Erdoğan’ın partisi tehlikede mi?

Erdoğan’ın partisi tehlikede mi?

Çarşamba, 3 Nisan, 2019 - 08:00
Türkiye’nin iktidar partisi AKP en iyi günlerinde yaşamıyor ve başkanlık sistemine geçiş için yapılan referandumun ardından yapılan ilk yerel seçimlerde seçmenlerin yarısının muhalefet lehine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aleyhine oy kullanması kesinlikle süpriz değildi. Ama yine de bu, Cumhurbaşkanı ve partisi için endişe verici bir olaydır.

Bu sonuç, sokakların tabiatındaki doğal bir dalgalanma ve yenilenme arzusu mudur yoksa Türklerin ekonomik durumun daha da kötüleşmesinden duydukları korku ya da yolsuzluğun yaygınlaşması veya Erdoğan’ın bölgesel ve küresel ilişkilerini kötü yönetmesi ve bunun içeriye yansıması mıdır? Ya da kriz bütün bu nedenlerin toplamı mıdır?Yerel belediye seçimlerinin siyasi istikrara etkileri normalde sınırlıdır ancak Türkiye örneğinde seçimler, Türk sokağının tek adam yönetimini getirmesinden bu yana Erdoğan’a ve geçen yıl Türk lirasının bir kar topu gibi aşağı yönde yuvarlanmasına karşı tutumunu yansıtmaktadır.

Erdoğan şu andan itibaren 4 yıl boyunca hiçbir seçim sonucu ile karşılaşmayacağı için rahat ancak bu yıllar içerisinde sokağın sadece yarısının (seçmenlerin yaklaşık %52’si) desteğini almış bir cumhurbaşkanı olarak ülkeyi yönetecek. Bu, İstanbul belediye başkanı olarak 20 yıl önce başlayan politik kariyerinden bu yana hiç yaşamadığı bir durumdur. Bu satırlar yazılırken İstanbul’un kaderi daha kesin olarak belirlenmiş değil ama AK Parti için sembolik ve manevi bir değeri olan bir şehirdeki bu gecikmenin kendisi bile dikkatli bir şekilde takip edilmeyi ve analiz edilmeyi hak etmektedir.

Yukarıda saydığımız nedenler önemli ve kesinlikle bir fark yaratmıştır. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önemli bir yönünü daha kaybettiğini ve bunun 2011 devrimlerinin ardından bölgesel Arap ilişkilerinin kötüleşmesi ile başladığını ve 2016 yılındaki darbe girişimi ile arttığını gözden kaçırmamalıyız. Erdoğan; kişisel yönü yani mikrofon ve popülist konuşmaların adamı olmakla bilinen lider karizmasını kaybetmiştir. İslami eğilimli partisinin ilk başlarda çarşaflı bir laik devlet görüntüsü veren ılımlı bir parti modeli sunduğunu hatırlatalım. Öyle ki farklı kesimlerden düşünür ve entelektüeller bu dönemde, doğru yönetimin sihirli karışımına ulaşmayı başaran bu eşsiz kişiliğe duydukları hayranlığı dile getirmişlerdi. Türkiye’nin AB’ye katılımını tartışan Avrupa’da bile birçok kişinin saygısını kazanmış ve Arapların büyük bir çoğunluğunun gönlünde yüksek bir mevkiye ulaşmıştı. Halkın özlemini duyduğu bir karizmaya sahipti.

Bana göre Türk seçmeninin Erdoğan’a olan güvenini kaybetmesinin en önemli nedenleri; bu karizma ve cazibenin ekonomik baskılar, Türkiye karşıtı uluslararası tutumlar, Arap bölgesinde halk bilincinin yükselmesi ve aynı şekilde, özellikle de darbe girişiminin ardından söylemlerindeki tehlikeli değişim ve onları terörist ya da İslam düşmanı olmakla suçlayacak kadar rakiplerine karşı sert bir söylem benimsemesinin ardından Türkler arasında da bilinç düzeyinin artmasıdır.

Erdoğan; Türkiye ekonomisinin alt ve üst yapısını inşa eden ve bölgedeki en güçlü ekonomilerden biri haline getiren kalkınmacı bir kişi olarak nitelenmişti. Ulaştığı bu yüksek mevkinin tek adam yönetimine ve ekonomik kararı tekeline almasına neden olduğu açığa çıkana kadar da bu parlak imaj yıllarca devam etti. Bu değişim öyle bir seviyeye varmıştır ki mitinge gelen topluluğun gıda fiyatlarından şikayet etmesine karşılık, kendisinin geleneksel bir politikacı olmadığını anlamaları gerektiğini, terörle savaştığını, askerlerin kıyafetleri ve mermilerin bedelini ödediğini, kendisi gibi dışarıdaki zorluklarla mücadele eden birisinden domates, patlıcan ve soğan gibi basit taleplerde bulunmanın saçma olduğu söyleyecek düzeye ulaşmıştır. Kısacası o parlak kişilik sönmüştür. Bunun nedeni belki de zamanın ilerlemesi ile kanın yenilenmesini, yüzlerin ve düşüncelerin değişmesini talep eden döngüdür.

Ancak gerçekte Erdoğan popüleritesinin büyük bir bölümünü; İsrail ile ilişkiler gibi dış meselelerde sürekli değişen tutumları, DAEŞ unsurlarının geçişine izin verdiği ve buna karşılık onlardan düşük fiyatla petrol aldığı yönündeki iddialar, Arap bölgesi ve özellikle de Mısır’a yönelik müdahaleleri, Katar yönetimine egemen olmaya çalışarak Körfez ülkelerinin bölünmesine yol açması, Yeni Zelanda’da yaşanan son terör saldırısı ile ilgili yürütülen soruşturmaya müdahalesindeki gibi başarısız propaganda kampanyaları nedeniyle kaybetmiştir.

Yerli seçmen için daha da önemli olan nedenler ise ekonomik durgunluk, para biriminin değer kaybetmesi, 1 ay içerisinde yakıt fiyatlarına birkaç kez zam yapılması, gıda ürünlerinin fiyatının yükselmesidir. Öyle ki Erdoğan seçimlerden önce devlet tarafından desteklenen bir fiyat ile sebze satışı yapan geçici satış noktaları bile kurdu. Bu satış noktalarındaki sıralarda duranların korkusu ise bu satış noktalarının seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra da devam etmesidir.

Bu vaatler artık yeterli değil. Yüksek işsizlik oranları, enflasyon ve para biriminin değer kaybetmesi vatandaşların günlük hayatlarını ilgilendiren konulardır. Mitinglerde yapılan vaatler ve sloganlar karın doyurmamaktadır. Türk vatandaşı darbe girişiminin etkilerinin, kapıları yoksulluk ve işsizlikten şikayet etmek isteyenlerin yüzüne kapattığını anlamış bulunmaktadır. Çünkü durumdan şikayetçi olup gösterilere katılan herkes var olan iktidara ve cumhurbaşkanına karşı otomatik olarak istikrar ve güvenlik karşıtı olarak görülüp terör ile suçlanmaya ve tutuklanmaya aday görülmektedir. Buna ek olarak; darbe girişiminin ardından tutuklanan ya da işten çıkarılan on binlerce kişi ve aileler de bulunmaktadır ve toplum bunların maruz kaldığı baskı ve durumdan etkilenmektedir.

Kuşkusuz Türk seçmenler; yaşam koşulları ve dış politikanın başarısız olması nedeniyle ülkelerinin kötüye giden bölgesel ve küresel ününden duydukları hoşnutsuzluğu ifade etmek için bu barışçıl yolu kullanmışlardır. Her ne kadar Erdoğan’ın bu seçimlerde kendisine karşı duranları affetmeyeceğine yönelik korkular ve kuşkular olsa da kendisinin de dediği gibi hesaplarını yeniden gözden geçirip partisine çeki düzen vermeyi başarması halinde, Erdoğan ve partisi hala yüksek bir şansa sahiptir. Bu konuda gerçekten samimi ise başarılı da olabilir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya