Dünün ve günümüzün mantığı

Dünün ve günümüzün mantığı

Çarşamba, 20 Mart, 2019 - 08:00
Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
Bu günlerde İslam dininin ana kaynakları hakkındaki artan tartışma, geleneksel literatürde kabul gören kaynaklar ile akıl arasındaki çelişkiden kaynaklanmamaktadır.

Bence tartışmayı ateşleyen, bu kaynaklardaki içerik ile yeni nesil Müslümanların beklentileri arasındaki çelişkidir.

Bu içerikler en az on asırdır zaten kaynaklarda mevcut, ancak bugün gördüğümüz kadarıyla geçmişte herhangi bir tenkit ve muhalefetle karşılaşmadılar, zira geçmiş dönemlerde yaşayan Müslümanlar onları kendi dönemlerinde geçerli olan rasyonelliğe aykırı bulmadılar.

Öte yandan, bütün İslami mezhepler, tartışmasız doğru kabul edilen bilgi ile zamanın düşünce yapısı arasındaki uyum meselesini tartışma konusu yapmışlardır.

Abdülkerim Süruş’un yol açtığı tartışmayı burada hatırlatmak istiyorum, zira kendisi dinde zâti/cevheri ve ârızi bilgiyi birbirinden ayırmanın gerekliliğini ortaya atmıştır.

Bu bakış açısına göre zati/cevheri olan şey, dinin ancak onun varlığıyla ayakta kaldığı ve tamamlandığı şeydir.

Arızi ise, dinin etrafında sonradan neşet etmiş bilgidir. Diğer bir deyişle, dinin bazı yönleri tarihsel, kültürel ve toplumsal olarak ya da siyaseten ve geleneğe dayalı olarak şekillenmiştir. Yaşam ancak bu bilginin varlığı ile istikamet kazanır.

Ancak zaman ve mekânın değişmesiyle bu bilgiler de değişikliğe uğrar. Süruş, arızi bilgi başlığı altında kalanların, sıradan bilgileri düzenleyen aynı kriterlere tabi olduğuna inanmaktadır.

Sözgelimi bu bilgiler kutsal değildir, geçicidir, tenkit edilebilir ve uygulanabilir olması ancak ikinci bir delil ile desteklendiğinde mümkün olabilir.

Bu bakış açısı, fıkhi hükümlerle sınırlı değildir, onun görüşüne göre, nassa dayalı bazı hükümler dahi geçicidir. Usul âlimleri ise bu geçiciliği sadece nassın işaretinden elde edilmiş tekil içtihatlara vermişlerdir.

Başladığımız yere dönecek olursak, günümüzdeki tartışmalar daha ziyade genç neslin din adamlarından duydukları şeyler karşısında yaşadıkları hayal kırıklıklarından kaynaklanmaktadır.

Davetçilerin çoğunluğu daha önceki kültürel zamanlara aitler. Asrın idrakine uygun bir söylem geliştiremiyorlar.

Yüzlerce yıl önce ölmüş insanların ifadelerini, menkıbelerini nakletmekle yetiniyorlar.

Konuşurken, geçmişte yaşayan insanlara hitap eder gibi konuşuyorlar. Hâlbuki bilmiyorlar ki o anlatılanlar sadece o dönem için geçerliydi.

Bugün, tanınmış bir davetçinin yaygın bir vaazını dinledim, oğlunun komaya girdiğini, doktorların hayatından ümit kestiklerini, Kardeşinin ona kutsal bir toprak parçası yedirdiğini ve bilincini doktorları şaşırtacak şekilde yeniden kazandığını naklediyor.

Geçtiğimiz yıllarda, bazıları Hıristiyan ve Budist rahiplere atfedilen, neredeyse aynı ayrıntılarla, onlarca kez bu türden hikâyeler işittim. Doğruluğunu inkâr edemem, ama İslam'ın böyle bir çerçevede sunulması isabetli değildir. Zira günümüze hitap etmemektedir.

Filmlerde gördüğümüz sihir ve efsaneleri hatırlatmaktadır. Bu hikâyelere inananlar daha ziyade bu asrın gerçekliğinden kopuk yaşayanlardır. Bu zamanın kültürüne ait olanlar, bu anlatılanlara, geçmişe ait ve teselli babından anlatılmış menkıbe muamelesi yapmaktalar.

Bahsettiğim kopuş sadece söylemin tarzı ile ilgili değildir. Dini düşünce de artık çağdaş rasyonalite ve onun araçlarına ve eleştirel muhakemeye kapalı hale getirilmiştir. Bilimsel ve tecrübeye dayalı kıyas ihmal edilmiştir.

Geleneksel bilginin savunucuları Hz. Peygambere (s) atfedilen her sözün bilimsel veriler ve mantıkla çelişse bile bağlayıcı olduğunu söylüyorlar.

Bu argümanı tekrar etmek zorunda olduklarını biliyorum, çünkü bu eski mantığın temelidir.

Fakat böylesi bilimsel veriyle ve mantıkla çelişen bir sözün Hz. Peygamber'den rivayet edildiğine nasıl emin olabiliriz?

Öyleyse...

Biraz farklı bir yolla düşünsek, aklımızı daha işlevsel kılsak, alternatif ihtimalleri göz önünde bulundursak, açık kapı bıraksak, Şeriat’ın özünü koruyan ve aynı zamanda zamanların argümanlarını ve rasyonalitesini dikkate alan yeni bir mantığa ulaşamaz mıyız?

İslam dini yeni bir mantığa kapı aralıyor mu yoksa geçmişin mantığına esir kalmak durumunda mıdır?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya