Bu savaş, Yemen halkının savaşıdır

Bu savaş, Yemen halkının savaşıdır

Pazar, 24 Mart, 2019 - 12:00
12 Kasım 2017 tarihinde  “Yemen’in Kültürel Mirasını Nasıl Koruyabiliriz?” başlığıyla Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen bir sempozyuma katıldım. Sempozyuma Yemen konusuyla ilgilenen çok sayıda yetkili, araştırmacı, akademisyen ve gazeteci katıldı.

Sempozyumun konusu “Yemen’in kültürel mirasını korumak” olmasına rağmen sempozyumda daha çok politika ağırlıklı konular ele alındı. Sempozyum, Yemen mirasını tehdit eden en büyük tehlike olması nedeniyle Yemen savaşının sebep ve sonuçlarına yoğunlaştı.

Sempozyumda Fransız Siyaset Bilimci Prof. Pascal Boniface, bir konuşma yaptı. Boniface, uluslararası genel hukuk alanında doktorasını Paris Siyasi Araştırmalar Enstitüsü’nde yaptı.

30 dakikadan kısa süren konuşmasında Boniface, “Yemen’deki savaş, Suudi Arabistan-İran anlaşmazlığından kaynaklanmaktadır. Bu iki ülke arasında bir anlaşma meydana gelirse Yemen savaşı hemen son bulacaktır” dedi.

Bu yüzeysel açıklama, salonda bulunan biz Yemenliler için şoke ediciydi. Fransa Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü’nün kurucusu olmasından dolayı bazı Arap kanallarında “Fransa’nın dış politikasını belirleyen en önemli düşünürlerden birisi” olarak takdim edilen bir şahsın bu tarz açıklaması şaşırtıcıydı.

Onların çoğu, Yemen’i tanıtmak için çağrılıyor. Fakat aslında onlar, Yemen’i ve Yemen’de olanları en az bilen kimselerdir. Onlar, (izleyici) mağdur sayısını artırmak için medyanın hoş karşıladığı bazı gösterişli isimlerin ve sıfatların arkasına gizleniyor. Onlar, maalesef “yalancı şahitlik” olarak ifade edilebilecek bir rol oynuyor. Onlar, kasıtlı ya da kasıtsız olarak Yemenlilerin sıkıntılarına katkı sağlıyor ve gerçeklerin gizlenmesi nedeniyle sorunların devam etmesine yol açıyor.

Husilere karşı mücadelemiz, 26 Mart 2015 tarihinde değil, aksine bu tarihten çok daha önce başladı. Yemenliler, yönetimi tekeline almak ve Yemen halkını denetlemek isteyen –ki Yemen halkı bu durumu reddediyor- ırkçı bir aileye karşı uzun süreden beri siyasi, askeri ve fikri bir mücadele veriyor.

Yemen dışından gelen ve yönetimde Tanrı merkezli bir hak iddia eden bir aileyle adalet ve eşitlik isteyen Yemenliler arasındaki ilk tarihi çatışmalardan bahsetmeyeceğim. Aksine ben, Sada şehrinde Husi cemaatinin ortaya çıkmasıyla birlikte meydana gelen bazı savaşların tarihini okurlara hatırlatacağım. Zira Husi cemaati, 26 Eylül 1962 devriminden önce Yemen’e hükmeden İmamet rejiminin bir uzantısıdır.

Önceki rejime bağlı hükümet güçleri, kabileler ve İran destekli Husiler arasındaki ilk savaş, 2004 yılında Haziran-Eylül sürecinde meydana geldi. İkinci savaş, 2005 yılında Mart-Mayıs aylarında, üçüncü savaş ise Kasım 2005-Ocak 2006 tarihleri arasında gerçekleşti. Dördüncüsü 2007 yılında Ocak-Haziran sürecinde meydana geldi.  Beşinci savaş, 2008 yılında Mart-Temmuz dönemindeydi. Altıncısı ise, Ağustos 2009-Şubat 2010 tarihleri arasında meydana geldi. 2011 yılında Husiler, Sada şehrinin kontrolünü ele geçirdi. Rejim değişikliğiyle sonuçlanan devrime rağmen Husiler, 2014 yılında Amran’da hükümet güçlerine karşı savaşa girerek, başkent Sana’ya egemen oldu ve diğer şehirleri de işgal etti. Tüm bunlar, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun 26 Mart 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müdahaleden önce meydana geldi. Müdahale, Yemen halkının desteklediği meşru hükümetin resmi talebiyle gerçekleşti.  Zira Husiler, 21 Eylül 2014 tarihinde başkent Sana’ya hâkim olmalarının ardından 6 aylık süreçte ağır suçlar işledi.

Bu, sadece Arap Koalisyonu’nun değil, biz Yemenlilerin savaşıdır. Çünkü bu böyle. Savaş, meşru yönetimle ya da meşru yönetim olmadan devam edecek. Meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu’nun askeri operasyonları, darbeyi sonlandırmadan bittiği zaman Yemen’de barışın gerçekleşeceğini düşünmek aptallıktır. Yine bazılarının Suudi Arabistan-İran anlaşmazlığını bitiren bir anlaşmanın imzalanması halinde Yemen halkının Husi otoritesini kabul edeceğini düşünmeleri saçmalıktır. Yemen halkı, “Tanrı’nın yönetim konusunda kıyamete kadar kendilerine yetki verdiğini iddia eden din adamlarının yönetimine hayır” diyerek 1960’larda dönüşü olmayan kesin bir karar aldı. Sonuçlar ve zorluklar ne olursa olsun Yemen halkı, 26 Eylül 1962 devriminden beri takip ettiği temel ulusal ilkelerden sayılan özgürlük ve eşitlikten taviz vermeyecek. Ya hak ve ödev bakımından tüm insanların eşit olduğu bir vatan ya da kıyamete kadar savaş…

Bu, dünyanın fark etmesi gereken bir gerçektir. Burası bizim vatanımızdır. Vatanımızı, zulmeden ve halkının kaderini din adına kontrol eden bir aileye ya da kabileye bırakmayacağız. Uluslararası toplum, ya bu ırkçı ailenin veyahut kabilenin tarafını seçmeli –ki uluslararası toplum, bu ırkçı ailenin tarafını seçmesi halinde Yemen ve bölgede istikrarsızlığı seçmiş olacak- ya da Kuzey’de, Güney’de ve Doğu’da yaşayan, müzakereci, reformist, Nasırizm yanlısı, sosyalist, Şafi, Zeydi, Sufi, Yahudi, Behai, laik, köylü ve kentli tüm Yemen halkının taleplerini desteklemelidir. Seçiminizi yapmanız gerekiyor.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya