Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı aktivist: Humeyni'nin devrimine destek verdiğim için pişmanım

Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı aktivist: Humeyni'nin devrimine destek verdiğim için pişmanım

Cuma, 8 Şubat, 2019 - 13:15
Şirin Ebadi, Muhammed Cumeyh ile konuşurken (Independent Arabia)
Independent Arabia/Muhammed Cumeyh
İranlı Nobel Barış Ödülü sahibi ve insan hakları aktivisti Şirin Ebadi ile röportaj yapmak üzere Independent Arabia’nın Londra’da tuttuğu bir otele gittim. Ebadi’den birkaç dakika önce otele ulaştım ve odaya geçerek kâğıtlarımı düzenlemeye başladım. Sonra Şirin Ebadi, sekreteri ile birlikte geldi ve sekreteri odadan ayrıldı.

Bana kişisel korumayı reddettiğini söylemeden önce, Ebadi’nin İngiliz polis koruması ile hareket ettiğini sanıyordum. Bana karmaşıklıklardan hoşlanmadığını ve her şeyin Allah’ın elinde olduğunu söyledi. Küçük bir masaya oturduk ve ona şöyle dedim, “Sizi bir televizyon röportajında gördüm. Şah zamanında İran'da bir yargıç olduğunuzu söylüyordunuz. Fakat bundan sonra Humeyni'nin devrimini desteklediniz ve bugün din adamlarının önderlik ettiği İran’da dini gerekçelerle işinizi kaybettiniz.

Peki, İran İslam Devrimi'ni desteklemekten dolayı pişman mısınız?”

Ebadi bu soruma şöyle cevap verdi:

“1979 devrimine verdiğim destekten ötürü pişmanım. Bunun sebebi hâlihazırda hâkim olamıyor olmam değil. Bilakis İran'ın şu an içerisinde bulunduğu şartlar nedeniyle bu desteğimden dolayı pişmanlık duyuyorum. Ne yazık ki, İran her seviyede geriledi. Devrimden önce ABD’ye, şimdi ise Rusya ve Çin'e bağımlı olduğumuz doğru. Yatırım sözleşmelerinin çoğu bu iki ülke ile imzalandı. Devrimden önce siyasal özgürlüğümüz olmasa da, bireysel ve kişisel özgürlüğe sahip olduğumuzdan dolayı memnunduk. Şimdi ne politik özgürlüklere ne de kişisel özgürlüklere sahibiz. Devrimden önce insanlar daha müreffeh yaşıyordu, şimdi ise ne yazık ki çok daha fakiriz.”

Bu sözlerinin Şah rejimini desteklediği anlama gelmediğini belirtmek için “Bu, Şah rejimini desteklediğim anlamına gelmiyor. Bilakis mevcut durumu reddediyorum” ifadelerini kullanan Ebadi, 1979 devriminin kendilerini bu koşullara sürükleyeceğini ummadıklarını söyledi.

Ona, bir keresinde devrimden 3 yıl önce Humeyni'nin İran'da bilinmediğinden bahsettiğini söyledim ve İran’da tanınmayan böyle birinin kısa bir sürede ülkedeki güç ve serveti nasıl ele geçirdiğini sordum.

Ebadi bu soruma şöyle yanıt verdi:

“Bunun birtakım sebepleri var. Bu sebeplerden biri de İran halkının Müslüman oluşudur. Öte yandan, Sovyetler Birliği ile birçok ortak sınırımız var. İran'daki komünistler çok güçlüydü ve Batı, İran’da bir devrim gerçekleştiği takdirde onların iktidarı ele geçirmelerinden endişe duyuyordu. Bundan dolayı Batı İslamcıların iktidara gelmesini kabul etti.”

Burada araya girdim ve “Dolayısıyla Humeyni, komünistler ve Sovyetler ile yüzleşmek amacıyla Batı tarafından mı desteklendi?” diye sordum. “Evet” dedi.

Sözlerine devam etmeden önce kendisine “Kaynaklar Humeyni'nin pek çok rakibini tasfiye ettiğinden bahsediyor. İranlı muhaliflerin devrimin başından itibaren tasfiye edilmesinden, Irak ile savaşın ardından 3 bin İranlının ölümünden ve İran'daki suikast listelerinden bahseder misiniz?” dedim.

Bu soruma, “Devlete karşı çıkan herkes, özellikle de insan hakları örgütlerine ve siyasi yapılanmalara mensup olan kimseler tutuklandı ve hapse atıldı. Bir kısmı ölüm cezasına çarptırıldı ve diğerleri ise hapsedildi. Irak savaşından sonra hepsi öldürüldü” diyerek yanıt verdi.

“İdam edilen 3 bin kişinin arasında Ebadi’nin eşinin erkek kardeşi de vardı”

Nobel Barış Ödülü sahibi İranlı aktivisit Şirin Ebadi, “Burada kocamın erkek kardeşi hakkında konuşmak istiyorum” dedi ve şöyle devam etti:

“Onu devrimden 2 yıl sonra tutukladılar. Tutuklandığı sırada 16 yaşındaydı ve lise son sınıfa gidiyordu. Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (PMOI/MEK) bir üyesi değildi. Fakat örgütün destekçisiydi ve okulda örgütün gazetesini satıyordu. O zaman, gazete sokaklarda serbestçe dolaşıyordu ve yasak değildi. Daha sonra, devlete karşı çıkmaları gerekçe gösterilerek örgütün tüm taraftarları tutuklandı. Bu nedenle kocamın erkek kardeşi de tutuklandı ve 5 dakikalık bir duruşma sırasında 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.”

Sözün burasında araya girip, “Anlamak için soruyorum: PMOI yasaklı olarak ilan edildikten ve gazeteleri yasaklandıktan sonra mı onu tutukladılar? Aksi halde meşru bir iş yaparken neden onu tutuklasınlar?” diye sordum.

Ebadi, “Örgüt ve gazete yasaklandıktan sonra onu tutukladılar. Fakat o bu yasaklama hadisesinin öncesinde bu işi yapıyordu” dedi. Öyleyse neden onu tutukladıklarını sordum. Ebadi bu sorumu şöyle cevapladı:

“PMOI yasaklı olarak ilan edildikten sonra örgütün tüm taraftarları tutuklandı ve bu genç adam 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste 7 yıl geçirdikten sonra onu tekrar yargıladılar ve idam ettiler. Bize onun eşyalarının içerisinde bulunduğu bir torba verdiler ve bir yıl boyunca onun için cenaze töreni düzenlememize izin vermediler. Neler yaşandığını herhangi bir şekilde anlatmamızı yasakladılar. Bize onların söylediklerine uyduğumuz takdirde bir yıl sonra cenazesinin defnedildiği yeri bildireceklerini söylediler. Humeyni'nin yardımcısı ve İran'ın önde gelen din adamlarından Ayetullah Muntazeri’ye göre o yıl, ülkede 3 binden fazla kişi idam edildi.” Ebadi’ye söz konusu kişilerin neyle itham edildiklerine dair sorduğum soruya, “ulusal güvenliğin aleyhinde çalışmak” diyerek yanıt verdi.

Ebadi: Rejim ödülüme ve ailemin tüm mallarına el koydu

Ebadi, Humeyni devrimini desteklediği için duyduğu hayal kırıklığından bahsederken ben, ülkesindeki siyasi mahkûmların hakkını savunan ve insan hakları alanında faaliyetlerde bulunan Ebadi’nin uzun yıllar boyunca rejim tarafından kendisine yaşatılan acıları düşünüyordum. Tahran'daki yetkililer tarafından maruz bırakıldığı kişisel sıkıntılarının ayrıntılarından bahsetmesini istedim. Daha önce bazı detaylarını anlatmıştı.

Ona, “İran rejiminin, muhaliflerine kişisel ve siyasi olarak şantaj yaptığını biliyoruz. Sizin de bu tür şeylere maruz kaldığınızı duyduk. Şirin Ebadi bize bunun ayrıntılarından bahseder mi?” diye sordum.



Devrim destekçilerinden bir kalabalığı gösteren 1979 İran Devrimi arşivinden bir fotoğraf (Getty)

Ebadi sorumu şu sözleriyle cevapladı:

“Güvenlik görevlileri 2009 yılında hukuk büroma saldırdı ve büroyu kapattı. Meslektaşlarımın çoğu tutuklandı. Ofisteki yardımcılarımdan Nergis Muhammedi de tutuklananlar arasındaydı ve şimdiye dek hapisteydi. O sıra bir konferans dolayısıyla üç günlüğüne İspanya'ya gitmiştim. İran’da olmadığım için kız kardeşimi ve kocamı tutukladılar. İnsan hakları alanındaki faaliyetlerimi terk etmek zorunda bırakmak için beni bir süre hapse attılar.”

Burada araya girip kendisine yöneltilen belirli bir suç olup olmadığını sordum. Şöyle cevap verdi: “Her ne kadar iddianamemde yazılı olarak bir suç isnat edilmemiş olsa da Devrim Mahkemeleri beni suçlu buldu. Ancak tutuklanan meslektaşlarım benim başkanlığını yaptığım İnsan Haklarını Savunma Merkezi'nde çalıştıkları gerekçesiyle tutuklandı. Kız kardeşim ve kocam tutuklandıktan sonra sessiz kalmadığımı öğrenmelerinin ardından bütün parama el koydular ve tüm mallarımı sattılar.”



Şirin Ebadi 2003 yılında Nobel Barış Ödülü'nü alırken (Getty)

Affedersiniz paranıza el koyduklarını zikretmeniz üzerine soruyorum, Nobel ödülünüzü de elinizden aldıklarını duydum, doğru mu?

- Kurduğum İnsan Haklarını Savunma Merkezi (NGO) için bana verilen ödül ile bir bina satın aldım. O bina ve babamın evi de dâhil olmak üzere sahip olduğum her şeye el koydular ve sattılar. Nobel Barış Ödülü Madalyası'nı buldular ve ona da el koydular. Norveç hükümeti bunu öğrendiği zaman durumu protesto etti ve uluslararası protestolar nedeniyle bu madalyayı bana geri verdi. Fakat kasada olan her şeye el koydular, hesaplarımı dondurdular ve ayrıca kocama komplo düzenlediler.

“İstihbarat kocama tuzak kurdu”

Ebadi’den bu komplo meselesini ayrıntılı olarak anlatmasını istedim ve bir yudum su alarak anlatmaya başladı:

“Giriş olarak, İran rejiminin ülkede İslam hukukunu uyguladığını ve bu temelde hareket ettiğini açıkladığını söylemeliyim. Fakat İslam hukukuna aykırı şeyler yapıyordu. Bu eylemlerden biri de İran İstihbarat Bakanlığının hayat kadınlarını siyasi amaçlarla kullanmasıydı. Bu kadınlardan birini kocama tuzak kurdular. Kocamın onunla gittiği dairenin İstihbarat Bakanlığına ait olduğu daha sonra ortaya çıktı. Başka bir odada kameralar bulunuyordu. Elinde bir kamera ile odaya giren bir güvenlik görevlisi kocamın eline kayıtları verdi ve onu tutukladı. Kocamı hapse attıklarında onu yalnız başına bir hücreye koydular. Alkol kullandığı için kendisine 80 kırbaç vurmuşlardı. Birkaç gün sonra onu gözü kapalı bir şekilde mahkemeye götürdüler. Kanuna göre bir erkeğin başka bir kadınla birlikte olması zina olarak kabul edilir ve taşlanması gerekir. Mahkeme kendisi için recm cezası hükmünü açıkladığında kocam, savunması için bir avukat tutmak istediğini söyledi. Mahkeme başkanı ona, ellerinde kocama ait bir video kaydının olduğunu ve her şeyi gördüklerini söyleyerek tutacağı avukatın ne diyebileceğini sordu. Her durumda onu recm cezasına mahkum ettiler ve hapse götürdüler. Ertesi gün, kocamın fotoğrafını çeken aynı güvenlik görevlisi hapishaneye geldi ve ona, eğer cezadan kurtulmak istiyorsa önünde tek bir seçenek olduğunu ve ondan kameranın karşısına geçip kendisinden istedikleri şeyleri söylemesini istediler. Ona, içinde bana karşı suçlamaların bulunduğu bir kâğıt verdiler. Hükümet gazeteleri bundan bahsediyordu. Güvenlik bunu birkaç kez kayda aldı. Sonunda, kocam ödülü hak etmediğimi ve bu ödülün İran hükümetini devirmek için bana verildiğini ve aramızda şiddetli bir geçimsizlik olduğunu söyledi. Bu videoyu saat 20:30'da ulusal kanalda yayınladılar. İran'daki herkes bu saatte bu kanalı seyrederdi. Program başlamadan önce, “Ey İranlılar! Kahraman olduğunu düşündüğünüz kadına bakın. Kendisinin başka bir yüzü daha var. Gelin ve kocasının ağzından onun diğer yüzünü dinleyin” diye bir giriş yaptılar ve sonra kocamın konuşmasını yayınladılar. Herkesin bu videoyu görmesi için programı iki kez yayınladılar. Bu program hala YouTube'da bulunuyor. Ertesi hafta kocamı serbest bıraktılar. Ancak yıllarca ülkeden ayrılması yasaklandı ve sürekli bir şekilde sorgulandı. Ona benimle hiçbir şekilde konuşmamasını söylediler. Kocam bütün bunları hapisten çıktıktan sonra telefonda bana anlattı ve bana bir mektup yazdı.”



Şirin Ebadi, öldürülen gazeteci Evin Zehra Kazemi’nin duruşması için mahkeme salonuna giderken (Getty)

Ebadi'ye kişisel bir soru sormak için araya girdim ve “İtirafları duyduğunuzda kocanızla aranızda neler geçti. Videoyu izledikten sonra eşinize karşı öfke duydunuz mu? Onu kurban olarak mı görüyorsunuz yoksa bir hata yaptığını mı düşünüyorsunuz?” dedim. Soruma hemen yanıt verdi ve şöyle dedi:

“Kocamın bir komplonun kurbanı olduğunu çok iyi biliyordum ve ondan önce de bazı müvekkillerimin başına benzer şeyler gelmişti. Her seferinde bu konuda yüksek sesle konuşmalarını tavsiye ettim. Böylece herkesin İran devletinin faaliyetlerinden haberi olacaktı. Ancak bu konudan bahsetmekten utandılar ve anlatmaya hazır değillerdi. Fakat ben bu konuyu aynı zamanda Arapçaya da çevrilen kitabımda yazdım ve röportajlarımda dile getirdim. Böylece bu tür durumlara maruz kalan kimselerin yaşadıklarını anlatmaları için cesaret vermek istedim. Böyle şeyler hakkında konuşmadığımız sürece, güvenlik görevlileri bunları yapmaya devam edecek.”



Nobel Barış Ödüllü Ebadi, sürgün edilmeden önce Tahran'daki ofisinde (Getty)

Ebadi alaycı bir şekilde şu cümleleri kurdu: “İran devletinin her daim kötülükten menettiği söyleniyor. Bu nedenle bir kadın, başından bir tutam saç görününce tutuklanır ve cezalandırılır. Şimdi bir Müslüman olarak İran devletine şunu soruyorum: Baştan çıkarması için bir kadını bir erkeğe göndermek, bahsettiğiniz gibi kötülüklerden menetmek mi? Size göre kötülükten menetmek ne anlama geliyor?”

Ebadi’ye, “Bu temelde İran rejiminin İslami olmadığını, Şah rejiminin şu anki İran rejiminden daha iyi olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordum.

Cevap olarak, “Eğer iki rejimi karşılaştıracaksak, Şah rejiminin daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Çünkü en azından yaptığı şey İslam adına değildi. İslam adına kimseye işkence yapmadı ve İslam adına çalmadı. Elbette yolsuzluk ve hırsızlık yaptılar, fakat İslam adına değildi” dedi.

Zorunlu sürgün

Dr. Şirin Ebadi ile olan röportajımız şöyle devam etti:

Nobel Ödülü'nü alıp İran’a dönmenizin ardından yüzbinlerce İranlı tarafından karşılandınız. Görünüşe göre adınız İran rejimini endişelendirmeye başlamıştı. Çünkü sizi büyük bir hoşnutlukla karşılayan kalabalık bir topluluk vardı. İran rejiminin sizi destekleyen kalabalığın genişlemesinden endişe duymasından dolayı sizin imajınızı bozmaya çalıştığını düşünüyor musunuz?

- Evet. Baskıcı rejimler kendileri için bir risk oluşturduğunu düşündüğünü böyle şahıslar için bu tür operasyonlarda bulunurlar.

Bütün bu tacizler ve suikastçılar listesine girmeniz mi İran’ı terk etmenize sebep oldu?

- Hayır, bunlar İran’dan ayrılmamdan çok daha önceydi. Ayrıca ölümle tehdit edildim. Fakat İran'dan ayrılmamın nedeni hiçbir şey yapmama izin vermemeleriydi. Ofisimi kapattılar ve avukatlık ruhsatıma el koydular. İran'a gitmememin nedeni hapis korkusu değil. Daha önce İslam Cumhuriyeti'nde hapis yatmıştım. Bir keresinde, üniversite bahçesinde bir öğrenciyi öldürdüğü için polise şikâyette bulunduğum için hapse atıldım. Oysaki polisin tutuklanması gerekiyordu. Bir ay boyunca hapiste kaldım ve sonra 1,5 yıl hapis cezası aldığıma dair bir belge yayınladılar. Ancak uluslararası baskı yüzünden, özellikle de masum olduğum için, mahkeme kararı yeniden değerlendirdi ve para cezasına çarptırıldım.

Bu Nobel’i aldıktan önce mi yoksa sonra mı gerçekleşti?

- Nobel’den önce. Ülkeme faydalı olabileceğim bir yerde olmalıydım. Hapishanedeyken sesim kimseye ulaşamayacaktı. Fakat burada İran’da olup bitenler hakkında özgürce konuşabiliyorum. Bu yüzden yılda iki kez seyahat ediyor, İran'da neler olduğunu anlatmak için kitaplar yazıyor ve seminerler düzenliyorum.

Şu an Londra’da yaşıyorsunuz. İran rejiminin tehditleri nedeniyle hayatınız tehlikede mi?

- Evet, birçok kez tehdit edildim. Bundan dolayı kişisel olarak korunmamı teklif ettiler. Fakat bundan hoşlanmıyorum. Ölümün Allah’ın ellinde olduğuna inanıyorum.

Elinizde hâlihazırda İran’da mahkûm olanların veya siyasi tutukluların ya da tutuklu insan hakları aktivistlerinin bir listesi var mı?

- İran'ın tutuklular hakkında herhangi bir açıklama yapmaması sorun teşkil ediyor. Elimizdeki bütün bilgileri bu konu hakkında konuşmaya cesaret eden ailelerden ya da basında adı geçen isimlerden edindik. Güvenlik görevlileri konuşmamaları için aileleri korkutuyor. Tahminimize göre, İran'da yaklaşık bin kadar siyasi mahkûm ve şahsi inancından dolayı tutuklu bulunanlar var.

Hukuk dosyası... Dış baskılar ve iç problemler

Batı'nın İran'ı insan hakları konularında baskı altına almak için yapması gerekenleri yapmadığına dair bir inanç var. Sizce Batı yapması gerekeni yapıyor mu?

- Bu soruyu cevaplamadan önce Until We Are Free (Özgür Olana Dek) kitabımı zikretmek istiyorum. Daru’s-Saki yayınları tarafından Arapçaya da çevrildi. Kitapta kocam hakkında da anlattığım şeyler var. Bu kitabı okursanız her şeyi ayrıntısıyla görürsünüz. Bu konuda başka iki kitap daha var.

İran'daki insan hakları durumunun iyileştirilmesi halkın sorumluluğundadır. Batı ülkeleri yalnızca ekonomik çıkarlarını düşünür. İran yüzünden ABD, Batı, Çin ve Rusya'nın ne kadar silah sattığını görüyor musunuz? İran endişesinden dolayı olmasaydı bölge ülkeleri, Trump’la gerçekleştirdikleri kısa bir ziyarette yüksek miktarda silah satın alır mıydı? İran-ABD düşmanlığı sadece görünüşten ibaret değil, gerçekten düşmanlar. Fakat bu düşmanlık kimin çıkarına? Elbette silah tüccarlarının.

Devletlerarasındaki anlaşmazlıklar sadece silah tüccarlarının kazanmasına sebep oluyor.

İranlılar, İran’daki insan hakları sorununun Batı ülkeleri tarafından rejimi devirmek amacıyla siyasi amaçlarla siyasallaştırıldığını söylüyorlar.  İran'daki bu dosyanın siyasi şantaja alet olduğunu düşünüyor musunuz?

- Hayır! Öyle değil. İnsan hakları ile ilgili tüm konuşmalar belgelenmiştir. Bu konuda konuşan sadece Batılı ülkeler değil, Birleşmiş Milletler (BM) raporları da var.

İran içinde çok sayıda millet var: Araplar, Kürtler, Türkler, Azeriler, Beluçlar ve Farslar doğal olarak. İnsan hakları perspektifinden baktığınızda bu milletlerin kendi kaderlerini tayin etme ve bağımsızlık hakkına sahip olduğunu düşünüyor musunuz?

- Kendi kaderini tayin etmekle ne demek istiyorsunuz?

Bazı milletlerin talep ettiği gibi İran’dan bağımsızlık konusunda referandum düzenlenmesini kastediyorum.

- Buna tek başıma cevap veremem. Fakat İran’da olacak herhangi bir şeyin, referandum yoluyla olması gerektiğini düşünüyorum. Böylece insanlar, inançları hakkında özgürce konuşabilirler. Fakat şunu söyleyebilirim ki, Kürtler, Beluçlar ve Azeriler gibi İran halkları, uzun yıllar boyunca dillerini öğrenemediler. Bu onların taleplerinden biri ve garip olan şu ki İran anayasası da onlara bu hakkı veriyor. Anayasa izin veriyor, ancak anayasal bir hak bile olsa devlet bunu görmezden gelebiliyor.

İran rejiminin bölgeye müdahalesi

Toplantının sonuna yaklaşırken Arap komşularının İran'ın İslam devrimini ihraç etme ilkesiyle ilgili şikâyetlerini sordum. Bu ilke, İran ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde dengesizliğe sebep oluyor ve Irak, Yemen, Suriye, Lübnan ve diğer ülkelerde huzursuzluklara yol açıyor.

Ebadiye, “İran'ın İslam devrimini ihraç etmek amacıyla Arap ülkelerindeki bölgesel müdahaleleri hakkında ne düşünüyorsunuz?” dedim.

Ebadi bu sorumu şöyle cevaplandırdı:

“İran'ın diğer ülkelere müdahale etmesini şiddetle reddediyorum. Bunun bizim ulusal çıkarlarımız ile herhangi bir ilgisi yok. İran, Suriye, Lübnan, Irak ve Yemen'de çok para harcadı. Oysa İran halkının da bu paraya ihtiyacı vardı. Milli Eğitim Bakanına göre, okullarımızın yüzde 40’nın onarılması gerekiyor. Bu yıl üç okulda petrol sobası kullanmalarından dolayı yangın çıktı. Eğer radyant ısıtıcılar gibi modern şeyler kullanmış olsalardı böyle şeyler kesinlikle vuku bulmazdı. Neden bu parayı okul yapmak için harcamak yerine silah satın almak ve bunları diğer ülkelere göndermek için kullanıyorlar şaşırıyorum. Diğer ülkelerin işlerine müdahale etmenin bize bir faydası yok. Özellikle de bütün bu suçları işleyen Beşşar Esed gibi birinin yanında yer alınmasını anlamıyorum. Bir İranlı olarak ülkemin, kendi halkını öldüren Esed gibi bir adamın yanında yer almasından utanıyorum.”

Bazı Araplar bugün, Şah rejiminin -Arap ülkelerine düşman olmasına rağmen- bölgeye daha yararlı olabileceğini düşünüyor. En azından hâlihazırdaki delirmiş rejimin yerine akıllı bir düşman olacağını düşünüyorlar. Sizce, Şah'ın veya Humeyni'nin zihniyetinden hangisi bölgede bir tür istikrar yaratmaya daha yakın?

- İran'ın komşu ülkelerin işlerine müdahalesini reddettiğimi daha önce de söylemiştim. İran, yalnızca bölge işlerine müdahale etmekle kalmıyor, Afrika ülkelerinin işlerine de müdahale ediyor. Birkaç yıl önce Senegal, devletle savaşan gruplara silah taşıyan İran gemileri nedeniyle İran'la ilişkilerini kesti. Senegal’in İran’la ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. İran, devrimin diğer ülkelere taşınması adı altında Nijerya'ya bile müdahale ediyor. Kum şehrinde Mustafa Üniversitesi adında bilimsel bir kuruluş var. Burada İranlı olmayan öğrencileri eğitiliyor ve başka yerlere gönderiliyor. Bütün bunlar İran'ın çıkarlarına uygun değil. Paramızı silah almak ve diğer ülkelere göndermek yerine okullar ve hastaneler kurmak için harcamalıyız.

ABD yaptırımları

ABD’nin İran’daki yaptırımlar dosyasına bakalım. Yaptırımların rejimi sarsabileceğini düşünüyor musunuz? Yoksa sadece İran vatandaşına mı zarar veriyor?

- İran’a yönelik ekonomik yaptırımlara karşıyım, çünkü halkın yoksullaşmasına neden oluyor. Öte yandan, rejimin takipçileri bu yaptırımlardan yararlanıyor ve çok fazla kirli para elde ediyorlar.  Bu yaptırımlar İran'da ekonomik yolsuzluğu artırdı.

İran rejiminin hayatta kalabileceğini düşünüyor musunuz? Ekonomik baskı nedeniyle rejim çökebilir mi? Rejimin çöküşü için hangi senaryoları hayal edebiliriz?

- Ekonomik baskıların bu rejime son vereceğini sanmıyorum. Çünkü İran'ın dostları olduğunu biliyorsunuz. Çin, Rusya ve Hindistan her ne olursa olsun İran ile ilişkisini sürdürüyor ve petrol alıyorlar. İran zengin bir ülkedir ve buna dayanabilir. Rejimin nasıl yıkılacağına gelince, bu sadece İran halkı tarafından gerçekleştirilebilir. Devlet tarafından uygulanan şiddet günden güne İran halkı arasındaki memnuniyetsizliği arttırıyor. Son zamanlarda güney İran şehirlerinden birinde (Şuş) birkaç aydır maaşlarını alamayan işçiler fabrikadan çıktılar ve bir ay boyunca protestolarda bulundular. Güvenlik, pek çok kişiyi tutukladı. Bunlar arasında Bahşi adında genç ve çok aktif bir işçi de bulunuyordu. Serbest bırakıldıktan sonra, ciddi bir şekilde işkence gördüğünü söyledi.

Bana kendisi ile konuşma fırsatı verdiği için Şirin Ebadi’ye teşekkür ettim ve İran'a dönmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. Kendisi bu soruya emin bir şekilde “İnşallah” dedi.



Şirin Ebadi Independent Arabia’ya konuşuyor

Editörün Seçimi

Multimedya