Aşırı Sağ dünyanın saatli bombasıdır

Aşırı Sağ dünyanın saatli bombasıdır

Çarşamba, 20 Mart, 2019 - 10:30
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
Batıdaki ve özellikle de Avrupa'daki aşırı sağ akımın yükselişi kontrol edilemezse, bu ülkelerin tamamı Karanlık Çağlara geri dönecektir. Aşırı sağ, "DEAŞ" ve benzerlerinden farklı değildir.

Doğu ve Batı Avrupa'da ilginç gelişmelere şahit oluyoruz, seçmenler sağ kanat partilere ve popülist hareketlere oy veriyorlar, aslında bu durum Avrupa açısından yaklaşmakta olan bir felaketi haber vermektedir. Aşırı sağ, DEAŞ’ın farklı bir versiyonudur.

Dolayısıyla aynen "DEAŞ" ve "El Kaide" gibi inanç ve fikir özgürlüğünü, çoğulculuğu reddetmekteler. Hatta denilebilir ki bu konuda daha da fanatikler. Özgürlükler tavanı başlarına çöktüğünde ve aşırı sağ yönetimler her yere hâkim olmaya başladığında, Yeni Zelanda ya da Norveç katillerinin satranç oyunundaki piyonlardan farklı olmadıklarını, her birinin aşırı sağla irtibatlı karanlık güçler tarafından yönlendirildiğini anlayacaklar. Aşırı sağ, medeniyetler çatışmasını tetiklemek istiyor. Aşırı sağ akımdan bunun ticaretini ve istismarını yapanlardan biri de ABD Başkanı Donald Trump'ın eski danışmanlarından Steve Bannon’dur. Amerika’daki popülist hareketlerin en önde gelen liderlerinden biridir.

Aşırı sağcı akım, Yeni Zelanda katilinin arkasındaki güçtür. Şahıs sadece bir şiddet figürüdür. Katil, Londra'nın kuzeyindeki Finsbury Park Camii saldırganı Darren Osborne gibi “etkili ve güçlü bir figür” olarak lanse edildi.

Uzun manifestosu ve tarih boyunca pek çok olay ve savaşa atıfta bulunması buna delil olarak sunuldu. Hâlbuki bunu yazabilecek bir eğitim seviyesine sahip değil.

Dolayısıyla tarihsel olayları analiz etme ve çıkarımlar yapabilme kabiliyetine de sahip değil.

Zaten yazılanlar, pek çok manipüle edilmiş tarihsel bilgiyle dolu. Akka Kuşatması 1189 olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun viyana kuşatması 1863 olarak verilmiş.

1877’deki “Şipka Geçidi” Muharebesine dair de yanlışlıklar var. Elbette birisi onun adına yazmış.

Tarihin kanlı bir yorumu yapılmış.

Yeni Zelanda katili, "beyaz ırk" üstünlüğüne inanıyor. Daha fazla "istilacı" öldürmek istediğini söylüyor.

Nefret dolu açıklamasında "Cami ve minareleri yıkmak için İstanbul'a geleceklerini" yazmış!

İnternetteki ifadesinde, ABD Başkanı Trump'ı "beyaz kimliği diriltmenin bir sembolü" şeklinde övmüş. Beyaz Saray bu övgüyü reddetti.

Bu piyon, eskiden de sorulan ve ırkçılık kokan bir soruyu sormamıza neden oluyor:

Beyazlar kim? Bu saçma doktrini bir anlığına esas alsak dahi, Batılılardan daha beyaz olan Araplar var!

Batı medyası olayları çarpıtma konusunda sabıkalıdır.

Oklahoma City’de federal bir binanın bombalanması olayını Müslümanlara yıkma konusunda aceleci bir tavır sergilemiştiler.

Gerçek ise tamamen farklıydı. Yeni Zelanda katilinin gerçek bir terörist olarak tanımlanması konusunda da çekingen bir tavır sergilediler. Batı ülkelerinde hala ikiyüzlülüğün olduğunu gösteren faktörlerden biri de buydu.

Gayrimüslim beyaz bir adam tarafından işlenen bir terör eylemini nitelemeye yönelik şizofrenik hal ve çifte standart, bu olayda kendini göstermiştir. Bazılarının nefret dolu konuşmalarına ve kışkırtıcı yorumlarına baktığımızda katilin övüldüğünü dahi görüyoruz.

Katil ‘övülmeyi hak eden bir kahraman’ olarak sunulurken kurbanlar ‘korkaklar’ şeklinde lanse edilebilmektedir. Bu durum tarifi mümkün olmayan bir küstahlıktır. Aşırı sağın kışkırtma bağlamında ulaşmış olduğu seviye işte budur. Aşırı sağ Avrupa'da genişliyor ve demokratik süreci istismar ediyor.

“Almanya için Alternatif” partisi Alman parlamentosunda üçüncü güç konumuna gelmiştir.

İtalya'da ayrılıkçı ve ırkçı "Kuzey Ligi" partisi siyasi arenada kendini göstermeye başlamıştır.

İngiltere’deki ‘İngiliz Ulusal Partisi’ ve Marie Le Pen'in ‘Ulusal cephe’ Partisi, düzeneği Avrupa tarafından kurulmuş saatli bomba mesabesindedir.

Meseleyi görmezden geliyorlar ve tehlikenin farkında değiller. Hâlbuki Avrupa’nın üst düzey güvenlik görevlilerinden biri olan ve Londra’nın emniyet müdür yardımcısı Mark Rowley, “sağcı terör tehdidinin kamuoyu tarafından düşünülenin aksine çok daha tehlikeli ve zor boyutlarda olduğunu” belirterek gerekli uyarılarda bulunmuştur.

Bu nedenle Avrupa, aşırı sağ fenomenini yeniden ele almalıdır.

Yeni Zelanda katili için göstermelik bir dava açmakla yetinilmemeli, gerçek anlamda suç ortağı olan aşırı sağ, yargılama dışı tutulmalıdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya