​Yeni Zelanda ve kutsal Cuma’nın acıları

​Yeni Zelanda ve kutsal Cuma’nın acıları

Cumartesi, 16 Mart, 2019 - 09:15
İmil Emin
Mısırlı yazar
İnsan, dün Yeni Zelanda’da yaşananları, son 20 yılda dünyayı vurmaya başlayan nefret ve kötülük olarak tanımlayabilir. Yine insan, bu yaşananları dünyada nefreti güçlendirip taassubu yayan mantık ve insanlık dışı bir terör olarak ifade edebilir.

Aşırı sağ meselesi, yeni bir konu değildir. Ancak aşırı sağ, dünyanın uzak bir köşesinde yer alan sessiz ve sakin bir ülkeyi vurduğu zaman -eğer deyim yerindeyse- bu durum, dünya çevresine zehrini yaymaya başlayan küresel bir bozukluğa işaret etmektedir.  

Olay, sadece ölü sayısı bakımından iğrenç bir hadise değildir. Aynı zamanda bu olay, canice planlama bakımından da iğrenç bir hadisedir. Yaşanan bu olay, tek bir eylemle sınırlı kalmadı ve kalmayacak. Aksine bu olay, Batı’da bulunan hücrelerin bir örneğidir. Maalesef bu olaylar, dünyada güven ve huzurun kaybolacağı şekilde gelecek günlerde daha da artabilir.

Dünyada meydana gelen terör eylemleri, masumların kanını akıtmayı durdurmadan her gün sabah akşam tekrar eden Sisifos tarzı bir trajedidir. Peki, bu olayların sorumlusu kim?

Yaklaşık 20 yıl önce sahte öngörü sahipleri, dünyayı acıya ve çatışmaya sevk eden ve bu sahnenin kaçınılmaz olduğunu söyleyen görüşler dile getirdi. Başkaları ise ruhen ve bedenen ötekine yer olmadığını söyledi. Sanki boş iddiaları alıp acı gerçeklere dönüştürmeye çalışanlar var.

Bize küreselleşmenin, içerisinde müjdeleyen ama nefret ettirmeyen, kolaylaştıran ama zorlaştırmayan parlak ve insani bir iletişim taşıdığını haber verdiler. Ancak genel olarak yaşananlar, kesinlikle böyle olmadı. Christchurch kentinde iğrenç katliamın görüntülerini izleyenler, görüntülerden dolayı karmaşık bir durum yaşıyor. Zira görüntüleri izleyenler, bu görüntülerin gerçek mi yoksa sosyal paylaşım platformları aracılığıyla yayılan, insanlıktan sıyrılmaya teşvik eden ve beyinleri öldürmeye ve yok etmeye yönlendiren bir şiddet oyunu mu olduğunu anlayamadılar.

Son katliamı gerçekleştiren saldırgana göre Yeni Zelanda, göçmenlerden dolayı dar gelmeye başladı. Yeni Zelanda, küçük yüzölçümü ve 5 milyonu geçen nüfusuyla büyük bir ülkedir. Bu da yer sıkıntısının toprakta değil de kalplerde olduğunu gösteriyor. Yeni Zelanda, üzerindekilerin 9 katı büyüklüğünde bir ülkedir. Fakat nefret virüsü, uzak topraklara sızdı.

İslamofobi’nin gerçek bir olgu olduğunu bir kez daha görüyoruz. Arap ve İslam dünyası, aksini ispat eden düşünce, söz ve fiille İslamofobi yanlılarına karşı koymada başarısız oldu. Her halükarda aşırı sağ, sinsi bir mermiye dönüşmeden önce zihinde yer alan bir düşüncedir. Fiili olarak savaşmak zor olsa bile bu durum, zifiri karanlık bir gecede İslam ve Müslümanlar için hazırlık yapanları bulmak amacıyla çabaları artırmayı gerektiriyor.

Düşünmeye sevk eden sorulardan birisi de şudur:  Söz konusu terör eylemi bu zamanda kimin menfaatine?

Bu soruyu komplo teorisinde bulunmak için değil, aksine bizi suçlardan uzaklaştırıp doğru yola götürecek farklı görüşlere alan açmak için ortaya attık.

Yeni Zelanda’daki katiller, makineli silahlarla Cuma günü farz olan dini bir ibadeti eda etmeye gitmek dışında hiçbir suçu olmayan ve namaz kılan insanlara ateş açıyor. Uluslararası arenada ise hilafet devletinin yok edildiği, Irak ve Suriye’de DEAŞ eylemlerinin bittiği müjdeleniyor. Bu olaydan sonra DEAŞ’a ve diğer terör örgütlerine yaşam alanı tanıyan birileri mi var? Eğer durum böyleyse dünyanın bu şekilde yanmaya devam etmesinde kimin çıkarı var?

Terörün kolay bir şekilde yok edilmeyeceğini herkes biliyor. Karşıt tepkiler, kesinlikle olacaktır. Son olayla birlikte insan, dünyayı tarihteki dini savaşların içine çekene kadar durumların her şeyi yok eden bir girdap gibi devam etmesi için bu karşıt tepkilerin nerede, nasıl ve kurban sayısının ne kadar olacağını bilmiyor. Hiç kimse, bunun olmasını temenni etmiyor. Ancak dikkatli bir şekilde planlanmış senaryoları uygulayanların olduğu görülüyor.

Yaralı sayısı çok ve olay acı verici. Daha tehlikelisi de mevcut ve gelecek meydan okumalardır. Belki de bu çerçevede yeni yangınlar çıkartmamaları için sapık grupların alanını daraltmak amacıyla akil şahsiyetlerin ve yöneticilerin sesi yükselmelidir.  

Önemli olmasına rağmen güvenlik çözümleri yeterli olmayacak. Fundamentalizm ve ölümcül kimlik savaşı, görüş, düşünce, akıl ve kalp savaşıdır. İyiler, yeryüzünü alev topuna dönüştürmeye çalışan kötülerle mücadele ediyor. Bu da bizi şu soruyu sormaya sevk ediyor: Christchurch kentinde masum Müslümanların ölmesinin ardından ne oluyor?

Dünyada kınama sesleri yükseliyor. Güzel bir şey. Fakat nefret söylemlerinden ve nefret edenlerin kurşunlarından dolayı uluslararası düzlemde acil bir şekilde insancıl bir geleceğe çağrı yapılmalıdır. Eninde sonunda hüküm, Allah’a aittir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya