Ortadoğu’dan bir turist

Ortadoğu’dan bir turist

Pazartesi, 25 Mart, 2019 - 08:30
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
Bazen muhabbetin ipi iki yabancıyı birbirine bağlayıverir. Kaldığım otelin çalışanı da nazik birisiydi ve beni büyüleyici bir manzara arayan bir turist zannetti. Ziyaretçilerin kaçırmaması gereken bir manzara olduğunu söyleyip bana otelin terasına çıkıp limanın karşısındaki küçük dağın arkasından batan güneşi izlememi tavsiye etti. Kişisel bir iş için gelmiş olduğumdan tavsiyesine uymaya karar verdim ve ne kadar haklı olduğunu anladım.

Güneş yavaş yavaş batmaya başlayarak utangaç bir ateş topuna dönüştü ve dağın arkasında kayboldu. Bir anlığına turist olmanın, en güzel manzarayı keşfetme, izleme ve onu çalarak telefona kaydetmenin zevkini tattım. Bu, ayaklarını geniş sularda yıkayan dağlar, ağaçlar ve şehirlerle iletişim kurmanın zevkiydi. Aynı zamanda ziyaret ettikleri her ülkenin güzelliklerinin zevkine varmak yerine acılarını araştırmayı yeğleyen gazetecilerin, kötü niyetli turistler olduğuna dair derin bir duyguya da kapıldım.

Bu harika günbatımı manzarasını izleme gezimde bana eşlik etmeye gönüllü olan otel çalışanı, bana nerede yaşadığımı sordu. Ona Londra’da yaşıyorum yanıtını verdiğimde sanki hayaller ülkesinde yaşıyormuşum gibi geniş bir gülümseme ile karşılık verdi. Ülkesinin güzelliklerinden etkilendiğimi belirttiğimde ise ülkelerinin yabancılara hep güzel göründüğü yanıtını verdi. Bu yanıtın ardından sohbetin derinleşmesi kaçınılmazdı.

Ziyaretçilerin Güney Afrika’ya, zihinlerinde parlak bir görüntü olan Nelson Mandela’nın görüntüsü ile geldiklerini söyledi. Milyonlarca kişiyi uzun bir zulüm ve karanlıklar çağından hoşgörü ve uzlaşı temeline çıkaran, ülkeyi belki de mutlak bir çöküşe götürecek ve bir kan denizinde boğulmasına neden olabilecek intikam alma isteğini dizginleyen tarihi lideri övdü.

Ülkenin başından olağanüstü liderlerin gelip geçtiğini ifade ederek ardından bu coğrafyaya normal insanların ve yönetimin baştan çıkarmaları ile hileleri karşısında korkunç derecede bir zayıflığın hareket ettirdiği kişilerin hâkim olduğuna dikkati çekti. Ona, ülkenin dikkat çekici bir gelişim ve ilerleme kaydettiği, G20 üyesi ve gelişmiş bir altyapıya sahip olduğu, ekonomisinin kara kıtada Nijerya’nın ardından ikinci sırada yer aldığı karşılığını verdim.

Bütün bunların doğru olduğunu onayladı ama işsizlik oranlarının neredeyse %30’a ulaştığının ve bunun gerçekten de korkunç olduğunun altını çizdi. Daha da tehlikeli olan sorunun ise, vatandaşlar arasındaki büyük gelir eşitsizliğinin yani zenginler ile her şeye ihtiyacı olan bölgelerde kalabalık bir şekilde yaşayan yoksullar arasındaki farkın artması ve bunun da suç, hırsızlık ve yasaları ihlal etme oranlarını yükseltmesi olduğuna dikkatimi çekti.

Son yıllarda yağış oranlarının gerilemesi nedeniyle su sorunun baş gösterdiğini ve buna ek olarak Cape Town gibi bir şehirde bile günlük elektrik kesintilerinin yaşandığına işaret etti. Ona bir şey söyleyebilecek ve tavsiyede bulunabilecek bir durumda değildim. Çünkü ben de elektrik sorununun onyıllardır yolsuzluk ve yolsuz kimseler için bir altın madeni sayıldığı bir ülkedendim.

Güney Afrika’daki sorunun, dünyanın birçok bölgesindeki sorun ile aynı olduğunu hissettim. O da normal kurumlara dayanan, sağlam, katılıma, reforma ve değişime açık modern bir devlet. Şimdi ile yüzleşebilen ve geleceğe hazırlanabilen, çocuklarına; bilim ve teknolojide neredeyse günlük devrimlerin yaşandığı bir dünyaya ait olmanın anahtarını gösteren modern bir eğitim fırsatı sunmak için çabalayan bir devlet. İş fırsatları sunan, çocuklarını Batı ülkelerine ulaşma hayallerini gerçekleştirmek için ölüm botlarına binme tehlikesinden kurtarmaya çalışan bir devlet. Bu nazik otel çalışanına karşı derin bir minnet duydum ve onun için ne yapabileceğimi sordum. Bana, ”Keşke beni de yanında Londra’ya götürebilseydin. Burada geleceğim belirsiz. Oradaki yaşamın daha az zor ve tehlikeli olduğunu düşünüyorum” dedi.

Ülkesinin özellikle dev yer altı kaynakları üzerinde uyuduğu göz önüne alınırsa onun bu sözleri bana acı verdi. Böyle bir ülkede yaşayan birisi bile bunu söylüyorsa toprakları yeraltı zenginlikleri ve gökleri yağmur yönünden yoksul olan bir ülkenin vatandaşı ne demeli diye düşündüm. Birkaç yıl önce Hartum’da da buna benzer bir olay yaşadığımı hatırladım. Ayrılmadan önce otel çalışanı bana, kendisine hiç unutamayacağı bir yardımda bulunup bulanamayacağımı sormuştu. Ona nasıl yardımcı olabileceğimi sorduğumda ise ülkesinden kaçmayı hayal ettiğini ve İngiltere’nin geniş olduğunu duyduğu yanıtını vermişti. Bunlar bizim ülkelerimiz ama aynı zamanda kaçma fırsatını kolladığımız hapishanelerimiz.

Gazeteciler başarısız turistlerdir. Günbatımını izlemenin bana verdiği zevk, özellikle de otel çalışanın beklenti ve umutlarını açıklamasının ardından çok kısa sürdü ve tekrar telefona, Ortadoğu ve oradan gelen haberler lanetine dönmem gerekti.

DEAŞ’ın yenildiğinin ve saklandığı haritadan silindiğinin açıklanması sevindirici bir haberdi. Ancak daha önemli olan soru şu: Bu uzun ve acı deneyimden bir ders aldık mı yoksa bu korkunç örgütü doğuran politikalar ondan daha tehlikeli ve korkunç bir varisin doğmasına mı neden olacak? Bunun yanında DEAŞ’ın birkaç yıl önce egemen olduğu sahnede kendi izini bıraktığını, “gezici küçük ordular” ve milis güçleri olgusunun kökleşmesine neden olduğunu ve DEAŞ ile mücadeleyi fırsat bilen bu güçlerin daimi paralel ordulara dönüştüğünü inkâr edemeyiz.

Ondan ne kadar uzaklaşsan da Ortadoğu senden uzaklaşmaz. Dünyanın bu bölümünde doğmak; turist ruhuna bürünerek Mandella’nın ülkesinde günbatımını izlemenin verdiği zevki tatmaya çalışsan da uyumayan endişe ve kaygı da ustalaşmanı sağlar. Bir başka büyük haber. ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanıma kararı aldığını açıkladı.

Bu haber, on yıllar boyunca Washington’un arabulucu rolü oynamaya çalıştığı bu meselede ABD politikalarında kesinlikle büyük bir değişim olduğu anlamına gelmektedir. Bu kararın bölgede kökleşmiş çatışmalar açısından bedelleri ve yansımaları, uluslararası meşruiyet kararlarını yok saydığı için de sonuçları olacaktır.

Ne kadar uzaklaşmaya çalışsan da Ortadoğu senden uzaklaşmaz. Yine gazeteciler, kötü turistlerdir. Çünkü onlar aslında güzel manzaraların değil acıların peşinde olan avcılardır. Acı haberlerin kontrolünden kurtulmaları için harika bir günbatımı manzarası bile yeterli değildir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya