Suudi Arabistan radikalizm ve köktencilikle mücadele ediyor

Suudi Arabistan radikalizm ve köktencilikle mücadele ediyor

Çarşamba, 13 Mart, 2019 - 09:00
İmil Emin
Mısırlı yazar
Suudi Arabistan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın öncülük ettiği 2030 vizyonu kapsamında rasyonel açılım yolunda ilerlemeye devam ettiğini her geçen gün doğruluyor.

Belki de Rusya merkezli Sputnik haber ajansının Din İşleri, İrşad ve Davet Bakanı Dr. Abdullatif bin Abdulaziz Al Şeyh’le yaptığı röportaj, gelecek yıllarda Suudi Arabistan içerisinde tek yönlü düşünce anlayışına yer olmayacağını kanıtlamaktadır. 

Abdullatif bin Al Şeyh’in konuşması, planlı kültürel dönüşümü reddeden, dar görüşlere bağlı kalmaya çalışan ve bu görüşleri şu an ve gelecekte ülkenin ve halkın yararı için değil de grup çıkarları için kullanan katı zihniyetle mücadele etmenin zorluğunu vurguluyor.

Suudi Arabistan’da meydana gelen fikri reform, Suud halkının dışında diğer halklara da fayda sağlayan bir durumdur. Bu durumun önce bölgeye sonra da tüm dünyaya olumlu bir şekilde yansıyacağını söylersek abartmış olmayız. Suudi Arabistan, İslam dünyasının atan kalbidir. Suudi Arabistan’ın dini, sosyal ve insani görüşleri, ortak yaşam üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkiye sahip olabilir.

Suudi Arabistan ve yöneticileri, zihinlerini ve kalplerini istişareye açık tutabilirler. Bu, sevilen ve istenilen bir durumdur. Özellikle bu, yıkıcı fikirlerin arkasında sürüklenenleri kurtaracak bir yoldur. Sonuçlar, göz kamaştırıcı olup birçok sapık ve tekfiri düşünce teorisyenlerinin geri adım atmasını sağladı.

Özellikle içeride ya da dışarıda vatandaşların güvenliği tehlikeye düştüğü zaman Suudi Arabistan’daki yöneticilerin eli güçleniyor ve sarsılmıyor.

Suudi Arabistan, İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleri içerisinde uluslararası terörle mücadele anlaşmasına katılmada bir öncüydü. Kraliyet, son 20 yılda aşırılık, radikalizm ve terörle mücadele konusunda parlak bir model sundu. Bu durum, teorik mücadeleyle sınırlı kalmadı. Hatta terör kaynaklarını kurutmak ve fundamentalizm finans çevrelerini yok etmek için lojistik ve pratik önlemler alındı. Teröre ve teröristlere yönelik sözlü ve mali desteği suç sayan yönetmelikler ve kanunlar çıkarıldı.

Bu çerçevede Suudi Arabistan’ı içeriden gözlemleyenler, vatandaşlarına yönelik tehlikeyi fark etmesinin ardından Prens Muhammed bin Selman’ın terörle mücadele İslam koalisyonu oluşturmaya ilişkin özel açıklamasını göz ardı edemez. İslam ülkeleri bu çağrıya karşılık verdi ve bu ülkelerin sayısı 34’e ulaştı. Suudi Arabistan, bu tehlikenin karşısında duran diğer ülkelere iştirak etmektedir.

Din İşleri, İrşad ve Davet Bakanı’nın, konuşmasında İslam dininin teröristlerin yaptığı eylemlerle bir alakası olmadığını, dinine, cinsine, ırkına ve mezhebine bakılmaksızın ötekini kabul etme, birlikte yaşam ve hoşgörü ilkelerinin İslam dininin özünü oluşturduğunu vurgulaması dikkat çekiciydi. Doğu Slavların ve Batılıların, sağcıları doğru yöne, hakiki İslam’a ve Müslümanların kimliğine götüren bu açıklamaları gözden geçirmeleri yeterlidir.

Fazilet, ılımlı bir durum olarak ifade edildi. Suudi Arabistan günümüzde ılımlılığı desteklemeye çalışıyor. Suudi Arabistan, ılımlılığa geri dönerek iki devasız hastalıkla mücadele ediyor. İlki, ihmalkârlık ve ilgisizliktir. Bu hastalığa kapılanlar, teorik ve pratik olarak sapmaya başlıyor. Daha sonra bu durum, dinden ve imandan çıkmaya kadar gidiyor. Diğeri ise aşırılıktır. İnsanı fikri sapkınlığa ve aşırılığa götürüyor.

Suudi Arabistan’daki dostlar, Ezher’e takdirle bakıyor ve Ezher’i ilim okulu addediyor. Ilımlılık çemberine geri dönen Suudi Arabistan’ın, farkındalık yolculuğunda dini ve ilim müessesi olan Ezher’deki dostlarla verimli işbirliğini kabul etmesi güzel bir durumdur. Ölçülü görüşleri, ötekini kabul etmesi, İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmesi nedeniyle Ezher, asırlar boyu İslam dünyası tarafından takdir edildi. Amaç, tüm dünyada barış hâkim olsun diye ılımlılığı yaymak ve aşırılığı, radikalizmi ve nefreti bertaraf etmek için Müslüman ve diğer halklar arasında işbirliği yapmaktır.

Söz konusu röportajı dikkatli bir şekilde okuyanlar, dikkat çekici ve kutsal insani bir yola girmeye çalışıldığını görür. Milletler, birbirinden yararlanmaya devam ediyor. Milletlerin kültürleri tecrübe ve deneyime dayalıdır. Her ilerleme, fikri bir işgal değildir.  Bu, ümmet için güzel bir şey istemeyenlerin ve daha sonra beyin ölümüne götürecek donukluk durumunu isteyenlerin bahanesi olabilir.

Ötekinin sahip olduğu şeyler, bizim için yararlı ya da zararlı olabilir. İşbirliğini reddetmek, ötekinden korkmak ve ötekini şu an ve gelecekte düşman olarak tasvir etmek zihinsel bir kusurdur. Çünkü bu kusur, meseleleri değerlendirme olumsuz etkiliyor. Bu da yapımına Arap ve Müslüman olmayanların katıldığı büyük bir medeniyete sahip millete uymuyor.  Bu millet, yok olmaktan korkmadı. Aksine bu milletin cesareti, şu an yaşadığımız tarihi kapalılık durumlarını engelleyen bir panzehirdi.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya