​Arap Baharı'nın ikinci dalgası mı?

​Arap Baharı'nın ikinci dalgası mı?

Pazartesi, 15 Nisan, 2019 - 14:45
Arap Baharı’nın ilk dalgası, 2011 yılında Tunus’tan başladığında Arap medyasında bu dalgaya “Biz, Tunus değiliz” şeklinde analizler eşlik etti. Başta Mısırlılar olmak üzere analistler, ısrarla ülkelerinin Tunus olmadığını dile getirdi. O dönemde bu gazetede “Tunus Değiliz Grubu” (Şarku’l Avsat gazetesi, 20 Ocak 2011) başlıklı bir yazı kaleme aldım. Yani bu yazıyı, Mısır’da Ocak devrimi başlamadan 5 gün önce yazdım. Bu yazıda “Tunus Değiliz” diyen siyasi analistlerin aksine Tunus devriminin diğer Arap ülkelerinde de tekrar edebilecek gerçek bir devrim olduğunu söyledim. Zira siyasi analistler, ülkelerini Tunus’un akıbetinden uzak tutmaya çalıştı.

Bugün de Cezayir ve Sudan devrimleriyle ilgili olarak aynı şeyi söylüyorum. 2011 yılındaki olaylardan bazı dersler çıkardığımızı varsayarak bu görüşü geliştirebiliriz.

Bugün Cezayir ve Sudan’da meydana gelen gelişmeler nedeniyle bölgede istikrar ve güven ortamı olacaktır.  Sokaktaki sevince rağmen söz konusu iki devrim, Cezayir ve Sudan’da sahne yönetiminde ordunun şaşkınlığını temsil ediyor.

Her şeyden önce bu, daha önemli bir durumdur. İki ülke arasındaki uzaklığa rağmen Cezayir ve Sudan’daki dönüşümler, boşlukta değil aynı kültürel ve siyasi alanda meydana geliyor.

Geçen yıla kadar bu kültürel alanda istikrar söyleminin özünde “Çevrenize bir bakın. Irak olmamızı istiyor muyuz? Suriye ya da Yemen olmamızı istiyor musunuz?” soruları yer aldı. Bu söylem, bir delil niteliğindeydi. Bu da söz konusu söylemi birçoklarını değişim sorusunu sormaktan vazgeçiren bir meseleye dönüştürdü.

Cezayir ve Sudan’ın ardından tüm işaretler, bu söylemin etkisiz hale geldiğini gösteriyor. İnsanlar, başkent Cezayir’de ve Cezayir’in farklı vilayetlerinde sokak hareketini ve Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın istifasını gördükten sonra bu söylem, artık ikna edici değildi. Hartum’da ve Sudan’ın farklı şehirlerinde de aynı şeyler oldu. Sadece önceki Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan el-Beşir görevden uzaklaştırılmadı. Aynı zamanda Beşir’in ardından Askeri Konsey Başkanı Avad bin Avf da görevden alındı ve İstihbarat Başkanı istifa etti.

Askeri Konsey Başkanı Avad bin Avf’ın ve İstihbarat Başkanı’nın istifa etmesi, Sudan’da askeri yönetimdeki şaşkınlığın ve karışıklığın ilk göstergesidir. Bu durumun Sudan sahnesini yönetmede yansımaları olacaktır.

İki ülkede sahneyi yönetmenin zorluğu, sadece ordunun şaşkınlığından değil, aksine iki ülkedeki siyasi blokların doğasından kaynaklanıyor. Müslüman Kardeşler( İhvan) iki denklemde de halen ana oyuncu konumunda. Radikal hareketler, iki ülkede de halen mevcut. İki durumda da derin devlet var. Sudan’da “Kurtuluş Devrimi” devleti, Cezayir’de ise “Kurtuluş Cephesi” devleti köklü çıkarlara sahip.

İki büyük ülkede değişim sahnesini yönetme yolunda tüm bunların sonuçları olacaktır. Her iki ülke de “Tunus değiliz” grubundan.

Yemen, Mısır ve Tunus’un yanlış tecrübelerinden kaçınmak için 2011 yılındaki gelişmeler, Cezayirlilere ve Sudanlılara bir ders olmalıdır. Aynı şekilde 2011 yılındaki gelişmeler, kafalarını kuma gömenler için de bir ders olmalıdır. Çünkü onlar, ülkelerinin sınırlarının yeterli olup devrim enfeksiyonuna karşı koruma sağladığını zannetti.

İlk ders, Cezayir ve Tunus’taki geçiş sürecini yönetmekle ilgilidir. 2011 yılında Mısır ve Tunus’taki politikacılar, geçiş sürecini yönetemedi. Belki de Mısır’daki politikacılar, Tunus’tan daha başarısız oldu. Ana sebep, söylenti kültürüydü.

Guillermo O’Donnell ve Schmitter gibi profesörlerin demokrasiye geçiş sorunları ve değişim süreçlerinin tehlikesi hakkında kütüphane raflarını dolduran birçok araştırmaları mevcut. Fakat bizdeki gruplar iyi okumuyor, sadece iyi yazıyor.

Demokrasiye geçiş sorunlarıyla ilgili tek bir kitap okusalardı; bugün durumumuz daha iyi olurdu.

Sudan ve Cezayir’deki kardeşlerimizden devrimlerine dar görüşlü grupların dahil olmadan önce geçiş sürecinin sorunlarını dikkatle incelemelerini temenni ediyorum.

İster Sudan durumundaki Mısır olsun isterse Cezayir durumundaki Fas ve Tunus olsun komşu bölgesel ülkelerle ilgili derse gelince yeterli önlemlerin alınması gerekiyor.

Çünkü söylediğim gibi kaosa yol açabilecek çeşitli meseleler mevcut.

Sudan’la birlikte Mısır’ı değerlendirdiğimizde düşünce daha da netleşiyor. Sudan, Mısır için stratejik bir derinliktir. İki ülke arasında çözüme kavuşturulmamış meseleler ve dosyalar bulunuyor. İhvan, sınır, su ve iki ülke arasındaki beşeri hareket, bu meselelerin başında geliyor. Tüm bunlardan dolayı Mısır milli güvenlik kurumlarında Sudan’ı ve Afrika’yı bilen politikacıların yokluğunda dikkatli ve tedbirli hareket etmek gerekiyor.

Cezayir ve Sudan’daki gelişmeler, Arap Baharı’nın ikinci dalgasına işaret etmektedir.

Tunus’taki gelişmeler, Arap dünyasının yarısında yangına neden olduysa; Cezayir ve Sudan gibi iki büyük devletteki devrimlerin sonuçlarını düşünebiliyor musunuz?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya