Sistani ve pragmatizm

Sistani ve pragmatizm

Salı, 19 Mart, 2019 - 09:15
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonraki Irak'ın gerçek tarihinin yazılması, Ayetullah Ali Sistani'nin siyasi biyografisi olmadan eksik kalacaktır.

Doksanına kapı dayamış bu adam, hayatının çoğunu Irak'ta geçirdi, 1992 yazında hocası Ayetullah Ebu'l-Kasım Hoyi'nin ölümünden sonra, bin yıldır Şiilerin vicdanlarında ayrı bir yeri olan Necef Havzasına önderlik etmeye başladı.

ABD'li yazar Thomas Friedman, 2005 yılında New York Times'taki ses getiren bir makalesinde onu Nobel’e aday gösterdiğinde doğru mu yapmıştı?

Nelson Mandela ve Mihail Gorbaçov ile onu bir tutması doğru muydu bilemiyoruz, zira her iki lider ülkelerini güvenli bir limana ulaştırmışlardı.

İlki kan dökmeden Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığını bitirmişti.

İkinci ise Sovyetler Birliği'nin son durağına vardığını ilan ederek, daha büyük çöküşler yaşanmasına mani oldu.

2014 yılında,  DEAŞ’ın Musul’u işgal etmesi sonrası tamamen çöken Irak ordusunda gönüllü asker olmaya çağrı yapan Sistani fetvasının, milislerin devlet üzerindeki egemen olabileceğine gerekçe sayılması isabetli bir tutum muydu?

Bir tarafta Nobel’e aday gösterilmesi, diğer tarafta ise mezhepçi bir çağrı…

Sistani'nin karmaşık siyasi biyografisi kendisini ortaya koyuyor.

Mütevazı kişiliğine, Necef'in çarşılarından birinde bulunan mütevazı bir evle yetinmesine, evine ucuz halılar serme konusundaki ısrarına, misafirlerini sadece çayla karşılama alışkanlığına rağmen Irak'ın kaderine yönelik kararlarda hiç de mütevazı bir payı yoktur.

Sakinliği ve fısıltıya yakın çıkan sesinin aksine, fetvaları Doğu Asya'dan Lübnan'a kadar etki etmektedir.

Kendisi gerek telif ettiği eserler gerekse konum olarak üst düzey Şii âlimlerden değildir, özellikle de hocası Ayetullah Ebu'l-Kasım Hoyi ile kıyaslandığında…

Saddam Hüseyin’in kendisini ev hapsinde tuttuğu esnada son derece pragmatik bir tavır sergilemeseydi, Sistani’nin şimdiki yaşına ulaşması mümkün olmazdı, zira pek çok otorite sayılabilecek Şii alim o dönem işkencelere maruz kaldı, bir kısmı da öldürüldü.

Pragmatik tutumu anlaşılmasını zorlaştırmıştır, konumu ve tutumu konusundaki kafa karışıklığı da artmıştır.

Sistani görüşlerini medya üzerinden açıklamadığı gibi düşüncelerini de röportajlarla ortaya koymaz!

Fransız gazetesi Le Monde kendisini İran'a karşı bir siper olarak nitelendirmişti.

Kendisine muhalif olanlar ise onu Velayet-i Fakih rejiminin farklı bir versiyonu olarak nitelediler. Ancak onlar kadar acımazsız olmadığını da ifade ettiler.

İran asıllı olmasına rağmen, Humeyni İran’ına yönelik nispeten olumsuz bir tavır takındı.

İnanç açısından bir farklılık olmasa da Necef Havzasını daha geri planda tuttu, din adamlarının rollerini sınırlandırdı.

Humeyni'nin takip ettiği metodu benimsemedi, zira Humeyni Kum havzasını ön planda tuttu ve hatta devletin bizzat kendisi kıldı.

Sistani Irak için önemli olduğu kadar İran için de önemli bir şahsiyettir. İran içindeki sözde "reformcu" kesime daha yakın durduğunu hissettirir. Kısa bir süre önce, İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir araya geldi. Sistani ile görüşebilen ilk cumhurbaşkanı unvanını almış oldu. Zira önceden eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile görüşmeyi reddetmişti. Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’yi de kabul etmişti, ancak Rafsancani o dönem görevde değildi.

Sistani'nin öderlik ettiği Havza, Irak tarihinin kilit dönemlerinde sesini defalarca yükseltti.

ABD işgali sonrasında, Şiileri sakin olmaya davet etti (Saddam'ın yıkılmasından önceki işgal karşıtı fetvasının aksine). Ardından Washington’un Irak’ın geleceğine dair planlarını değiştirmesi konusunda ısrar etti. Yeni anayasanın Amerikalılar ya da işgalin oluşturduğu organlar eliyle değil bizzat Iraklılar tarafından yazılmasını talep etti. Aksi halde karşı fetva yayınlamakta tehdit etti. Ancak en tartışmalı fetvası “Cihad” çağrısı yaptığı fetvadır.

Tüm halka DEAŞ’la mücadele çağrısı yaptı, bunun için de halkı askeri ve emniyet birimlerinde gönüllü olarak görev almaya davet etti. Sistani “Haşdi Şabi” tabirinin kullanılmaması, bilakis “gönüllüler” tabirinin kullanılması konusunda ısrarcı oldu. Özellikle fetva İran yanlısı milisler tarafından istismar edildi. Çoğu fetvadan önce örgütlenmişti zaten. İran kendi hegemonyasını dayatmak için Haşdi Şabi’yi kullanmaya başladı. Attığı politik adımların meşru zeminini ve çerçevesini bu milisler üzerinden sağlamaya başladı.

Irak’taki mezhep mücadelesinin yoğunlaştığı 2006 ve 2007’den sonra Sistani’nin dini merci olma yönü zayıflamaya başladı.

Başta Mukteda es-Sadr olmak üzere genç mollalar yükselişe geçti. İran’ın ön plana çıkmaya başlamasıyla 2013 yılından beri tarafsız durmaya gayret eden Sistani yeniden siyasi sahnenin ön saflarına döndü.

Maliki 2014’deki seçim zaferinden sonra üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturmak için uğraş verse de Sistani siyasi ağırlığını koyarak buna engel oldu. 2018’de verdiği siyasi destek, Maliki ve Haşdi Şabi’nin oluşturduğu siyasi atmosferden farklı bir atmosferin oluşmasına katkı sağladı.

Bu arada Mukteda es-Sadr ve Haydar İbadi gibi şahsiyetler siyasi pozisyonlarını birçok defa yeniden tanımlamak durumunda kaldılar!

İslamcı partilerin (Sünni) saygınlığını tamamen yitirmesi ve İran hırsları karşısında Iraklıların haklarını net bir şekilde savunma yeteneklerini kaybetmeleri göz önüne alındığında Şii dini merciin daha iyi durumda olduğu söylenebilir.

Sistani–Ruhani buluşması sonrasında yapılan açıklama buna açıkça delalet etmektedir. Zira açıklamada İran’ın Irak’a yönelik politikaları eleştirilmiş, doğrudan ve keskin mesajlar verilmiştir. Ancak yine de Iraklılar için daha iyi bir umut oluşturamıyor.

Irak büyük zorluklarla karşı karşıya kalmaktan bir türlü kurtulamıyor. En önemlisi bugün, Başbakan Adil Abdulmehdi’nin İran baskısı karşısında başarısız olması ve hükümetinin oluşumunu tamamlayamamasıdır.

Elbette tüm bu başarısızlıklar Sistani’nin hanesine yazılmaktadır.

Daha da tehlikeli olan husus tüm bu başarısızların, Saddam sonrası dönemde Şii siyasi elitlerin geri plana düşmesinden sonra da yaşanmaya devam ediyor olmasıdır.

Sistani’nin desteğiyle son seçimler kazanılmış olsa da ya Sadr ve Hakim gibi siyasetten uzak durmaya gayret eden genç mollaların yükselişi devam edecek ya da Haşdi Şabi’nin rahminden İran yanlısı yeni bir seçkin kesim doğacak.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya