​Geçmişte İran’ın adayı olan Netanyahu

​Geçmişte İran’ın adayı olan Netanyahu

Salı, 16 Nisan, 2019 - 14:30
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Defin günü Likud Partisi’nin lideri Binyamin Netanyahu’yla el sıkışmadan önce Leah Rabin’in tereddüt ettiği kameralardan kaçmadı. Daha sonra İsrail Başbakanı İzak Rabin’in eşi, ABD’li spiker Ted Koppel’e Yaser Arafat’la tokalaşmayı Netanyahu’yla tokalaşmaya tercih ettiğini söyleyecekti.

İzak Rabin, barışı desteklemek için İsrail solunun düzenlediği gösterinin sonunda Kasım 1995’te suikasta uğradı. ABD Başkanı Bill Clinton döneminde Yaser Arafat’ın katılımıyla Beyaz Saray’ın bahçesinde imzalanan meşhur barış anlaşmasının üzerinden henüz iki küsur yıl geçmişti.

Barışın düşmanları çoktur. Sağ görüşlü Yigal Amir’in kurşunlarıyla ölmeden önce Rabin, son konuşmasında barış yanlılarının olduğunu vurgulayarak barış düşmanlarına işaret etti. 25 Şubat 1994 tarihinde Ramazan ayında Hz. İbrahim Camisi’nde sabah namazı kılan Müslümanları katleden İsrailli Doktor Baruch Goldstein’in saldırısının ardından bu suikast, İsrail toplumu içerisinde düşünce, politik ve kimlik bakımından derin bölünmüşlüğün başka bir göstergesiydi.

Netanyahu, Goldstein gibi insanlara yakınlaşan sağın sembollerinden biriydi ve Rabin’i bedenen öldürmeden önce manevi olarak öldüren gösterilerin başında yer aldı. Barış karşıtı bazı gösterilerde –ki Rabin, barışın en bariz sembolüydü- Siyonizm’in ölümüne dikkat çekmek ya da Rabin’i öldürmeye yönelik dolaylı bir çağrı yapmak için elbise şeklinde tabutlar taşındı. Nitekim daha sonra da Rabin öldürüldü.

Netanyahu, Rabin suikastının ardından 1996 yılındaki ilk seçimleri kazanacaktı. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının, Thatcherizm ve Reaganizm merkezli neo-liberalizmin yayılmasının, dindarlık ve sihir kültürünün, ikincil kimliklerin çoğalmasının ve Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” ya da Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” gibi kitapların sayısının artmasının ardından kimlik patlamasının başlangıcını oluşturan küresel bir zamanda Netanyahu, İsrail iç savaşının ve kimlik krizinin bir ürünüydü.

Barış yanlılarının karşısında bir de kimlik çatışmasını savunanlar vardı. Onlar, çatışmayı sürdürmek için bir araya geliyor ve sebepleri ortaya çıkartmak için anlaşıyorlardı. Barış korkunçtu. Öz kimliği pekiştirmek için düşmanlara ihtiyaç vardı. Goldstein’in karşısında Hamas ve İslami Cihat Hareketleri, hem Rabin’e hem de Arafat’a karşı intihar saldırıları düzenliyordu. Bölgesel çatışmalar ve ülke çıkarları bakımından barış korkunçtu.

İran, barış bloğunu bitirmek amacıyla çatışmaya yatırım yapmak, çatışmayı sürdürmek ve İsrail’deki fikri ve kültürel iç savaşı desteklemek için kimlik alanında bir fırsat buldu.

Hamas’ın izlediği intihar saldırıları, Yahya Ayyaş’ın Kassam Tugayları’nın komutanlığını devralmak için Lübnan’ın Merec ez-Zuhur bölgesindeki kısa sürgününün ardından Batı Şeria’ya dönüşüyle tarihlendirilebilir. İsrail’de ve uluslararası basında önemli askeri yazarlardan olan Ronen Bergman’ın son zamanlarda çıkan kitabına göre İmad Muğniye, intihar saldırıları konusunda Yahya Ayyaş’ı eğitti. Muğniye, 1980’lerin başından beri intihar saldırılarının önde gelen planlayıcısı sayılmaktadır. Goldstein’in saldırısı, her şeyi hedef alan intihar saldırılarının yeniçağını başlatan Ayyaş için ahlaki bir senet teşkil etti. Buna karşılık bu saldırılar, Siyonizm’i savunmak için Rabin’in öldürülmesi gerektiğiyle ilgili fetva yayınlamaları konusunda Yahudi hahamlarını ve Rabin’i öldürmesi için de Yigal Amir’i ikna etti. Bu radikal ittifakın boş bir halkasıdır. Bu halkanın içerisinde her bir taraf, karşı tarafın fiillerini gerekçe gösteriyor.

Netanyahu, Rabin’in ve barış projesinin cesedi ve Ayyaş’ın saldırılarıyla ölen onlarca İsraillinin ve yerleşimcilerin öldürdüğü yüzlerce Filistinlilerin cesetleri üzerinden 1996 yılında başbakan oldu. Tüm bu süreçte İran, bombalı araçlarla Netanyahu’nun lehine oy kullandı. Çünkü İran’ın, barış projesinin başarılı olup Suriye ve Lübnan’a yönelik genişleme ihtimaline karşı duyduğu endişe, aşırı sağın iktidara ulaşmasının sonuçlarından daha endişe vericiydi.

Fakat zaman dönüyor.

1996 yılında İran’ın adayı olan Netanyahu, Suriye’de kendisine karşı yürütülen savaş nedeniyle 2019 seçimlerinde İran’ın kâbusu oldu. İran’ın bölge ülkelerine karşı saldırgan politikaları nedeniyle bugün bölgedeki birçok ülke ile Netanyahu arasındaki çıkar kesişiminin olduğuna işaret ettiğimiz zaman İran ve kendi yörüngesinde dönenler öfkelenecektir. Bu, başta Filistin meselesi olmak üzere diğer meselelerde Netanyahu’nun politikalarına karşı nefreti yok etmeyen bir çıkar kesişimidir. İran ve yörüngesinde dönenler, Netanyahu’nun düşman olduğundan dolayı öfkelenecekler. Yine onlar, Netanyahu’nun lehine oy kullandıkları, barış projesinin dayanaklarını yok ettikleri ve 1994 yılındaki Goldstein’in saldırısından 2007 yılında Hamas’ın Gazze’deki darbesine kadar İsrail ve Filistin toplumundaki siyasi ve ahlaki darbeyi destekledikleri zaman ideolojik pragmatizmi unutacaklar.

Bugün İran, ideolojik pragmatizmin getirilerinin tükendiği bir zamanda ektiğini biçiyor. 

“İrangate” aracılığıyla İran-Irak savaşında Tahran ve Tel Aviv arasındaki gizli silah ticaretini öğrendik. Irak ve Afganistan’da ABD-İran işbirliğini gözlemledik. Suriye ve Irak’ta DEAŞ’a karşı savaşta Kasım Süleymani’yi radikal örgütü bertaraf etme görevini ABD uçaklarıyla paylaşırken izledik. Arap ülkelerine ve çıkarlarına zarar vermek ve Arap toplumlarıyla oynamak, değişmeyen tek konuydu. Bugün İsrail’i Tahran’ın istemediği kişi yönetiyor. Düşmanları şu an yatırım yapmamaya ve İran’ın, düşmanları ve bölge için ektiğini biçme mevsimini oturup izlememeye çağırmak zor olacaktır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya