İslamofobi’nin tırmanışı: Gerçeklik ve sonuçlar

İslamofobi’nin tırmanışı: Gerçeklik ve sonuçlar

Cumartesi, 9 Şubat, 2019 - 09:00
İmil Emin
Mısırlı yazar
Birkaç gün önce, Liverpool ile West Ham takımları arasındaki futbol maçı esnasında Avrupalılar, bazı taraftarların atmış olduğu sloganlarla çarpıldı. Bu sloganlar, Mısırlı oyuncu Muhammed Salah’a yönelik ırkçı göndermeler taşıyor ve Salah’ın inancını kınayan sesler yükseltiyordu. Bu durum, Yaşlı Kıta’nın siyasetçileri ile entelektüellerinin zihnine sızan İslamofobi’nin spor hayatına da sıçradığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu olgu son yıllarda Amerikan toplumunun geniş kesimleri arasında da orman yangını gibi yayılmaya başladı.

İslamofobi, Orta Çağ’dan beri varlık gösteren bir olgu. Orta Çağ Avrupası’nda birçok düşünür, İslam hakkında aslından uzak bir imaj çizmek için mesai harcadı. Böylece Avrupalıların Araplar ve Müslümanlara karşı tepkili bir tavır almasına yol açtı. Haçlı Seferleri (Arapların tabiri ile Franca Savaşları) sırasında gösterilen tepkiler son yirmi yılda yeniden gün yüzüne çıktı ve seslerini 11 Eylül 2001’den günümüze dek daha da yükseltti. 

Yakın zamanda Muhammed Salah’ın maruz kaldığı tutum, İngiltereli YouGov şirketinin yürütmüş olduğu bir anketle aynı zamana denk geldi. Daily Mail gazetesinin yayımlamış olduğu bu ankette, Avrupa ve Amerika’da İslamofobi dalgasının görülmemiş bir şekilde yükseldiğine yönelik işaretler mevcut.

Örnek vermek gerekirse Almanların yüzde 47’si İslam dininin öğretileri ile kendi toplumsal değerleri arasında köklü bir çatışmanın var olduğunu belirtmiş. Bu oran Fransa’da yüzde 46 iken İngiltere’de yüzde 38 ve ABD’de ise yüzde 36.

Anketin gösterdiği başka birtakım veriler bizi gerçek bir endişeye sürüklüyor. Şöyle ki; Avrupalılar, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana evlilik ve aile kurmak için birleşme gibi özel hayatlarına dair kararlarda hayat arkadaşının dini veya inancı üzerinde fazla durmazlardı. Bu, Fransız filozof Regis Debray’ın gözleri kör eden ışıklara sahip olduğunu söylediği donuk sekülerliğin etkisinden kaynaklanıyordu. Avrupa’nın sosyal tabakaları, kişisel inanç ile aile kurma arasında bağlantı kurmayı yirmi birinci asrın ortasında yersiz bir bağnazlık olarak kabul etmişti.

Ankette ise; Almanların yüzde 48’i, Fransızların yüzde 47’si, Amerikalıların yüzde 33’ü ve İngilterelilerin yüzde 27’si, bir akraba veya arkadaşlarının Müslüman biri ile evlenmeye kalkışması durumunda ne olacağını çok düşüneceklerini ifade etmiş.

İslam ve Müslümanlara karşı besledikleri kaygının yüzdelik oranı ise anketin en önemli sonucu. Nitekim Atlas Okyanusu’nun iki yakasındaki topraklarda gerçekleştirilen terör ile İslam arasında sıkı bir ilişkinin olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 72.

Bu noktada sakin, duygusal olmaktan uzak, akıllıca bir tavırla objektif cevaplar vermeyi gerektiren şu köklü soru kendini gösteriyor: Bu oran neden yükseliyor? Bunun sorumlusu kim?

Cevap bizi birkaç dönemece yönlendiriyor. Bunların başında da ankette yer alan beyanlar geliyor. Mesela Fransa’da araştırma kapsamında olanların yaklaşık yüzde 59’u, Almanya’da ise yüzde 63’ü İslam dininin öğretileri hakkında hiçbir şey bilmediklerini itiraf etti. Aynı şekilde İngilterelilerin ve Almanların üçte biri şahsen bir Müslüman ile tanışmadıklarını belirtti.

Yüksek oranlardan da açıkça anlaşıldığı üzere Avrupa ve Amerika’daki geniş kesimler arasında İslam’a dair ve Müslümanlarla bizzat tanışma konusunda ciddi bir bilgi-iletişim eksikliği söz konusu. Bu demek oluyor ki, bağlantı köprüleri yok denecek kadar az. Bundan dolayı özellikle Avrupa uluslarının uyandığı ve Amerikan sağı ilkelerinin yaygınlık kazandığı ve bu iki olgunun ortasında, dini ve kültürel anlamda farklı olan ötekini kabul etme meselesinin doğal olduğu bir durumda, bağlantı duvarları inşa etme fırsatı artıyor.

İslamofobinin bu şekilde dönüşünün engellenememesine dair şu üç neden sunulabilir:

Birincisi, ‘Avrupa’nın İslamlaştırılması’ olarak bilinen sahte propaganda sisteminin yaygınlık kazanması. Tek başına bu söylem, pek çok Avrupalıya korku ve endişe ilham ediyor. Ateşi körüklemek için üfleyenler de var tabi. Almanya İçin Alternatif Parti ve onların dümen suyunda giden farklı gruplarda gördüğümüz budur ki, bunların yaklaşık 100 tanesi Bundestag’a yani Alman Federal Meclisi’ne girdi.

İtalya’da ise İçişleri Bakanı Matteo Salvini örneğinde de olduğu gibi tartışmacı sesler yükseldi. Fransa, Hollanda, Belçika ve diğerleri de nefret yanlısı İslamofobinin çerçevesinde hareket ediyor.

İkincisi, terörist grupların gerçekleştirdiği terör eylemleri. El-Kaide veya son yıllarda DEAŞ, İslam ve Müslümanlara karşı olup, aydınlanmacı Avrupa ruhu ve eşitlik, özgürlük, adalet üçlüsü ile örtüşmeyen Avrupa ve Amerika medeniyetinin nüksetmesine sebep oldu.

Üçüncüsü, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanların Batı toplumları ile iletişim kurarak hoşgörülü, ılımlı, ötekini bağrına basan ve Batı’nın inandığı şekilde bir yurttaşlık devleti kurmaya çalışan İslam’a dair gerçekçi bir imaj sunma konusundaki eksiklikleri.

Aynı eksikliğe Arap ve İslam kentlerinde de rastlıyoruz. Nitekim şu ana kadar farklı dillerde görsel, işitsel ve okunaklı medya sistemi sağlanamamış ve İslam’ın gerçekdışı karakterinden ziyade özünü sunmak için faaliyet gösterilememiştir.

Küresel jeopolitik bir hareketliliğin yaşandığı, dünya çapında kültürel ve insani kimliklerin yeniden oluştuğu akılcılık, hoşgörü ve gerçekliğin önemsenmediği bir düzlemde İslamofobinin yükselişi tehlikelidir. Bu yükseliş önümüzdeki günlerde Arap ve İslam dünyası için olumsuz pek çok yansıma doğurabilir. 

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya