​Hamas sorunu ve onu bekleyen tehlikeli süreç

​Hamas sorunu ve onu bekleyen tehlikeli süreç

Perşembe, 21 Şubat, 2019 - 12:15
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Mısır merkezli Müslüman Kardeşler (İhvan) Mısır’da şiddete başvurmayacaklarını bildirmişlerdi. Ancak Mısır silahlı kuvvetlerinden 15 kişiyi son Sina saldırısında öldürdüler.

Her zamanki gibi söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmuyor. Bu duruma daha önceki makalemde işaret etmiş ve "İhvan" açıklamasından sonra Kenan ülkesinde yeni bir şiddet dalgası beklememiz gerektiğini ifade etmiştim. Görüldüğü üzere dört gün önce gerçekleşti ve önümüzdeki günlerde ve uzun bir süre boyunca gerçekleşecek olan da budur.

Bu tehlikeli meselelerin karar mercii Mısır merkezli "İhvan" değil, İstanbul, Katar’ın başkenti Doha ve bazı Avrupa başkentlerinde bulunan lider kadrolarıdır.

Diğer bir ifade ile küresel “İhvan” hareketidir. Bu lider kadrodan kastımız Şeyh Yusuf el-Karadavi, Halid Meşal ve eski Osmanlı İmparatorluğu'nun ihtişamını, parlaklığını yeniden tesis etmek için çabalayan ve bu amacını da gizlemeyen Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Aksi halde, neden bütün bunları yapıyorlar ve “İhvan” hareketinin Libya ve bazı Arap Kuzey Afrika ülkelerine taşınması ve oraları kontrol etmesi için çaba sarf ediyorlar.

Ayrıca, İhvan hareketinin uzantısı Hamas hareketinin son Moskova toplantısında taahhüt ettiği şeyleri yerine getirmeyeceği kesindir. Bu taahhütlerinden biri de 2017'de imzalanan Filistin Ulusal Birlik Anlaşmasına geri dönülmesidir.

Bilindiği üzere Hamas 2007'deki Mekke Anlaşması'na bir süre bağlı kalmıştı, ancak kısa bir süre sonra Filistin Ulusal Yönetimine, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve Fetih Hareketi'ne karşı meşhur kanlı darbesini gerçekleştirdi. Bu da göstermektedir ki vermiş olduğu kararlara bağlı kalıp kalmaması kendi elinde olan bir husus değil, bilakis 1987'de bu hareketi oluşturan küresel İhvan hareketinin elindedir. Hamas, Fetih hareketinin yürüttüğü modern Filistin devriminin başlamasından yirmi iki yıl sonra kuruldu. Örgütün Filistin kanadı özellikle silah taşıma ve diğer örgütlenmelerde geri kalmış ve yıpranmıştı.

Filistinli örgütlerin yürüttüğü silahlı mücadele ise İsrail’in, Filistin, Gazze Şeridi, Batı Şeria'nın yanı sıra Süveyş Kanalı, Suriye’deki Golan Tepeleri'ni işgal ettiği 1967 savaşından iki yıl önce başlamıştı. İhvan, önceki popülerliğini yeniden kazanmak için Hamas örgütünü kurdu.

Biraz daha açmak gerekirse, İhvan, küresel örgütleriyle artık Arap, İslami ve Filistinli gençlik gruplarını kendilerine veya programlarına çekemediklerini, çünkü Filistin'in kurtuluşu için silahlı direnişe katılma hususunda geç kaldıklarını fark ettiler. Böylece, uzun yıllar süren bir hazırlık döneminden sonra, 1987'de İslami Direniş Hareketi "Hamas"ın oluşumunu ilan ettiler. Birkaç yıl sonra, İsrail’in 1995 yılında Malta adasında suikast düzenlediği Fethi Şikâki önderliğinde “İslami Cihad hareketi” Hamas’ın bir uzantısı olarak kuruldu.

İsrail hapishanelerinde yıllarca tutuklu kalan Şeyh Ahmed Yasin ve Yahya Sinvar da dâhil olmak üzere Gazze Şeridi'nde bulunan birçok "İhvan" mensubu, Hamas’ın küresel İhvan hareketinin bir parçası olmasından hoşnut değildi. Onların arzu ettiği formül, bu hareketin Filistin'de bir geleceği olması, Filistin merkezli ulusal bir hareket ve FKÖ'nün bir parçası olmasıydı.

Bu nedenle Yahya Sinvar şunu söylemiştir: "Bu gidişat düzeltilmeli, kararlarımız bağımsız bir iradeyle alınmalıdır, ancak bu şekilde halkımızdan kopmamış oluruz. Filistin kimliği dışındaki bir kimlikle tutunamayız. Genç kuşaklarımız, hala İhvan’ın küresel politik kimliğine! Sarılan yaşlı mensuplar gibi bu harekete ilgi göstermiyor. Onlar Filistin merkezli bir hareket arzu ediyorlar.”

Yahya Sinvar, Gazze Şeridi'ndeki Hamas siyasi bürosunun başına geldikten sonra, bu hareketin birçok üst düzey liderinin katıldığı genişletilmiş bir toplantıda:” Krizde olduğumuzu kabul etmeli ve bu krizden kurtulmak için bir formül bulmalıyız.

Bu hareketi kurduğumuzda, kararlarını bağımsız alabilen bir Filistin direniş hareketi olarak kurmuştuk. Davamıza uygun olan da budur. Programımızı da bu temel üzerine şekillendirmeliyiz. İhvan’ın ‘mücadelemiz Filistin işgalini kaldırmaktır’  şeklindeki sloganlarını bir kenara bırakmalı kendi yöntemlerimizi ortaya koymalıyız” dediği rivayet edilmiştir.

Doğruluğu kesin bazı bilgilere göre, Sinvar Hamas programını şiddetle eleştirmiş ve şunları da söylemiştir: “İhvan’ın Mısır, Tunus, Suriye ve Gazze'deki tecrübesi başarılı olamadı, dolayısıyla Filistin Ulusal Yönetimi ile irtibatlı kalmalıyız. Gazze ile ilgili bazı konuları bir kenara bırakıp direniş için harekete geçmeliyiz… Ulusal uzlaşma fikrini ciddiyetle hayata geçirmeli ve hamasi sloganları bir kenara bırakmalıyız.” Elbette tüm bu söylenenler, özellikle Doha'da yaşayan Halid Meşal'in yanı sıra Şeyh Yusuf el-Karadavi ve ayrıca zamanının çoğunu İsrail'de geçiren, Mısırlıları Gazze Şeridi’nden uzak tutmak için çabalayan Katar'ın Gazze Özel Temsilcisi Muhammed İmadi’nin hoşuna gitmeyecektir. Her ne kadar İmadi’nin bu türden gayretleri olsa da, kendisi de İhvan hareketinin bir uzantısı olmasına rağmen Hamas’ın lider kadrosu Mısır’la ilişkilerinin sürekli ve kalıcı olmasını arzu ediyor. Söylendiği kadarıyla Sinvar ve diğer Hamas liderleri, Halid Meşal'in aksine, İran'la bağlantı kurulmasını hiçbir zaman arzu etmediler. Filistin direniş hareketinin Doha ve Tahran'la aynı mesafede olmasını doğru bulmadılar. Aynı zamanda hem İran’ın hem de Katar’ın müttefiki olunamayacağını savundular. Zira İranlılar Amerikan düşmanı, Katarlılar ise Amerikalıların müttefikidirler. Burada Hamas içinde farklı düşünceleri olan iki akımın olduğu görülüyor; Filistinli ve FKÖ'nün bir parçası olmak isteyen bir akım… Küresel İhvan örgütünün bir parçası olmak isteyen diğer bir akım…

Hamas hareketinin ana akımı ve Sinvar, Mısır’la her açıdan ilişki kurulabileceğini ve bunun bir mahsuru olmadığını düşünüyor. Küresel İhvan hareketine bağlılıkta ısrar edenleri, Sina bölgesinde teröristlere destek olmakla ve Gazze’ye girip çıkmalarına yardım etmekle suçluyor. Bunların Halid Meşal'in gerillaları olduğu söyleniyor.

Bunlar da Sinvar ve grubunu Mısır güvenlik ve istihbarat birimleriyle koordine halinde olmak ve onlara istihbari bilgiler iletmekle suçluyorlar. Geçen cumartesi günkü operasyondan önce Gazze Şeridine olan geçişi tamamen kapatanların onlar olduğunu söyleyerek, bir anlamda onları itham ettiler.

Demek istediğim, Yahya Sinvar artık küresel İhvan Hareketinin hedefi haline gelmiştir. Hamas artık iki karşıt akıma dönüşmüştür: İlki, bu hareketin bir Filistin hareketi olmasını ve FKÖ'nün bir parçası haline gelmesini ve direnişini bu şekilde sürdürmesini istiyor. Halid Meşal’in önderliğindeki diğer taraf ise bu hareketin 1987’de olduğu gibi küresel bir İslami hareket olarak kalmasını arzu ediyor. Bu durum, taraflar arasındaki ayrışmanın geri dönülmez bir hale geldiğini ve sürpriz bir gelişme olmadığı sürece her şeyde temel değişiklerin meydana geleceğini göstermektedir.

Yahya Sinvar tarafından yürütülen bu bağımsızlık hareketine destek olmak gerekir. Zira kendisi yakın zamanda küresel İhvan hareketinin düzenlediği İstanbul Konferansı'nda hakaret ve suçlamalara maruz kaldı. Gelen bilgilere göre, Gazze Şeridi'ndeki Katar Yüksek Temsilcisi Muhammed İmadi’nin şimdilerde Hamas'taki bu bağımsızlık hareketi zayıflatmak ve gerilimli ortamı patlatmak için harekete geçtiği söyleniyor.

Yahya Sinvar’dan çok korkuyorlar ve bir önce bu adamdan, sağlam tutumlarından ve politikalarından kurtulmak istiyorlar.

“Yüzyılın Anlaşması” bağlamında Türkiye ve Katar’ın desteğiyle yapacakları planların önünde herhangi bir engelin kalmasını istemiyorlar. Diğer bir ifade ile Sina üzerinden Mısır’ın hedef haline gelmesini ve buna yönelik eylemlerin artmasını istiyorlar.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya