​Pompeo, Lübnanlıların görüşlerini dile getirdi

​Pompeo, Lübnanlıların görüşlerini dile getirdi

Salı, 26 Mart, 2019 - 11:30
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Lübnan Dışişleri Bakanlığı'nda yaptığı 8 dakikalık konuşma sadece Hizbullah milisleri hakkındaki en doğru ve açık niteleme değil aynı zamanda Lübnanlıların büyük bir çoğunluğunun Hizbullah, hayatları ve geleceklerindeki rolü ile ilgili gerçek düşüncelerini belki de en net ve açık şekilde ifade eden metindir.

Doğruluk açısından bakıldığında Pompeo’nun söylediği bir cümlenin Hizbullah sorunu ile ilgili bütün tartışmaları özetleyen anahtar bir niteliğinde olduğu söylenebilir. Pompeo, Hizbullah’ın meclisin ve diğer devlet kurumlarının bir parçası olduğunu kabul ettiğini ama aynı zamanda kendisini Lübnan devleti ile halkına meydan okuyan “terörist bir kanat” olarak gördüğünü belirtti.

Bu cümle tek başına, konuşmanın tamamını dinlemeden anlaşılır olmayabilir. Evet, Pompeo’nun da dediği gibi kurumlar içerisindeki temsil oranı ile Hizbullah gerçekten de Lübnan devletinin bir parçasıdır. Ama o aynı zamanda başta şiddet araçlarını tekeline almak, savaş ve barış kararı vermek ve devlet sınırları içinde özel hakimiyet bölgesi kurmak olmak üzere temel tanımı ile devleti zayıflatan ana, hatta belki de tek faktördür. Bütün bu başlıklar Hizbullah’ın politikaları tarafından günlük olarak yıpratılmaktadır.

Pompeo’nun konuşmasının Lübnanlıların düşüncelerini en açık haliyle ifade ettiğinden kastımıza gelirsek... Bunun kanıtı yerel bir televizyon kanalına katılan ABD Dışişleri Bakanı’nın program sırasında söylediği bir cümledir. Pompeo; Lübnanlılar ile gerçekleştirdiği görüşmelerden:”Hizbullah karşısında durmaya hazır oldukları, egemenlik ve bağımsızlıklarının harcadıkları çabalara bağlı olduğunu anladıkları” sonucuna ulaştığını belirtti.

Pompeo, görüştüğü kişilerden duydukları çerçevesinde Lübnanlıların ortak tutumuna ilişkin yöneltilen soruya verdiği yanıtta da Hizbullah konusunda Lübnan’da ortak bir tutum olduğunu hissettiğini ve siyasilerin hepsinin iktidarı İran İslam Cumhuriyeti’nden uzak tutmanın önemini anladıklarını söyledi.

Pompeo'nun Hizbullah’ın dostu ve müttefiği olan Meclis Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Dışişleri Bakanı Cibran Basil gibi kişileri de kapsayan toplantılarından bu tür izlenimlere sahip olması garip değildir. Lübnan siyasi güçlerinin tutumu ile ilgili sızdırılmış “WikiLeaks” belgelerine bakanlar, Hizbullah'ın, rolü, politikalarının sonucu, içeride yaşanan suikastler ile 2005-2013 yıllarında Lübnan’ın şahit olduğu saldırılardaki rolünü görürler. Belgeler, “Temmuz Savaşı”nda askeri olarak yenilmesi aracılığıyla bile olsa Hizbullah’tan kurtulmayı umanlar ile ilgili şok edici açıklamalar ile karşı karşıya kalacaktır. Bu açıklamalar Hizbullah’ın düşmanları ve rakipleri tarafından değil kendisi ile aynı siyasi bloğun içinde yer alan kişiler tarafından yapılmıştır.

Bugün Pomepo’nun yaptığı açıklamalarda dikkatli ve esnek bir diplomatik dil kullanarak Lübnanlı yetkililerden naklettikleri, onların daha önce söylemiş oldukları ve hiçbir şekilde gün gelip de açığa çıkacağını tahmin etmedikleri sözlerinin yansımasından ibarettir.

Elbette sayın Pompeo’nun Lübnanlıların şimdi Hizbullah ile yüzeleşmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır oldukları yönündeki iyimserliğini paylaşmıyorum. Ama adil olmam gerekirse eski Başbakan Refik Hariri suikastinin ardından farklı düzeylerde de olsa Hizbullah ile yüzleşmeye başladıklarını söylemeyelim. Her ne kadar bu yüzleşme bugün en düşük düzeyde olsa da durum her zaman böyle değildi. Yine adil olmak gerekirse, ABD'nin eski Başkanı Barack Obama’nın kurak başkanlık yıllarının etkilerinin, özellikle İran’la diyalog hevesi nedeniyle Tahran Baharı ve 2009 yılındaki Yeşil Hareket’e karşı benimsenen utanç verici tutumunun bu yüzleşmenin potansiyelini büyük ölçüde engellediğini de görmezden gelemeyiz.

Washington’ın bugün İran sorunu ile ilgili Obama döneminden farklı düşündüğü kesindir. Hizbullah ise sadece bu daha geniş ve önemli olan sorunun bir parçasıdır. Kuşkusuz ABD yönetiminin Mueller’in yürüttüğü soruşturmanın kapanması ve Başkan Donald Trump’ın geçmiş başkanlık seçimlerinde Rusya’nın müdahalesi ile kazandığı suçlamasından aklanması ile kendisine olan güveni de artacaktır.

ABD’nin İran’la mücadelede ısrarlı olduğunda da hiç şüphe yoktur. İran’ın nükleer programından sorumlu organlardan biri olan İran Askeri Araştırma ve Geliştirme Kurumu’na bağlı 31 İranlı oluşuma yönelik yaptırımların Pompeo’nun Beyrut ziyareti ile eş zamanlı olarak açıklanması da bunun kanıtıdır.

Ancak ABD’nin bu küçük ülkeyi yıkıcı yan etkilere maruz bırakmadan Hizbullah’a yönelik baskıyı artırmayı nasıl başaracağı açık değildir. Açıkça söylemek gerekirse bunu yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

Kriz sadece Hizbullah ile Lübnan devletinin birbirine ne kadar karışmış olmasından değil, Hizbullah’ın korkunç şantaj oyununu oynama gücünden de kaynaklanmaktadır. Lübnan’ın ABD yaptırımlarına uyması halinde Hizbullah da ülkenin çöküşünü engellemek için gerekli ekonomik çözümleri engelleme ve suçu “Batı’nın araçları ve ajanları” olarak nitelediği kişilere atma yoluna başvurabilir. Lübnan’ın ciddi bir şekilde yaptırımlara uymaması ise devletin tamamıyla bir Hizbullah devletine dönüşmesine ve ülkeyi onunla birlikte çöküşe götürecek yaptırımlara maruz kalmasına yol açacaktır.

Hizbullah kanseri Lübnan toplumunda ve devletin bedeninde, tümör kökünden alınsa dahi hastanın hayatından umut kesildiği durum gibi yayılmış ve derinleşmiştir. Arap müttefikleri ve uluslararası politikalar tarafından Lübnan’ın uzun süre ihmal edilmesi sorunun büyümesine yol açmış ve bu küçük ülke, hem kendisi hem de kendi dışındaki herkes için bir sorun haline gelmiştir.

Ülkemiz yorgundur ve Velid Canbolat’ın da özetle belirttiği gibi “düşmanının cesedinin nehirdenaşağı sürüklenmesini” beklemektedir. Beklediği de İran İslam Cumhuriyeti’nin cesedidir. İşte savaş meydanı budur ve bütün mesele de bundan ibarettir.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya