yüklenen anlamları farklı kılabilmektedir.

 Sözün özü: Son iki hafta içinde akıl etrafında dönen tartışmalar ile ilgili verdiğimiz bilgiler konunun sadece bir yönünü oluşturmaktadır. Aklın Kendisi ve rolü hakkında destekler veya reddeder mahiyette söylenenler, tartışmaya katılan katılımcıların çeşitliliği, kavramların sayısı ve aklın hayal gücü oranında çeşitlenip çoğalacaktır. Bu nedenle, insanların “akıl” kavramına yükledikleri anlamı tanımlayarak başlaması daha yararlı olur.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya