Cezayir ve 'Kara 10 Yıl' korkusu

Cezayir ve 'Kara 10 Yıl' korkusu

Perşembe, 14 Mart, 2019 - 09:15
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’nın İsviçre’deki hastanelerden birinde tedavi görmesi için Cenevre’ye götürülmesinin ardından ülkede protesto fırtınasının şiddetini arttırmasının liderlik, yönelendirme ve düzenleme açısından sistematik olduğu ve kendiliğinden gelişmediği kesin. Bu, tartışma kabul etmez bir durum.

Bunun arkasında aralarında 1992 yılından beri İslami Kurtuluş Cephesi’nin (FIS) liderlik ettiği İslami kesimin de olduğu çeşitli taraflar bulunmakta. İslamcıların gençlerin başlattığı ve kendiliğinden gelişen gösterilerden yararlanmak istediği ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın aldığı 7 kararın ardından bile sürekli bir şekilde gerilimi yükseltmeye çalıştığında şüphe yok.

Bu kararlar arasında; 18 Nisan’da düzenlenmesi kararlaştırılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini ertelemek, beşinci kez aday olmamak, teknokratlardan oluşan bir hükümetin yönettiği geçiş dönemi, yeni sistemin temelini oluştaracak reformları hazırlayacak olan bağımsız bir "Ulusal Diyalog Konferansı" düzenlenmesi bulunmakta.    

Buteflika tarafından başlatılan bu tarihi “dönüm noktası”nın ne bir manevra ya da rejimin kendisini toparlaması için siyasi bir oyun ne de yönetici grubun “parlatma” operasyonunda ibaret olmadığı kesindir.

Çünkü Buteflika her şeyden önce yeni Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “hiçbir şekilde" aday olmayacağını vurguladı. Yaş ile sağlık faktörlerinin  de zaten buna izin vermediğini belirtti.

Buteflika'nın bu açıklaması özellikle de FIS’in yönetimi altındaki grupların politik oyunlarına kanmayan Cezayir kamuoyunu kesin bir şekilde ikna etmiş görünmekte. Ama Cezayir dışında bulunan Abbasi Medeni ile kesin olmayan bilgilerin DEAŞ ile ilişkisi olduğundan bahsettiği radikal Ali Bilhac’ın liderlik ettiği ve 2015 yılında barışçıl bir şekilde faaliyetlerine döndüğü söylenen FIS çatısı altındaki gruplar ise gerilimi arttırmaya çalışmakta.

Cezayir’de bütün bu olumlu gelişmeler yaşanıp Buteflika yukarıda bahsettiğimiz açıklamasını yayınladı ve hemen ardından eski hükümet görevden alındı, İçişleri Bakanı teknokratlardan oluşan yeni bir hükümet kurmakla görevlendirildi, yaklaşık 1 yıl ile sınırlandırılan bir geçiş dönemi belirlendi, yeni bir anayasa hazırlamak için deneyimli ve yaratıcı politikacı Lahdar İbrahimi başkanlığında bir "Ulusal Diyalog Konferansı" düzenlenmesi ve yeni Cumhurbaşkanlığı, meclis ve yasama seçimlerinin bu anayasaya göre yapılması ile temsil edilen pratik adımlar atıldı.

Tüm bu adımların; gençlik gösterilerini kutlama ve destek gösterilerine dönüştürmesi bekleniyordu. Buteflika'nın uzlaşı adımları protestoları sürdürmek için sistematik bir kışkırtmanın yaşanmasını engellemesi, Cezayir gibi büyük bir devleti devrim meşruiyetinden kurumsal devlet ve ideolojik olmayan programlı, sosyal siyasi partiler meşruiyetine taşıması beklenen bu adımdan şüphe edilmemesini sağlaması bekleniyordu.

Buteflika’nın tedavisinin ardından Cezayir’e dönmesinin ardından 24 saat geçmeden açıkladığı kararlar ile bu stratejik değişimin; umut verici olan bütün yenilikleri görmezden gelip, protestoların devam etmesi çağrısında bulunan bazı kişilerin işine gelmeyeceği tahmin ediliyordu.

İktidar partisi Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) lider kadrosu içerisinde yer alırken bağlı oldukları değerlerden vazgeçen kişiler bu grubu oluşturuyor.

Gerçekten de bu kişilerin; bazılarının dışarıdan ve tam olarak uluslararası terör örgütü Müslüman Kardeşler’den (İhvan) talimat aldığı kesin olan İslamcı oluşumlar gibi hareket etmeleri beklenen bir şeydi.

Yetmişli yılların başında Cezayir’de birçok farklı İslamcı grup ve cemaatin ortaya çıkmaya başladığına ve 1988 yılının başlarından itibaren açık bir şekilde faaliyet göstermeye başladıklarına işaret etmek gerekir.

Bu grupların 3’ü önemlidir: Şeyh Mahfuz Nahnah liderliğindeki Uluslararası İhvan örgütünün Cezayir kolu, Abdullah Caballah liderliğindeki “Yerel İhvan örgütü, Muhammed Buhalce ve Muhammed El-Abd gibi kişilerin yer aldığı (Malik bin Nebi taraftarları) Talebe örgütü.

FIS’in kuruluşu ise 18 Şubat 1989 yılında deklare edilmiş ve örgütün liderliğini Abbasi Medeni üstlenirken yardımcılığını da Ali Bilhac üstlenemiştir.

Yine özellikle de Cezayirli kardeşlerimiz tarafından bilindiği gibi 1988 yılındaki halk ayaklanmasının ardından Cezayir anayasası değiştirilmiş ve çok partililiğe izin verilmiştir. Daha sonra 1989 yılının ocak ayında düzenlenen seçimlerde gerçekten de büyük bir zafer elde etmesinin ardından yine aynı yıl içerisinde İslami Kurtuluş Cephesi devlet tarafından tanınmıştır.

Cezayir’i “Kara 10 Yıl” adı verilen iç savaşa sokan şey ise eski Cumhurbaşkanı Şazeli bin Cedid’in Cezayirlileri şaşırtan istifası ve yerine Muhammed Budiaf’ın geçmesi, yukarıda bahsettiğimiz FIS’in büyük bir zafer elde ettiği, kendisini partiler ve politika denkleminde temel saylardan biri haline getiren seçimlerin  iptal edilmesiydi. Bunun ardından ülkede olağanüstü hal ilan edildi ve söylenenlere göre 10 gün içerisinde 25 bin kişinin tutuklandığı tutuklama dalgası başladı.

Bunun üzerine FIS dağa çıkma kararı alarak silahlı kanadı olan İslami Kurtuluş Ordusu’nu (GIA) kurmaya başladı. Bu silahlı kanat, Cezayir ordusu ile girdiği çatışmalarda –FIS'in iddiasına göre-  orduya büyük kayıplar verdirmiştir. Yine iddialara göre iki taraf arasındaki çatışmalar, milyarlarca dolar olarak tahmin edilen mali kayıplara ve ayrıca 200 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açmıştır.

Yukarıda bahsettiğimiz bütün gelişmelerin ardından 1992 yılında FIS feshedildi ve Cezayir siyasi hayatına katılımı engellendi ki bu engelleme ve yasak hala sürmektedir.

1992 yılında düzenlediği ve başarısız olan silahlı darbe girişiminin ardından FIS lideri Abbas Medeni, kendisi ile örgütünden cömert yardımlarını esirgemeyen bir Körfez ülkesine iltica etmek zorunda kaldı. Elbette “Kara 10 yıl” olarak adlandırılan bu dönemde Suudi Arabistan, meşru Cezayir devletini yanında yer almış ve kendisine sunduğu destek ile terör örgütü kabul edilen –ki belki de hala öyle- bu gruplar ile mücadelesine katkıda bulunmuştur.

Buradaki sorun; kesin olmadığı söylenen bazı bilgilere göre FIS lideri Ali Bilhac’ın, vakit geçirmeden bir sonraki savaşını Cezayir ve ordusuna karşı yürüteceğine dair birden fazla açıklaması bulunan terörist DEAŞ örgütü ile bağlantısı olmasıdır. Bu kesin ve açıktır. Zira Ali Bilhac; Suudi Arabistanlı din adamlarının bu DEAŞ’çı gruplara karşı yayınladığı fetvanın ardından yaptığı açıklamada “İslam Hilafeti”nin çok yakında mutlaka kurulacağını vurgulamıştı.

Doğrusu sorunun özü de budur. En büyük korkumuz; FIS ile bazı radikal grupların ve fırsatçıların Cumhurbaşkanı Buteflika’nın deklare ettiği ve yukarıda bahsettiğimiz gerçekten de çok ilerici olan çözümü reddetmeleri ve bu dürüst ve barışçıl gösterileri başlatan bir grup gencin heyecanından yararlanarak bunları kanlı çatışmalara dönüştürmek istemeleridir.

Sürekli bir şekilde gerilimin arttırılması, Cezayir’de durumun 1992 yılında başlayan “Kara 10 Yıl”a benzer bir hale gelmesine yol açabilir ve bu gerçekten de var olan ve uzak olmayan bir olasılıktır.

Bu da Cezayir halkının bütün bunlarla yüzleşmesi ve devam eden bütün bu kışkırtma çabalarını ciddi bir şekilde dikkate alması gerektiği anlamına gelmektedir. Zira denildiği gibi bir müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz.

Elbette FIS ve onunla birlikte sahte bir İslami maske takınan diğer güçler, Buteflika ile aralarındaki eski hesabı kapatmak için gerilimi yükseltmeyi sürdüreceklerdir.

Ülkeyi 1992 yılında sürükledikleri kara dönem gibi bir döneme sürüklemek için silaha başvurmaları da uzak bir ihitmal değildir.

Yüce Rabbimiz şehadetin ve şehitlerin ülkesi büyük Cezayir’i korusun.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya