​Libya ve devletin geri dönüşünün ilk belirtileri

​Libya ve devletin geri dönüşünün ilk belirtileri

Pazar, 7 Nisan, 2019 - 08:15
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
Libya’da bölünme, kanlı bir iç savaş, terörün yayılması ve kaosun hakim olması ile geçen yılların ardından Mareşal Halife Hafter liderliğinde Libya Ulusal Ordusu; kendisini Libya’nın farklı bölgelerinden çıkarmasının ardından başkent Trablus ve çevresinde konuşlanmış olan radikal ve terörist grupların varlığını ve başkent üzerindeki kontrolünü sonlandırmak için harekete geçti.

Ülkeleri ele geçiren radikal gruplardan kurtarmak kolay değildir. Büyük Mısır ordusunun halkın tam desteği ile Müslüman Kardeşler Örgütü’nün yönetimine son vererek devleti geri alması gibi bu, ulusal orduların görevidir. Bugün de Libya ordusu, aynı görevi ve aynı hedefi gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Arap ülkeleri Libya’nın birleşmesini ve devletin ülkenin bütün topraklarını kontrol etmesini her zaman destekledi. Ama bazı Arap ve bölgesel taraflar; Libya’nın içinde bulunduğu kaos durumunda kalması, terörist eylemler planlamak ve Mısır,Tunus vb. civar ülkelere yönelik saldırılar için kendisini bir üs olarak kullanmak için Libya’daki fitnenin ateşini körüklemekte ve teröristlere silah ve finans desteği vermekteydiler.

Bu tarafların başını Katar çekmektedir. Bu iki devlet Müslüman Kardeşler ile dünya ve Arap ülkelerindeki terörist grupları desteklemektedirler. Libya’yı kaybetmeleri ve Libya devletinin kendisine, halkına ve ordusuna dönmesi ile ellerindeki güç ve etki kartlarından en önemlisini kaybedeceklerdir.

Radikal bir yönetimden kurtulmak çok zordur. Arap Baharı olarak bilinen dönemden sonra ülkelerin tekrar istikrara kavuştuğu önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Bu dönem bütün acıları ve fedakarlıkları ile sömürgecilikten kurtulma ve bağımsız olma dönemi ile benzerdir. Çünkü ne devletin ne de halkın zalim radikal yönetim ve istikrarsızlık altında bir geleceği olamaz.

Libya petrol ve stratejik konumu ile zengin bir ülkedir ve 10 yıla yakın bir süredir zenginliklerini yok eden ve halkına büyük acılar yaşatan kanlı bir terör ve güçlü bir kaosun gölgesinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletini ve istkrarını geri kazanmasının, savaş lordları, milis komutanları ve örgüt liderleri aracılığıyla ülkeyi kontrol eden radikal terörist yönetimden kurtulmasının zamanı gelmiştir.

İran nüfuzu ya da Türkiye ve Katar tarafından desteklenen Müslüman Kardeşler nüfuzu olsun Arap ülkelerini düşmanlardan kurtarma süreci yıllardır sürmektedir. Libya’da Ortadoğu bölgesindeki şiddetli bölgesel savaşta yürütülmesi gereken savaşlardan biridir. Libya ordusu; Arap ve uluslararası toplum tarafından desteklenen bütün barış yollarının çıkmaza girmesi, bütün çözüm önerilerinin karanlığın lordları ve onları destekleyenler tarafından engellenmesi ve işlevsiz kılınmasının ardından bu kaos halini sona erdirmek için harekete geçmiştir.

Libya’ya yönelik komplo; daha Kaddafi rejiminin düşmeden önce o zamanlar Seyfulislam Kaddafi’nin yönettiği diyalog ya da uzlaşma olarak bilinen süreçte Katar yönetimi tarafından yürürlüğe sokulmuştu. Katar’ın cezaevlerinden çıkardığı Müslüman Kardeşler ve bir zamanlar El-Kaide’ye bağlı olan “Libya İslami Mücadele Grubu”na bağlı radikal ve terörist unsurlar, Arap Baharı olarak adlandırılan süreç başladığında savaşmaya hazırdılar.

Katar, bu unsurlara silah ve finansman desteği sundu. Hatta bu unsurlar Katarlı subaylar tarafından eğitildi. Rejimin düşmesinin ardından bu terörist gruplar, başkent Trablus ve Libya’nın tamamını ele geçirmek için harekete geçtiler ama Libya halkının açık görüşlülüğü, ulusal ordunun kendini yeniden yapılandırması ve bu terörist grupların orduya nüfuz edememesi nedeniyle başarısız olmuştur. Bugün ise Libya Ulusal Ordusu başkent Trablus’u da bu unsurlardan temizlemek için “Onur Tufanı Operasyonu”nu başlatmıştır.

Sahadaki gelişmeler her an değişse de Libya’yı kurtarmak, istikrarını geri kazanmak ve bütün ülke topraklarını kontrol etmek için yürütülen tarihi “Trablus’u temizleme” planının başarılı olması için gereken halk desteği ile birlikte Libya ordusunun gözle görülür bir ilerleme kaydettiğine ve ardı ardına başarılar kazandığına işaret etmektedir.

Libya ordusu havalimanını ve başkent Trablus’ta bazı bölgeleri tamamen ele geçirdi. Aynı şekilde operasyonların amaçlarını ve kaydettiği bütün gelişmeleri açıkladığı basın toplantıları ile Libya kamuoyunu sürekli bilgilendiriyor. Ordu; halkını kurtaran ulusal bir orduya yakışır bir şekilde vatandaşların güvenliğine ve tutuklananlara iyi davranılmasına çok dikkat ettiğini birçok kez kanıtladı. Buna ek olarak vatandaşlardan orduya ait resimler ya da ordu unsurlarının bulundukları bölgelerin koordinatlarını yayınlamamalarını da talep etti.

Mareşal Hafter’in konuşması hedefi ve amacı ile açıktı: “BekleTrablus biz geliyoruz, harekete geçme ve batılı yok edip hakkı galip kılacak olan fethi mübinin zamanı gelmiştir.”

Hafter şunu da eklemişti: “Barış isteyenlere güven vererek ve sadece size ateş edenlere karşılık vererek Trablus’a girin. Silahlarını teslim edenler, evlerine sığınanlar ve teslim olanların canları güvendedir. Başkent bütün kurumları ve tesisleri sizlere emanettir”.

Uluslararası toplumun Libya’daki krizi bitirmek için herhangi bir diplomatik çözüm bulmaktan aciz kalması Libya Ulusal Ordusu tarafından yürütülen bu askeri harekatın temel nedenidir. El-Arabiyye sitesine konuşan bazı kaynaklar: “Guterres’in Hafter’den uluslararası yasalara ve savaş kurallarına uyulmasını talep ettiğini, Hafter’in ise Guterres’e El-Kaide veya DAEŞ ya da Müslüman Kardeşler unsurlarıyla hiçbir şekilde görüşmeyeceğini ilettiğini” belirttiler.

Guterres’in endişelerini dile getirmesi normaldir. Bu, son 10 yılda bölgede ardı ardına yaşanan bütün krizlerde sürekli tekrarlanmıştır ve herhangi bir çözüme yönelik adımdan çok bir acizlik ifadesidir. Ülkeler endişe ile değil samimi adamların ve sadık askerlerin bilek gücü ile bağımsızlığına kavuşur.

Bu operasyonun kısa bir sürede ve kolaylıkla sona ermesini hiç kimse beklememektedir. Bilakis birçok zorlukla karşılacaktır ama genel olarak bu durumu sona erdirmeye, devleti geri kazanmaya, bölünmeyi ve kaosu sona erdirmeye doğru ilerlemektedir. Bu süreçte ordunun da terör ve radikallikle mücadelede herkesin birleşmesi için kabile ya da sivil olsun bütün sınıfları ile ulusal oluşumlarla iletişim kurması gerekir. Çünkü bu, askeri operasyonun en az kayıplarla başarılı olmasını kolaylaştıracaktır.

Avrupa ülkelerinin Libya’daki çıkar çatışmaları Libya krizinin uzamasında ve BM’nin başarısız olmasında etkin bir unsur olmuştur. Dış müdahalelerin bu kadar dallanıp budaklandığı, kaos ve terörün her yere yayıldığı herhangi bir krizin devleti ve ulusal egemenliği geri kazanmak için başlatılan bir halk başkaldırısı ve sıkı bir askeri operasyon dışında bir çözümü yoktur. Tarih bunun en iyi tanığıdır.

Libya Ulusal Ordusu’nun yürüttüğü askeri operasyonun bazı yönleri ile ilgili kimi siyasi tutumları; daha önce bizzat ordunun da uyacağını açıkladığı genel insani ilkeleri vurgulamayı amaçlayan tutumlar olarak görmek mümkündür. Ancak bu tutumların bazılarının her şeyin olduğu gibi kalmasına ve krizi uzatmaya yönelik bir çaba olduğu da kesindir.

Son olarak; diğer bütün çözümlerin tükenmesi ve başarısız olmasının ardından Libya Ulusal Ordusu’nun bu askeri operasyonun en çok Libya halkına ve devletine faydası dokunacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya