​Beşir, gerçekten sahneden ayrıldı mı?

​Beşir, gerçekten sahneden ayrıldı mı?

Pazar, 14 Nisan, 2019 - 10:00
Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni ve El- Arabiyye kanalının eski müdürü
Sudan’da imkânsız değişim gerçekleşti. Buna rağmen olaylar hakkında hüküm vermenin zor olduğunu düşünüyorum. Belki de fazla şüpheleniyorum. Ancak şüphemin kaynağı, etrafımızda gördüğümüz gerçeklerdir. 30 Haziran 1989’da meydana gelen darbenin ertesi gününü hala hatırlıyorum. Ömer el-Beşir adında ordudan bir komutan yönetime geçti.

O dönemde sabahleyin meslektaşım Abdüllatif el-Menavi’yle birlikte önceden ayarlanmış bir görüşme için Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in odasına girdim. Görüşmeye Cumhurbaşkanı’nın danışmanı Osama el-Baz ve Enformasyon Bakanı Saffet eş-Şerif de katıldı. Tabi sohbetimize Sudan’daki darbeyle ve “Bu darbenin arkasında kim var?” sorusuyla başladık.

Mısır’ın Sudan’daki değişim konusunda parmağının olup olmadığını Cumhurbaşkanı Mübarek’e açık bir şekilde sordum. Tabi bu soruyu sorarken haberi ilk yayınlayan ajansın, Mısır’daki resmi MENA Haber Ajansı’nın olduğunu dile getirdim. Cevaba espriyle karşılık vermesine rağmen Mübarek, Hartum’daki darbenin kendileriyle bir ilgisinin olmadığını ve bunun sevindirici bir haber olduğunu iyi biliyordu. Mübarek, darbeye yönelik memnuniyetini gizlemedi.

Aslında birkaç gün Mısır hükümeti, darbecilerin Mısır hükümeti adına hareket ettiğini zannetti.  Kendisine darbe yapılan ve seçimle gelen Sadık el-Mehdi hükümeti, politik kararlarının sonuçlarını tahmin edemedi ve birtakım hatalar yaptı. Örneğin İran’la yakınlaştı. Bu da 3 önemli müttefikini yani Mısır, Suudi Arabistan ve ABD’yi öfkelendirdi. Ayrıca içerdeki siyasi kutupların yeterli desteğini garantilemeden güneylilerle müzakere yapmaya karar verdi.

Daha sonra Hartum’da olup bitenlerin hakikatini en son öğrenenin Kahire olduğu anlaşıldı. Darbenin öncekinden daha tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Öfkeli askeri bir darbeden ziyade bu darbeyi yapan grubun Mısır ve Mübarek’in düşmanı Müslüman Kardeşlerin bir kolu olduğu anlaşıldı.  Bu grup, Hasan el-Turabi liderliğindeki Milli İslami Cephe’ydi. Milli İslami Cephe, hareketin kadrosunda yer aldığından dolayı Ömer el-Beşir’i seçti ve bir süre arka plandan ülkeyi yönetti.

Turabi, bu ayrıntıları daha sonra kendisi anlattı. Hatta Turabi, komplosunun deşifre edilmemesi amacıyla göz boyamak için darbe gecesi Beşir’den kendisini hapse atmasını istedi.

Ömer el-Beşir, Sudan’ı 30 yıl boyunca karanlık bir şekilde yönetti ve insanın aklına gelmeyecek tüm suçları işledi.

Bölgemizdeki kötü liderlere rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi(UCM), sadece Beşir hakkında tutuklama kararı çıkardı. Yönetimde kalmak için petrol ve güney dâhil her şeyi satan Beşir; bin Ladin, Carlos, Hizbullah ve İran gibi teröristlere ev sahipliği yaptı. Beşir döneminde Sudan’da yoksulluk, bölünme, hizipleşme ve savaşlar arttı.  Beşir’in gidişinden sonra bugün ülke daha iyi olacak mı?  İyimser olup beklemekten başka çaremiz yok.

Yukarıda Turabi ve Beşir ikilisinin dünyayı nasıl kandırdığını anlattım. Dolayısıyla Sudan halkı, bu oyunun tekrar etmesinden şüphelenip endişelenme hakkına sahiptir. Taleplerinde ısrar ederek haftalarca süren halk gösterileri, Beşir’i yönetimden uzaklaştırdı.

 Askere de önemli bir görev düşüyor: Sivil bir yönetim kurmak. Askeri Geçiş Konseyi’nin yetkileri sivil yönetime devretme konusundaki vaatlerini kanıtlamaları gerekiyor. Askeri Geçiş Konseyi, önceki hâkim partinin yuvalandığı hükümet içerisindeki parti sembollerini kaldırmak gibi bir dizi olumlu kararlar aldı. Zira İslami cemaat, halen Hartum’daki derin hükümeti temsil ediyor.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya