​​Arapça yazının geleceği

​​Arapça yazının geleceği

Pazartesi, 25 Mart, 2019 - 12:00
William Faulkner Nobel Edebiyat Ödülü’nü teslim aldığı törende yaptığı konuşmada şöyle der: “Varlığını benimki gibi bir çalışma hırsına adayan genç kadın ve adamlara seslenmek istiyorum, ki aralarından bazıları günün birinde şu an durduğum yerde duracaktır… Yazılmayı en çok hak eden şey, insan kalbinin kendiyle çelişmesinden doğan sorunlardır. İyi bir yazı ortaya çıkarmak için gereken tek şey budur”.

Yazmanın geleceğinden bahsettiğimizde, karşılaştırma yapabileceğimiz ya da omuzlarından dünyayı izlediği bir geçmişe sahip olduğunu ve şimdiki durumundan duyduğumuz endişeyi de belirtmemiz gerekir. Arapça yazı dediğimde ise bununla iki şeyi kastediyorum. Birincisi; Arap dünyasında Arapça ile yazım, ikincisi ise yaygın olan anlamıyla yani açık ve seçik bir şekilde Arapçayı kastediyorum.

26-28 Mart’ta düzenlenecek olan ve benim de konuk olarak katılacağım Dubai Basın Forumu’nun bu yılki başlığı olan ‘Arap Basınının Gerçekleri ve Geleceği’ni okuduğumda aklıma bu düşünceler geldi.

Basını büyük resmi ile ele almayacağım. Çünkü kısaca kendisi tek bir kişinin tamamını ele alamayacağı kadar geniş bir sahadır. Aynı şekilde, genelde kaybolmanın okuyucular için de bir faydası yoktur. Bu nedenle basının temeli olan yazmanın geleceğinden bahsetmeyi seçtim. Çünkü televizyonun ‘görsel’ içeriği ya da radyonun ‘işitsel’ içeriği de sonuçta mayası yazmak olan bir hamurdur.

Bu ‘adlandırmayı’ hak eden bir grup yazar olsa da sorun, sadece sınırlı yazar değil yazma atmosferi, materyali, eleştirisini ve sınıflandırmasını düzenleyen değerler ya da yazarın benimsediği değerlerdir. Çünkü Martin Luther King Jr.’ın o ünlü konuşmasında işaret ettiği gibi: “Ahlaki evrenin yayı uzundur, fakat adalete doğru bükülür.”

Korkarım ki yeni yazarlarımızda bu yay, çok nadir durumlarda bu yöne doğru bükülmektedir. Bu durum beni endişenlendiriyor ama bu endişem kendim için değil. Sonuçta ben şu anda 50 yaşındayım ve diğer tarafa doğru yöneliyorum. Dolayısıyla bu endişem; okudukları şeyin yeni değerlerden yola çıktığını ya da üzerinde durulmayı ve bağlamlarının düşünülmesini hak eden bir şey olduğunu zannedebilecek genç kuşaklar içindir. Bana sorarsanız bunda, tanımadığımız kuşaklara yönelik bir haksızlık ve adaletsizlik vardır. Bu kuşakların sadece bugün yazılanları ve söylenenleri okuyup dinlemesi halinde bizim kuşağımızı tanıyamayacağı kesindir.

Faulkner’in dediği gibi yazı ve edebiyat geniş anlamıyla; insanı, içindeki ruha layık olan bir insan olarak değerini yükseltecek olan içindeki çekişmeleri konu alır. Aksi halde Allah Teala’nın: “Biz insanoğluna şan, şeref ve nimetler verdik ve onu yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık” ayeti nasıl gerçekleşecek.

İnsanın üstün kılınması kendini ayrıntıları ile düşünmesi ve kendisi ile insan kardeşleri arasında bir köprü kuran duygusal alana değinmesi ile başlar. İşte yazının konusu olan insanoğlunun çelişkileri ve  iç ve dış acıları buradan çıkmaktadır. Onu tanıdığımız, acılarımıza ve sorunlarımıza benzediği, bazılarımız onu ifade etme yeteneğine sahip olamasa da hepimizin hissettiği bize ait temel gerçekleri nakletmekte maruz kaldığımız haksızlığa benzediği için iyi edebiyatı coşkuyla alkışlıyoruz.

Kınadığımız şeylerin çevremizin ve kültürümüzün ürünü olduğunu hiçbirimiz unutmamalıyız. Onlar gerçekleşecek olan felaketin nedenleri oldukları kadar aynı zamanda değiştirmeyi düşünmeden ve istemeden yaşamayı kabul ettiğimiz çevremizin kurbanlarıdır. Kötü yazı, halkın neye dikkat etmesi gerektiğini kontrol eden egemen standartların yokluğunda yayılır.

Değer ve profesyonelliğin karışımından bir eser ortaya koymaya çalışan bazı kişilerin blunduğu az sayıda uzak vaha ya da adalar bulunsa da mevcut durumda objektif egemen kriterlerden yoksun olan bir yazının bir geleceği olacağını düşünmüyorum. Tek temennim ise bu ada ya da vahaların çok daha yakın olmasıdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya