​İran’ın davranışları kontrol edilebilir mi?

​İran’ın davranışları kontrol edilebilir mi?

Pazar, 10 Şubat, 2019 - 09:45
Selman Dusari
Suudi Arabistanlı gazeteci, Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
Şarku’l Avsat gazetesinin bir önceki gün verdiği habere göre bu ay içerisinde Varşova’da 79 ülkenin katılımı ile yapılması kararlaştırılan “Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik Konferansı”nın İran’ın Ortadoğu’daki “davranışlarını kontrol etmek için” 6 farklı çalışma komitesi kurulması ile sonuçlanması bekleniyor. Bu da Varşova Konferansı’nın İran’ın bütün dünyaya ulaşan bölgedeki düşmanca davranışlarını ve etkilerini kontrol etmek için geçmişteki bütün başarısız girişimlerden çok farklı olacağına işaret ediyor. Bu genişletilmiş toplantı, DEAŞ’a karşı kurulan Uluslararası Koalisyon’a paralel olarak bir İran karşıtı koalisyon kurulmasını amaçlıyor. Bu adım, Humeyni’nin 1979 yılında yönetime gelmesinden itibaren İran’ın dünya ile ilişkisinde, tarihindeki en güzel balayını yaşadığı Barack Obama döneminden bu yana geçen yaklaşık 10 yıl içerisinde atılan en ciddi adımdır.

Son dönemlerde uluslararası arenadaki güçlü İran karşıtlığına rağmen Başkan Donald Trump idaresi tarafından Tahran rejimine uygulanan ABD yaptırımları dışında Tahran’ı davranışlarında gerçek bir değişime zorlamak konusunda işler iyi gitmedi. Bu nedenle Varşova Konferansı’na İran rejiminin yıkıcı davranışlarını sürdürmesi ile bütün dünyanın üzerinde anlaştığı kararlı pratik adımlarla bu davranışlarını durdurmasını ayırabilecek bir çizgi gözüyle bakılıyor. Örneğin İran’a uygulanan yaptırımlar Tahran’ı balistik füze programlarını geliştirmekten vazgeçiremiyorsa bu bir değeri yok demektir. Bu yaptırımlar İran’ın füze programlarını durdurduğunda başarılı kabul edilebilir. Çünkü İran sadece Suudi Arabistan ya da bölge ülkeleri ile savaşmıyor, bilakis vekaletle ABD’ye karşı da savaşıyor. Buna bir de İran’ın Yemen’de binlerce kişinin ölümünde sorumlu olduğunu ekleyelim.

Bu noktada İngiliz İşçi Partisi’nden milletvekili ve Avam Kamarası Silah İhracatı Kontrolü Komitesi Başkanı Graham Johns’un tutumuna da işaret etmeliyiz. Yemen savaşında en çok suçlanması gereken tarafın Batı ve Suudi Arabistan değil İran olduğunu söyleyen Johns, Yemen’deki felaketin sorumlusunun hava saldırıları değil “işgalci, yasa dışı ve şiddet yanlısı milisler tarafından yanlış yönetilmesinden kaynaklanan ekonomik çöküş sorunu” olduğunu belirtti. Elbette İran’dan aldığı destek olmasa bu milislerin meşru yönetime karşı gerçekleştirdikleri darbeyi sürdürebilmeleri mümkün değildi.

İran’ın sorunu halkının çıkarlarından çok kendi ideolojik ilkelerine göre hareket ediyor olmasıdır. Eğer herhangi bir devlet halkının çıkarlarına aykırı bir şekilde hareket ediyorsa bu, komşuları ve çevresine karşı da her şeyi yapabileceği anlamına gelir. Bu hafta bedbaht devriminin 40’ıncı yıl dönümüne tanıklık eden İran halkının yüzde 30’u, yani yaklaşık 24 milyonu yoksulluk sınırı altında yaşıyor. İran petrolü alıcılarını ararken, enflasyon halk gösterilerini beslerken, sınırlı kaynaklar nükleer programa harcanırken, İran Riyal’i 2018 yılından bu yana yaklaşık yüzde 75 değer kaybetti. Hal böyleyken doğal kaynakları, ırmakları ve petrolü ile zengin bir ülke olan İran’ın yetmişli yıllarda Endonezya, Suudi Arabistan ve mevcut G20 üyelerinden daha iyi bir durumda olduğuna kim inanabilir?

İran’ın davranışlarının kontrol altına alınması sadece komşularının yararına ve bölge ile dünyanın istikrarına yardımcı olmayacaktır. Ayrıca İran vatandaşlarının yaşam koşullarının düzelmesine de katkıda bulunacak, ülkelerinin kaynaklarını başarısızlığını kanıtlamış bir devrimi ihraç etmek için kullanan ve 40 yıldır devam eden bir gam ve keder kaynağından da onları kurtaracaktır. Kısacası İran rejimine karşı atılacak herhangi sert bir adım herkesten önce İranlılara fayda sağlayacaktır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya