​Yemen krizinin karmaşıklığının diğer yüzü

​Yemen krizinin karmaşıklığının diğer yüzü

Salı, 2 Nisan, 2019 - 09:30
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Mart 2015'teki ‘Kararlılık Fırtınası’ operasyonunun başlamasından bu yana –ki bu operasyon olmasaydı Yemen şimdi yerel Husi uzantısı aracılığıyla İran tarafından kontrol altına alınmış olacaktı- geçen ay beşinci yılına giren Yemen krizini çözmek adına askeri veya siyasi bir kararlılık olmadan geçen her vakit, Yemen krizini daha da karmaşık/girift bir hale getirdi.

Yemendeki mücadelede üç taraf var. Yemen-Yemen, BM ve Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu… Söz konusu üç tarafın her birinin diğerleriyle olan ilişkilerinde yeni kaotik haller ortaya çıkmaya devam ediyor. Belki de en çözümsüz olanı, Yemen tarafının bileşenleri ile uluslararası tarafı oluşturan BM arasındaki ilişkidir.

Uluslararası alanda Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasında bir rekabet başladı. Rusya Federasyonu özellikle Güney Yemen’deki nüfuzunu geri kazanmak istiyor. Diğer bir ifadeyle bu meseleyi İngiltere’nin tekeline bırakmak istemiyor. Belki de en tutarlı ve uyumlu olan taraf Arap Koalisyonu liderliğidir. Her koalisyonda olduğu gibi, müttefikler arasında bazı görüş ayrılıkları yaşanabilir. Ancak, stratejik anlamda bir ayrılık söz konusu değil, zira koalisyonu oluşturan tüm taraflar İran'ın Yemen üzerinden Körfez ve Arap Yarımadası'na genişlemesini önlemek istiyor. Bu hedef, tüm Arap ulusal güvenliğinin bir parçasıdır. Dünyaya petrol ihracatı Babü’l-Mendep, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu üzerinden yapılıyor, dolayısıyla en önemli uluslararası geçiş koridorunun güvenliğinin sağlanması gerekmektedir.

Bu üç tarafın her biri ve uzantıları birbirini olumsuz ya da olumlu olarak etkilemektedir. Zira birbiriyle çakışan çıkarlar söz konusudur.

Yemen tarafı düzeyinde, bölünmenin temeli, bir yandan uluslararası kabul görmüş meşruiyeti olan bir varlığa, diğer yandan Husi Ensarullah hareketinin varlığına dayanmaktadır. Yemen'deki çatışmanın her iki tarafını temsil ediyorlar. Yemen mücadelesinde Husi tarafı daha derli toplu bir görüntü sergiliyor. Verdikleri mücadelenin son derece kritik olduğunu düşünüyorlar, zira meşru otoriteye karşı darbeyle ele geçirdikleri pozisyonu korumak istiyorlar. Aslen nüfus olarak azınlık bir topluluğu temsil ediyorlar, dolayısıyla birbirlerine son derece bağlılar.

Meşruiyeti temsil eden Yemen tarafı ise, Husi Ensarullah hareketine nispetle daha dağınık bir görüntü sergiliyor. Zira güney ve kuzey olmak üzere bölgesel bir bölünme söz konusu ve bu da bir belirsizlik ve zayıflık meydana getirmektedir. Güney ve Kuzey taraflarının arasında anayasal meşruiyeti temsil eden kişi Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi’dir. İki tarafı uzlaştırmak veya aralarında yönetişim rolünü oynamak için çaba gösteriyor.

Aslında, bütün meşru partiler ve onların temsilcileri, güneyde kurulan Yemen Sosyalist Partisinin lider kadrosu da dâhil olmak üzere kuzey menşelidir. Devletteki ve elçiliklerdeki pozisyonların dağılımı bu veriler dikkate alınarak yapılır. Meşru tarafın temsilcileri arasındaki bağlar, önemli maddi kazanımlar nedeniyle çatışma ve savaşın sürekliliği fikrine dayanmaktadır. Uluslararası Şeffaflık Örgütü, son raporunda Yemen'deki yolsuzluğun ulaştığı noktaya dikkat çekmiştir. Son yazımızda buna değinmiştik.

Nitekim seminer ve konferanslardaki yabancılar, Husilerin ve Yemen’in seçkin siyasi parti temsilcilerinin, sanki Yemen'de savaş ve mağdurlar yokmuşçasına kendi aralarında sıcak sohbetler gerçekleştirdiklerini ve birbirlerine iltifat ettiklerini görünce şaşırıyorlar.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in de katıldığı Stockholm Konferansı sona erdiğinde bütün dünya, istişarelerde Husi heyeti başkanı Abdusselam ile Yemen Dışişleri Bakanı Halid El Yemani’nin ne kadar samimi el sıkıştığına tanık oldu. Ona şunu da söyledi: “Bu benim kardeşim, düşmanım değil.”

Şu anki sorun, İsveç anlaşmasının Aralık 2018'de kararlaştırılan hükümlerinin uygulanmasında ciddi zorluklarla karşı karşıya olunmasıdır. Geçtiğimiz günlerde, Halid El Yemani, 21 Mart'ta Şarku’l-Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, BM Özel temsilcisinin ‘savaş güçlerinin yeniden düzenlenmesi’ planının, 8 Şubat'ta General Lollesgaard'ın önerdiği planla aynı olduğunu ifade etti. Aslında bu plan Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi tarafından geçen ayın beşinci toplantısında öne sürülen ancak milislerin reddettiği girişime benzemektedir. Milisler ayrıca BM Genel Sekreteri'nin sorumlu davranması ve Yemen Cumhurbaşkanı'nın denetiminde devlet kurumunun Hudeyde’ye geri dönmesi gerektiğini yinelediler.

Halid El Yemani, BM Genel Sekreterinin tarihi bir sorumluluk taşıdığını ifade etti. Aynı bakan, 20 Mart'ta yaptığı eleştirel konuşmasında BM Genel Sekreteri'ne suçlamalar yöneltti. Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ve Sana’daki ekibinin Husi milisleriyle, Yemen hükümetinin bilgisi olmadan! BM'nin denetim ve doğrulama mekanizmasının Cibuti'den Hudeyde limanına devredilmesine ilişkin prosedürleri görüşerek suç işlediğini söyledi. Aynı zaman diliminde Griffiths, Abu Dabi’de, Yemen’in geleceği ile ilgili istişareler yapıyor ve barış müzakerelerinde üçüncü bir taraf olarak katılmaya çalışan Güney Geçiş Konseyi’nin önde gelen isimleriyle buluşuyordu.

Geçiş Konseyi, geçtiğimiz haftalarda çalışmalarını dikkat çekici bir şekilde hızlandırdı. Konsey Başkanı Sayın Aydarus ez-Zebidi Geçiş Konseyini tanıtmak ve Güney konusunu çözmenin yollarını değerlendirmek üzere Londra'daki İngiliz Avam Kamarası'ndaki bir toplantıya katıldı. Aynı zaman diliminde bölgeyi ziyaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Yemen’in geçici başkenti Aden’e sürpriz bir ziyarette bulundu.

Aynı senaryo, Konsey Başkanı Sayın Aydarus ez-Zebidi ve ona eşlik eden heyetin Moskova ziyareti sırasında tekrarlandı. Bu ziyarette Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov, Rusya Federal Meclis üyeleri ve Rusya Parlamentosu'nun alt kanadı Duma'nın Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı ile görüşmeler yapıldı.

Rusya'nın Yemen büyükelçisi Vladimir Deduşkin, vakit kaybetmeden ilk defa başkent Aden'e bir ziyaret gerçekleştirdi. Güneyde Geçiş Konseyi'nden bazı şahsiyetlerle görüşmeler yaptı, açıklamalarda bulundu, Rusya'nın Geçiş Konseyi'ne olan sempatisini medya aracılığıyla ifade etti. Rusya'nın Yemen’in birliğini ve toprak bütünlüğünü destekleme konusundaki tutumunu açıklığa kavuşturdu; bu açıklama, ülkesinin Güney'in Yemen devletinden ayrılmasını onaylamadığı anlamına geliyor.

Bu siyasi ve diplomatik harekete, ABD'nin Yemen Büyükelçisi Matthew Toler’in Aden’e ilk kez ziyareti eşlik etti. Başbakan ve Yemen hükümetinin üyeleriyle görüşmeler gerçekleştirdi. Yaptığı basın toplantısında,  Ülkesinin Yemen krizindeki konumundan, Husilerin uzlaşmaz tutumundan ve komşu ülkeleri ağır silahlarla tehdit etmesinden bahsetti. Ülkesinin Yemen'i bölmek isteyen grupları ‘desteklemediğini’, çünkü birleşik, güvenli ve istikrarlı bir Yemen'in Amerika ve tüm dünyanın yararına olduğunu vurguladı.

Amerikan büyükelçisinin açıklamasında dikkat çekici olan şey, ülkesinin Yemen’de herhangi bir ayrılıkçı proje veya eğilime karşı olduğunu açıkça söylememesidir. Ustaca diplomatik bir dil kullanarak, Yemen'i bölmek isteyen grupları ‘desteklemediklerini’ ifade etmekle yetindi.

Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin diplomatik hareketliliği arasında Fransa ve Çin temsilcilerinin rolünü göremiyoruz.

AB'nin Yemen Büyükelçisi Antonio Calvo, Devrim Hareketi Yüksek Konseyi liderleriyle bir araya geldi. Bu konsey Güney Hareketi'nin bileşenlerinden biridir. Onlarla yaptığı toplantıda, önümüzdeki Yemen siyasi müzakerelerinde Güney’in yönetimine uygun birini getirebilmek için ana güney unsurlarının bir araya getirilmesi çağrısında bulundu ve BM özel temsilcisi Griffiths’in bu yöndeki çabalarına destek verdiklerini teyit etti.

Bu ülke elçilerinin Aden'e olan hareketliliğindeki temel mesaj gayet açıktır. Aden’de devlet düzeyinde bir meşruiyetin var olduğunu ve bu geçici başkentte emniyetin sağlandığını kanıtlamak istiyorlar. Meşruiyet konusunda bazı diğer taraflar ise Husilerin yaptığı gibi tam tersi şeyler yaymaya çalışıyorlar. Aden’in aynen Sana gibi güvenli bir başkent olmadığını yaymak istiyorlar.

Diğer bir gelişme de, Yemen krizini ve savaşı sona erdirmek için yapılacak istişarelerin veya siyasi çözümün yalnızca meşru hükümet ve Husiler etrafında şekillenmesine izin verilmeyecek olmasıdır. Bilakis tarafların tüm bileşenleri, krize kapsamlı bir çözüm için bir araya gelecekler. Yemen için bir sonraki barış projesini hazırlamak ve tanımlamak için tüm tarafların önceden hazırlıklı olması gerekiyor. Ancak bu şekilde Yemen ve tüm bölgede barış, istikrar ve güven sağlanabilir.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya