Varşova…İran hegemonyasının sonları

Varşova…İran hegemonyasının sonları

Cumartesi, 16 Şubat, 2019 - 13:45
İmil Emin
Mısırlı yazar
Varşova Konferansı çalışmalarının sonunda; 1979 İran devriminden sonra  geçen 40 yılda bölgede ortaya çıkan Ortadoğu’yu ve Körfez’i etkileyen radikalizmi ve bağnazlığı değiştirmeye yönelik ABD öncülüğünde uluslararası bir iradenin olduğu netleşti. Zira İran, komşu ülkelere kaos ihraç etmekte, dogmatik araçlarını artırmakta ve Ortadoğu’dan başlayarak dünyanın diğer bölgelerine çarpık teolojik modelini yaymakta ısrar ediyor.

Hem Batı hem de Doğu merkezli çeşitli istihbarat raporlarına göre son 40 yılda İran, şer odağı ve uluslararası terörün lideri haline geldi. İran’ın tehlikesi, sadece Avrupa gibi uluslararası coğrafi bölgelerde ve Ortadoğu’da Devrim Muhafızlarının terörüyle sınırlı kalmadı. Aksine bu tehlike, İran’ın resmi vekili Hizbullah’ın bulunduğu Latin Amerika ülkesinde olduğu gibi okyanus ötesine de yayıldı.

Bunlara İran’ın gerekçe gösterdiği gibi savunma ihtiyacının ötesinde tehlikeli füze programını, siber terörünü ve sanal dünyada devam eden saldırılarını da ekleyebilirsiniz. Öte yandan İran, nükleer silaha sahip olmak için nükleer programına devam ediyor. Bu durum, Doğu’dan Batı’ya İran’ı takip eden gözlerden kaçmıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Varşova Konferansı’nın sonunda İran’ın tehditlerine karşı koymak için uluslararası bir anlaşma yapmaya yönelik bir çağrıdan bahsetti. Aslında bu, Tahran’ın ve kötü imaja sahip mollaların düşüncelerine son vermek için sahada gerçek adımların atıldığı, Varşova Konferansı’nın propaganda buluşmasından ya da medya propagandasından ibaret olmadığı ve İran’daki diktatörlerin ihlallerini önlemek için sahada kararlı ve kesin bir şekilde harekete geçilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Varşova Konferansı’ndan önce ABD, ‘Çok Gizli’ olarak tasnif edilen bazı istihbari bilgiler sızdırdı. ABD, bu bilgiler aracılığıyla Donald Trump döneminde İran’la hiç görülmemiş bir şekilde mücadele edildiğini, yönetimlerin değişmesine ve Barack Obama’nın İranlılarla gerçekten feshedilmesi gereken bir anlaşma yapmasına rağmen ABD içerisinde Tahran’a asla güvenilmediğini kanıtladı.

Trump yönetimi, Amerikalıların İran’ın uzun menzilli füze programı için kusurlu parçalar ve malzemeler sızdırdığını ifade eden istihbari bilgileri açıkladı. Bunun için Tahran’ın füze denemesindeki başarısızlık oranı neredeyse yüzde 70’e yaklaştı. Hâlbuki uluslararası düzlemde bu oran, en kötü ihtimallerde bile yüzde 5’i geçmiyor. Bu karşılaştırmaya dayanarak İran’ı yakında neyin beklediğini tahmin edebiliriz.

Varşova Konferansı’nda İran’a karşı koymanın ya da İran’la yüzleşmenin artık sadece ABD ile sınırlı olmadığı dikkat çekici bir durumdu. Tahranlı yöneticilerin yalanları, dünyanın gözü önünde ortaya çıktı. Bunun için dünyanın 6 kıtasından yaklaşık 70 devletin heyetleri, İran’ı terörle damgalamak ve köşeye sıkıştırmak için ilk kez bir araya geldi. İran, ya vazgeçecek -ki bu, öngörülmeyen bir durum- ya da İran için en kötüsü henüz gelmedi. Bugün İran, Varşova’da suçlandığı zaman belki de yaptırımlar, yakın bir zamanda uluslararası düzlemde daha da genişleyecek ve artacaktır.

Polonya’da sembolik anlama sahip dikkat çekici bir sahne gözlerden kaçmadı. Polonya, 1980’lerin başında Sovyet Birliği’ne bağlı generallerin ayakları altında sallanan bir yerdi. Bu sembolik sahne, Dışişleri Bakanı Pompeo’nun İran’dan gelen tehlike konusunda Avrupalılara yaptığı uyarılarla bağlantılıydı. Zira İran terörü, sadece Ortadoğu’yla sınırlı kalmayacak, aksine kendilerine ve diğer Batı ülkelerine de uzanacaktır.

Pompeo’nun uyarıları, Avrupalıları kendilerini kuşatmaya devam eden gafletten uyandırdı mı?

Avrupa’nın İran’a yönelik bilmecesi halen anlaşılmış değil. Belki de devrim rehberi Ali Hamaney’in Avrupalılara güvenmemesi konusunda İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye yaptığı açıklamaları Batı’nın kulağına ulaşmadı. Nitekim Hamaney, daha önce de Amerikalılara güvenmemesi konusunda Ruhani’yi uyarmıştı.

Bunun yanı sıra Avrupa, 70 yıl önce kendisini Hitler’den ve faşist Mussolini’den kurtaran stratejik ortak ABD’ye karşı coğrafi olarak kendisine yakın olan dini ve faşist bir rejimin yanında nasıl yer alabilir? Hatta İran, Avrupa topraklarında muhalif gruplara saldırı yapmak ve Avrupa’ya sığınan insanlara suikast düzenlemek için Devrim Muhafızlarını gönderiyor.

Varşova Konferansı, İran’a karşı koymada uluslararası stratejik bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu durum, İran’ı ve İran yörüngesinde dönen parlak sancak sahiplerini, başta Filistin meselesi olmak üzere aynı meselelere karşı kahramanlık elbisesine bürünmek ve kartları karıştırmak suretiyle demagoji içerisinde neredeyse tüm yanlışları sunan medya borazanlarını endişelendirdi.

Varşova Konferansı’nın öncelikli hedefi, Filistin meselesi ve sonuçlarını görüşmek değildi. Bunun için bazı İran yanlılarının ve Varşova’daki etkili Arap katılımından nefret edenlerin zirvenin temel hedefinin gizli uzlaşmalar ve ‘Yüzyılın Anlaşması’ aracılığıyla Filistin meselesini bertaraf etmek olduğuna dair söylemleri, dikkatleri farklı bir yöne çekmeye yönelik başarısız bir girişimdir. Çimleri biçme ve tarlayı kötü ve zararlı otlardan temizleme zamanı geldi.

İsrail, uluslararası sahneyle oynadığından ve gerçekleri değiştirmeye çalışmasından dolayı masum değildir. İsrail’in bu tür bir konferansa katılması, ittifak edilen bir durum olup, değişen ve yenilenen dünya jeopolitiğinin normal gelişim hareketidir. Netanyahu’nun dediği gibi İsrail’in meseleyi Arap dünyasına benzeri görülmemiş bir açılım olarak göstermeye çalışmasında ise herhangi bir değişiklik bulunmuyor. Hatta bu girişim, mollaların gerçekleri İran’ın lehine değiştirmesiyle uyum gösteriyor.

Kısacası Varşova Zirvesi, İran hegemonyasının sonunun yaklaştığı anlamına geliyor.

İran, önce kendine yardım etsin.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya