Yemen, Cezayir ve Sudan'da iktidar ve asker

Yemen, Cezayir ve Sudan'da iktidar ve asker

Salı, 16 Nisan, 2019 - 09:15
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Yemen'in tecrübelerini devletin doğası ve ordunun yapısı açısından  Cezayir'in ve Sudan'ın deneyimleriyle karşılaştırmak zorlama bir uğraş olabilir. Zira mevcut Yemen, iki egemen devletin ve iki farklı siyasi rejimin birleşmesinin bir sonucudur. Bunlardan biri, dönemin totaliter rejimlerine göre Yemen Sosyalist Partisi tarafından yönetilen Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti (Güney Yemen). Silahlı kuvvetler, sivil siyasi iradeye tabidir. Yemen devletinin diğer bileşeni, bir askeri darbeyle ortaya çıkan Yemen Arap Cumhuriyeti'dir.

İmamlık rejimi 1962 yılında Mareşal Abdullah el-Sallal tarafından devrildi. Ardından Kadı Abdurrahman İryani göreve geldi. Albay İbrahim Hamdi, İryani’ye karşı askeri bir darbe düzenleyerek onu yönetimden uzaklaştırdı. O da suikasta uğrayınca yerine asker kökenli Ahmed Hüseyin el-Gaşimi getirildi. Onun da suikast sonucu öldürülmesinin ardından iktidara Ali Abdullah Salih geldi. Kasım 1967’deki Güney’in bağımsızlığından 1990’da Birleşik Yemen Devleti kurulana kadar iktidarın zirvesine tek bir askeri komutan ulaşamadı. Hepsi bağımsızdı ya da iki sivil partinin temsilcileriydi. Cumhurbaşkanı Kahtan eş-Şa'bi’den Başkan Haydar el-Attas'a kadar bütün liderler sivildi. İktidar mücadelesi ve kendi aralarındaki tasfiye mücadelesi de bir parti çerçevesinde gerçekleşti.

İki taraf arasında anlaşmaya varılarak birlik sağlanmasının ardından Ali Salim Beyd, Yemen Sosyalist Partisi Genel Sekreterliği görevine getirildi. Dört yıl boyunca Ali Abdullah Salih’in Yardımcısı olarak görev yaptı. 1994 yılında Güney'e karşı savaştan sonra görevinden alındı ve yerine Sudan’da 30 yıl boyunca hüküm süren Ömer el-Beşir’den üç yıl daha fazla, yani 33 yıl boyunca hüküm sürecek olan Ali Abdullah Salih getirildi. Başkan Yardımcısı görevine de dönemin savunma bakanı Abdurabbu Mansur Hadi atandı.

Buna karşılık Sudan birçok askeri darbe gördü ve dört asker kökenli ismi iktidara getirdi. General İbrahim Abbud, Albay Cafer en-Numeyri, Abdurrahman Sivar ez-Zeheb ve Ömer el- Beşir…

Nisan 1985 intifadasının ardından Abdurrahman Sivar ez-Zeheb görevi devraldı ve dönemin Devlet Başkanı Numeyri’yi devirdi. Bir yıl iktidarda kalacağını, ardından seçilmiş bir hükümete iktidarı devredeceğini vaat etti. Gerçekten de dediğini yaptı. Bir sonraki yıl görevi Sadık el-Mehdi başkanlığında kurulan yeni hükümete devretti. Dolayısıyla söz verdiği gibi gönüllü olarak istifa edebilmiş birkaç yetkiliden birisi oldu.

Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih de 2011'de yönetimden ayrıldı ancak bunu gönüllü olarak yapmadı. Bunu, 2011'de Sana'daki gençlik devrimi ve Körfez girişimi sonucunda gönülsüzce gerçekleştirdi. Şubat 2012'de doğrudan seçimle iktidara gelen Abdurabbu Mansur Hadi’ye görevi devretmek zorunda kaldı. 

Birçoğu, sözde Arap Baharı devrimlerinin aslında Tunus ve Mısır devriminden önce, Temmuz 2007'de Güney Yemen'deki Aden'den başladığını bilmiyor. Güney askeri hareketi, Güney Ordusu'ndan Askeri ve Güvenlik Emeklileri Birliği aracılığıyla başlamıştı. Başkan Salih, 1994 yılındaki yaz savaşında Güney'i yendikten sonra Güney silahlı kuvvetlerinin on binlerce üyesini görevden aldı ve siyasi bir kararla erken emekli olmalarını sağladı. Ancak sonradan halk hareketini başlatanlar da onlar oldu.

Güneyde yaygın olarak halk desteğini alan bu Askeri ve Güvenlik Emeklileri Birliği’nin başarısı eski rejimin aşınmasına yol açtı. Barışçıl hareketi benimsemesi ve silahlı harekete dönüşmesine karşı durması yönüyle de eşsiz bir deneyim sundu.

Güneylilerin talepleri Yemen'de ve bölgede açıkça ilan edildi. Siyasi partilerin ve politikacıların yıllarca başaramadığı bir şeydi bu.

Cezayir’de ise yıllarca ülkeyi yöneten liderlerin çoğu Cezayir'in Fransa'dan bağımsızlığını sağlayan Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi'ne mensup kişilerdi. Bağımsızlık sonrası iktidara gelen ilk sivil devlet başkanı, dönemin Savunma Bakanı Huari Bumedyen tarafından devrilen Cumhurbaşkanı Ahmet Bin Bella idi. Aslında, Cezayir'deki ordu, Sudan’daki askeri darbelerden farklı olarak uönetimi sadece birkaç kez devraldı. Yemen'de de benzer bir yönetim deneyimi yaşandı ancak bu durum ordunun Cezayir'de karar alma mekanizmasından uzak durduğu anlamına gelmiyor. Perde arkasından yönetimi kontrol ettiği de bir gerçektir.

Komuta kademesinin son zamanlarda Cumhurbaşkanı Buteflika'nın iktidardan uzaklaştırılması ile Başkan Beşir’in devrilmesinde nasıl bir rol oynadıklarını karşılaştırdığımızda şunu görürüz. Cezayir Genelkurmay Başkanı Ahmed Gaid Salah, Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika'nın ülkeyi yönetmeye ehil olmadığı ifade ederek görevden alınmasını öngören anayasanın ilgili maddesinin uygulanmasını talep etti. Sudan’da ise ordu Başkan Beşir’i görevden azletti ve onu güvenli bir yere koydu.

Genellikle askeri darbeler, askeri bir yönetime karşı değil de seçilmiş bir sivil yönetime karşı yapılır. Belki de Sudan'daki son kriz esnasında yaşananlar bir istisnaydı. Zira iki darbe birden yaşandı; önce Beşir ve hükümetine karşı darbe yapıldı, kısa bir süre sonra da Savunma Bakanı Orgeneral Avad Muhammed Ahmed bin Avf, Sudan Askeri Konseyi başkanlığından alınmak suretiyle ikinci bir darbe yapılmış oldu. Sudan Askeri Geçiş Konseyi Başkanlığı'na ise Orgeneral Abdulfettah el-Burhan getirildi.

Yemen’de ise, Husilerin Başkan Hadi’nin meşru otoritesine karşı darbesi, ulusal diyalogun sonuçları bağlamında ulusal güçler arasındaki uzlaşıdan sonra yapıldı. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e sadık güçlerin desteğiyle Husilerin darbe yapmasına neden olan temel nedenlerden biri de yeni anayasanın tamamlanmasıydı. İlginçtir, Ali Abdullah Salih’i devirerek ölümüne neden olanlar yine Husilerdi.

Cezayir'de örgütlü askeri güçler, ülkede gerçeklerleşen tüm askeri darbelerin araçlarından biri konumunda. Cezayir deneyiminden bazı farklılıklar içerse de-yukarıda işaret ettik- Sudan'da da benzer bir durum yaşandı.

Husilerin Yemen’deki deneyiminde ise silahlı milisler Yemen'deki devlet kurumlarının çoğunu kontrol altına aldılar. Bu da meşru hükümetin görevlerini yerine getirme işlevini büyük ölçüde engelledi. Burada hemen şuna işaret etmeliyiz ki Fransa gibi köklü demokratik rejimlere sahip, gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerin demokrasilerinde dahi bazı sapmalar ve arızalar yaşanabiliyor. Mayıs-Haziran 1968'de Fransa’daki öğrenci bahar devrimi sırasında yaşananlar bunun tipik bir örneği olsa gerek.

Öğrencilerin geniş bir toplumsal devrim gerçekleştirdikten sonra, Fransız Sosyalist Partisi ve müttefiki siyasi partiler, Komünist Parti ve İşçi Sendikası'nın desteğiyle başta Paris olmak üzere Fransız sokaklarını kontrol etmeyi başarmışlardı. Bu, beklenmeyen bir hadiseydi. Fransa Cumhurbaşkanı General De Gaulle, Başbakanı George Pompidou ve devlet kurumlarını felç eden krizle nasıl başa çıkılacağı konusunda General De Gaulle ile aynı fikirde olmayan hükümet üyeleri de dâhil olmak üzere nereye gittiğini bilen kimse olmadan 24 saat boyunca ortadan kayboldu. Strateji, askeri ve siyasi manevralar konusunda uzman olan De Gaulle, başbakanına yorgun olduğunu ve dinlenmek için memleketine gitmek istediğini, bir süre sonra Paris'e geri döneceğini söyledi. Aslına bakarsanız Almanya'nın Baden-Baden bölgesinde kıdemli bir askeri komutana gitti ve onunla istişare etti. Biraz rahatlamış olarak da yanından ayrıldı. Zira askerin her halükarda anayasal meşruiyetin sağlanması konusunda kendisine destek vereceğini söylemişti.

De Gaulle, sol kanattaki kalabalığın kendisini kontrol etmek için Elysee Sarayı'na yürüyebileceğinden korkuyordu. Zira tüm sendikalar kitlesel gösteriler yaparak De Gaulle'ün düşmesi çağrısı yapıyordu. Krizi daha da derinleştirmek için o zamanki Sosyalist Parti'nin genel başkanı Mitterrand, iktidarda bir boşluk varsa Fransa liderliğine aday olmaya hazır olduğunu açıkladı. Haziran 1968'deki olayların ardından yapılan doğrudan parlamento seçimlerinde Mitterrand ve partisi büyük bir yenilgi aldı, De Gaulle ve partisi ise seçimleri ezici bir çoğunlukla kazandı. De Gaulle, kendisini destekleyen kitlelerin kapitalizmin kalesi Elysee askeri bölgesinden çıkarak yürümesinden sonra kontrolü yeniden kazanmıştı.

Son olarak şunu söyleyebilirim... Cezayir, Sudan ve Yemen ordusundaki komutanlar bazı yönlerden farklılık gösterse dahi ileri demokrasilerde bile askeri komutanlar var. 

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya