Perslerin vehimleri ve Osmanlıların hırsları arasında kalmış Araplar ve Suriye

Perslerin vehimleri ve Osmanlıların hırsları arasında kalmış Araplar ve Suriye

Cumartesi, 2 Şubat, 2019 - 09:45
İmil Emin
Mısırlı yazar
Suriye’deki Türk-İran varlığı, içerideki krizin düğümünü daha da körleştiren bir etken haline geldiği gibi bölgenin şimdi ve gelecekteki sorun ve yüzleşmelerini de gölgede bırakmaktadır. Kesinlikle söylemeli ki, Türkler ve İranlılar bir gün bile Araplara hayır getirmediler. Kadim ve modern tarih bunun en büyük kanıtıdır. 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bölgeye yönelik son ziyaretinin ardından açıkça görüldü ki Amerikalılar, bölgedeki büyük küçük hedefleri ile tutarlı bir vizyona sahipler: Bilişsel satranç tahtasında herkesi piyon haline getirme çabası. Sam Amca kartları yeniden düzenlerken Arap Suriye’nin geri kalanını eski Persliler ve yeni Osmanlılar arasında kaybediyor. Geriye de şu soru kalıyor: Peki Araplar, Suriyelileri bir yandan mollalara diğer yandan kendini halife sanana rehin mi bıraksınlar?

Amerika’nın tutumu hala dünya için yeterince net değil. Bu durum çoğu zaman Amerikalıların kendisi için de geçerli. Başkan Trump’ın Amerikan güçlerinin Suriye’den geri çekileceğine dair açıklamalarına rağmen Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tamamen farklı bir dille şunları söylüyor: “En son İranlı asker çıkana değin güçlerimiz Suriye’de kalacak.” Bu diğer deyişle hem Türklerin hem de İranlıların niyetlerinden hareketle “sonsuza dek kalacaklar” anlamına geliyor.

Amerika’da kararları alan kim? Başkan Trump Irak’ı ziyaret edip oradaki generallerle 45 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Besbelli onlar, Başkan’ın Amerikan güçlerini Suriye’den ‘alelacele’ çekme tasarısı üzerinde epey etki bırakmış. Ama Trump her halükârda çekilmeye niyetli. Bu demek oluyor ki Suriye, önce İranlılar daha sonra da Türklerin hedefi haline gelecek.

İran’ın Suriye’ye meyilli olduğu uzak yakın herkesin malumu. Nitekim milislerini ve bağlılarını çıkarması için kendisini muhatap alan tüm çağrılara rağmen askeri ve siyasi nüfuzunu pekiştirme konusunda ısrarcı. Amerika’nın Suriye’den çekilerek bırakacağı boşluğu Rusya gibi müttefik güçlerin çıkarlarına uygun düşüp düşmemesine bakmaksızın doldurma ve etki alanını genişletme çabalarının ışığında bu daha iyi anlaşılabilir.

Bir süre önce Ruslar, Amerikalıların sesini kısmak istediği gibi İranlıların da Suriye’den çekilmesini talep etti. Ancak İran’dan olumsuz da olsa tek bir yanıt vermedi ama Silahlı Kuvvetler Yüksek Komutan Danışmanı Hasan Feyruzabadi’nin 14 Ocak tarihli açıklamalarında, İranlı askeri danışmanların mevcut terör tehlikesi sürdüğü ve Suriye hükümetinin yardım talebi devam ettiği sürece bölgede kalacakları ifade edildi.

İranlılar orada bulunmalarının Suriyelilerin hayatını kurtardığını iddia ediyorlar ve Arap dünyasına şu köklü soruyu bırakıyorlar: Suriye’yi mollaların dişleri arasından kurtarmak için Arap  dünyası Suriye için acil ve kararlı bir şekilde ne sunulabilir?

Türk tarafına gelince… Türkiye’nin Suriye’den uzaklaştırılmasını talep eden sesler Erdoğan’ın kulağına gayet net ve açık bir şekilde ulaştı. Bu ses, geçtiğimiz günlerde ülkenin merkezinde düzenlenen ve Suriye toprakları üzerinde herhangi bir yabancı gücün varlığına karşı çıkarak Amerikalılar ile Türklerin aynı anda çıkmasını talep eden Suriyeli Aşiretler ve Kabileler Konferansından çıkan sonuçlarda kendisini yükseltti.

Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’den uzaklaştırılmasını isteyen tarafların Suriye halkının özgürlüğünü sağlamak niyetinde olmadığını; tam tersine bataklığı derinleştirmek için çabaladıklarını savunuyor. Burada şunu sormamız gerekir: Erdoğan hangi özgürlükten bahsediyor? Kürtlerle çatışmak için Suriye’nin kuzeydoğusunu ele geçireceğine dair tehditleri ile DEAŞ’ın Kürt ‘Halk Koruma Birlikleri’nin kendisini kovduğu yoğunluk noktalarına yeniden dönmesi için geniş kapılar aralayan o.

Türkiye, bölgedeki ana egemen rolünü ortaya çıkarmayı umursadığı ölçüde Suriye halkını umursamıyor. Onun için etkin ve hatta ‘uğursuz bahar’ sonrası alacaklıların payına ortak olmak daha önemli. Ne de olsa serde yıkılan Osmanlı İmparatorluğunu diriltme ve etkinliği özelde Suriyeliler ve genelde Araplar hesabına İranlılar ve belki İsraillilerle üleşme vehmi var. 

Sahnedeki Türk oyununda yaşanan son gelişmelerin ardından tam olarak anlaşıldı ki Ankara’nın hedefleri, Suriye rejiminin sonsuza dek değişmesini talep eden bir haykırışken önce Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerle savaşma sonra da bu ülkeyi bölgedeki etkinliğini pekiştirmek için bir basamak olarak kullanmaya evrildi.

İş bu mantıksal çıkarımlar düzeyinde de kalmayıp son dönemlerde arzu ve hedeflerini yönetemeyen veya gizlemeyen Türk yetkililer tarafından yapılan ham açıklamalara kadar vardı. Sözleriyle ülkelerinin Ortadoğu bölgesinde egemen güç olması gerektiği düşüncesini açığa vuruyorlar. İhvancı radikal kolları son senelerde alt üst olsa da vehimler onların hayal güçleri ile oynaşıyor demek ki.

Şu soru sorulabilir: Varşova Konferansı yaklaşıyor; hiç şüphe yok ki Amerikan karar ve değerlendirmeleri, Suriye’yi İranlıların ağından ve Türk tuzaklarından kurtarmak başta olmak üzere bölgedeki Arapların çıkar ve hedefleri ile uyuşmayacak. Peki ya bunun önüne geçecek bir Arap eylemi ve birleşik bir tutum var mı?

Suriye ve Suriyelileri destekleyen ve iten; yabancıların ayrılması çağrılarını pekiştiren siyasi, diplomatik ve ekonomik araç ve mekanizmalar var. Mevcut durum gerçekten uygun: İçerideki İranlılar artık devrimi komşu ülkelere ihraç etme yanılgısı ile ülkenin sokaklarında kaybedilen ekmek kadar ilgilenmiyor. Türkler ise büyük bir ekonomik krizin eşiğinde ve Washington ile Moskova arasındaki çelişkiler üzerine oynamak artık fayda vermiyor.

Suriye’nin birliğini ve Araplığını Arapların koruması gerekir.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya