Ortadoğu ve Varşova zirvesi

Ortadoğu ve Varşova zirvesi

Salı, 12 Şubat, 2019 - 11:30
İmil Emin
Mısırlı yazar
Dünyanın yaklaşık 80 ülkesinin katılacağı Varşova Zirvesi'ne adım adım yaklaştığımız bir dönemde kişi şunu sormadan edemiyor: acaba bu zirveden, son sekiz yılda bölgeyi adeta sarıp sarmalayan problemler yumağından, özellikle de yabancı askeri sömürgecilikten kurtarılmasının ardından yıllarca devam eden sorunlarından ve güçlüklerinden kurtaracak kararlar çıkacak mı?

Belki de zirvesinin adının  “Ortadoğu’da Güvenlik ve Barış” olması, bu zirvenin,  yaklaşık 40 yıldır bölgeye çöken ve burasını istikrarlaştıran İran'ın davranışlarını kontrol etmenin yollarını ve mekanizmalarını aramaktan daha kapsamlı olacağına işaret ediyor. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki İran patlamaya hazır bu bölgede her halükarda en büyük problem olarak kalmaya devam edecektir.

Şu soru da akla gelmiyor değil: Ortadoğuluların barış ve insanlık onuruyla yaşama yollarını bulmalarına yardım etmek adına bir Amerikan-Avrupa niyetinden söz edilebilir mi, yoksa 1990'lardan bu yana sürekli dillendirilen yeni Ortadoğu adına açılacak yeni bir faslın sancıları ile mi karşı karşıyayız?

Durum ne olursa olsun, herkes İran meselsinin Varşova Konferansı’nda aslan payına sahip olacağını biliyor. Zira İran Ortadoğu’daki kaosun en büyük nedenlerinden biridir.

Sözleri ve eylemleri, bölgedeki siber terör faaliyetleri, balistik füzeleri, ajanları, Devrim Muhafızları ve bölgenin tamamını kaplamış casusları ile en büyük tehdittir. Dünyanın geri kalanını şiddet sarmalına sokabilecek bir potansiyele sahiptir.

Evet, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun dediği gibi İran'ın kararlı bir şekilde normal boyutlarına çekilmesi gerekmektedir.

Ancak, Varşova yolunda rahatsız edici işaretler Rusya ve Avrupa'dan geliyor. Rusya’nın İran’la doğrudan menfaatleri olduğu için bu durum anlaşılabilir. Zira İran’ı uluslararası satranç tahtasında piyon olarak kullanıyor, diğer zamanlarda ise her yerde etkin olan Washington’u onunla meşgul ediyor.

Ancak Avrupa topraklarında gerçekleştirilen bir zirveye geniş bir Avrupa yelpazesinin katılmaması, anlaşılabilir bir tutum değildir. Bazılarının İran’dan ziyade Arap dünyasıyla yakın ilişkileri var.

Zirveye katılmamaları, İranlılarla bir dereceye kadar diplomatik temasları sürdürme isteğinden kaynaklanıyor. Bu nedenle, Molla rejimiyle karşılıklı ticareti kolaylaştırmak için ekonomik mekanizmalar kurmaya çabalıyorlar. Ancak İran’ın, kendilerini ve ülkelerinde yaşayan mültecileri korkutmak için o topraklara güvenlik güçlerini ve suikast timlerini gönderdiğini unutuyorlar.

Zirvenin yapıldığı yer çok ilginç, Fransa ya da İngiltere değil veya Akdeniz'in diğer tarafını çevreleyen herhangi bir Avrupa ülkesi de değil, zirvenin yapılacağı yer Polonya; coğrafi ve demografik olarak da yakın bir yer değil. Tarihi olarak da uzak bir ülkedir. Onun hakkında bildiklerimiz, Ortadoğu ve onun acı dolu atmosferinden uzak, geçtiğimiz yüzyılın sonunda Sovyet etkisinden muzdarip olmuş bir ülkedir.

Modern dünyanın coğrafyasında güvenlik ve barıştan en fazla etkilenenler kesinlikle Avrupalılardır. Ancak teokratik Ayetullah rejiminin yörüngesine girmekten de çekinmiyorlar ve bunu da Atlantik'in batı kıyısında bulunan tarihi müttefikleri Amerika ile ortaklıklarını feda etme noktasına kadar yaşıyorlar.

Evet, Tahran hem Körfez hem de Ortadoğu’da tehlikeli bir odaktır. Ancak aynı zamanda, Filistin meselesi hala Arapların en merkezi meselesidir. Dünyada yaklaşık iki buçuk milyar veya daha fazla Hıristiyan ve Müslüman bu girift meseleyle ilgilenmektedir.

Filistin meselesine dair, son Amerikan girişimleri etrafında ABD kaynakları tarafından dile getirilen söylentiler, Varşova zirvesini tartışmalı hale getirmektedir.

Bilindiği gibi daha önce de ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e nakletme kararı, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesi, Yüzyılın Anlaşması gibi konular gündeme gelmişti. Bütün bu gelişmelerin hepsi Filistin tarafının Varşova zirvesini Filistin davasının ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir Amerikan-İsrail komplosu olarak nitelemesine neden oldu. El Fetih zaten bu zirvenin amacının “Utanç Anlaşması” olarak niteledikleri “Yüzyılın Anlaşması“nı kabul ettirtmek olduğunu ifade etmişti. İsrail’in amacının Kıyamet Kilisesi, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya ihanet eden kimselerin dışında hiç kimsenin kabullenmeyeceği fikir ve teklifleri sürekli gündemde tutmak olduğunu da vurgulamıştı. Bu nedenlerden dolayı Filistin halkının temsilcileri "Varşova"ya katılmayı reddettiler. Katılmak mı daha etkili bir tutum yoksa katılmamak mı? Kişi gerçekten merak ediyor. Zira gidildiğinde bir milyonuncu defa bile olsa, davanın hakikati ve adaleti, arabulucunun ise kötü niyeti ve cehaleti bütün dünyaya anlatılmış oluyor. İsteyen inanır isteyen de reddeder. Gidilmeyip olumsuz bir tutum takınıldığında ise karşı taraf kendi meselesini istediği gibi dillendirmiş oluyor ve kendisine destekçi de buluyor ve siz her zaman haksızlık yapan taraf olarak lanse ediliyorsunuz.

Ortadoğuların barış ve güvenliğini sağlamak, kararlı bir mücadeleyi gerektirir. Ancak bu sayede Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan terörizm tamamen temizlenebilir. Bilindiği üzere önümüzdeki günlerde “Münih Küresel Güvenlik Konferansı” düzenlenecek. Afrika kıyısından gelen terörist saldırıların iki katına çıkmasına dikkat çekilecek. Bu durum, Tahran'ın en yakın dostu Avrupa'nın ilk hedef haline geleceği, ABD’nin küresel ticaret ve seyrüsefer hareketlerinin ise tehdit altına gireceği anlamına geliyor.

ABD’nin Suriye’den hızlı bir şekilde çekilmeyi planladığı bir dönemde Ortadoğu’nun güvenliği ve barışı konusundaki teorik tartışmalar boşunadır. Geçtiğimiz Cuma günü ABD Savunma Bakanlığı "Pentagon" raporunu yayımladı ve gerekli uyarıları yaptı.

ABD istihbarat mekanizması ile Başkan Trump arasındaki görüş ayrılıkları korkutucu gelişmelerin ayak sesleri gibi duruyor. Zira bu türden anlaşmazlıklar El Kaide ve DEAŞ’ın yeniden canlanmasına neden olacaktır.

Komünizmin tabutuna ilk çivinin çakıldığı tarihi başkent Varşova'da 80 ülkenin bir araya gelecek olması iyi bir gelişmedir. Öncelikle siyasi ve ekonomik olarak dağınık kartları yeniden düzenleyerek Ortadoğu’ya yardım elini uzatabilecek mi? Suriye dosyası hala çözülebilmiş değil, Libya krizi ise daha da derinleşmiş durumda,  Körfez Arap tarafları ise de Washington'la beraber hareket etmeye gayret ediyorlar, ancak dikkatli olmaları gerektiğinin de farkındalar, zira her an bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilirler.

Ortadoğu’nun yeni bir politik ve güvenlik tarzına ihtiyacı var. Normandiya Çıkarması gibi modern ve akıllıca bir hamle yapılmalıdır.

Bölgedeki birçok dosyayı alevlendiren Avrupalıların yokluğunda, Washington'un her şeyi kendi başına yapması zordur.

Karamsarlık ile siyasetin gerçekliğini dikkate alarak ve ütopik siyasi tutumlardan kaçınarak zamanın okunması arasında büyük bir fark var.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya