İkinci bir 25 Ocak mı?

İkinci bir 25 Ocak mı?

Çarşamba, 23 Ocak, 2019 - 13:30
25 Ocak yıldönümünün hem Mısır’da hem de tüm Arap dünyasında meydana gelen olayları hatırlamadan geçip gitmesi mümkün değildir.

Arap dünyası, 25 Ocak 2011 tarihinden beri Arap Baharı'nın faturasını ödemeye devam ediyor. Şöyle ki Arap dünyası, bugünden başlayıp bilinmeyen bir vakte kadar farklı şekillerde bedel ödemeye devam edecek.

Mısır, içeride sesler yükselirken ve binlerce mil uzaklıkta yankılanırken 25 Ocak yıldönümüne giriyor.

Bu sesler, 25 Ocak’ta meydana gelen olayların tekrar etmesi gerektiğini söylüyor.

Bu tür bir iddianın amacı nedir? Mühendislerinin isimleri değişkenlik göstermesine rağmen hepsinin ortak bir hedefte buluştuğu farklı meydanlarda dolaşmadan yalın bir ifadeyle şunu söyleyebiliriz.

Nil Vadisi halkını Tahrir Meydanı öncesi ve sonrasındaki kaosa sürükleme girişimleri, Mısır’ı istikrara kavuşturmamayı amaçlamaktadır.  

Kenan Diyarı’nda var gücüyle istikrarı sarsmaya çalışanlar kim?

Yine özetle çalkantılı bir Arap dünyasından istifade eden herkes istikrarı sarsmaya çalışıyor.

Her gün güneşin doğuşuyla birlikte insanlara umut vermek yerine gelecek endişeleri halkın huzurunu bozuyor.

Herhangi bir suçu işleyeni ortaya çıkartmak için yürütülen tüm ceza soruşturmaları, “İstifade eden kim?” sorusunun cevabının suçlunun bilinmesini sağlayacağı noktasında neredeyse hemfikir. Günümüz Arap dünyasındaki gerçekler, çoğu Arap Baharı ülkesinin suçluların bu ülkelerin halkına zarar vermek istediği suçların kurbanı olduğunu doğruluyor.

Libya…

Muammer Kaddafi yönetiminin, Kaddafi’nin tuhaf davranışlarının, Cemahiriye rejimindeki ilginç dalgalanmaların, Genel Halk Kongresi kararlarının ve ülkedeki komitelerin uygulamalarının yanı sıra devrim komitelerinin yurt içinde ve yurt dışında ulaşabildiği muhalifleri öldürmek de dâhil olmak üzere diktatör yöneticinin huyları hakkında istediğiniz şeyleri söyleyin.

Gerçekten de bu konuda söylenmesi gereken ne varsa söyleyin!

Fakat bu, Muammer Kaddafi yönetiminin İsrail’in Afrika’ya nüfuz etmesini engelleyen bir barikat olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.

Libya parçalanmamış olsaydı muhtemelen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Afrika ülkelerine (en sonuncusu da Çad) kolay bir şekilde sızamayacaktı.

Yine Libya’daki parçalanmışlık olmasaydı, her türlü insan, silah ve radikal terör kaçakçılığına kapı aralanmayacaktı.

Irak…

Arap Baharı fırtınalarından önce Irak’ta meydana gelen olaylar malum. Her şeyden önce bu olayların çoğuna Saddam Hüseyin yol açtı.

Yönetimle, kendisine bağlı kişilerin gaddar davranışlarıyla ya da rejimin uygulamalarıyla ilgili olarak Irak yönetiminin zulmü hakkında söylenmesi gerekenleri söyleyin.

Tüm bunlara rağmen sağduyulu herkes, Irak gibi büyük bir ülkenin parçalanmasıyla Arap dünyasının kendi önemini ve kaynaklarını kaybettiğini net bir şekilde anlayacaktır.

Ağırlık merkezi, sadece Araplar için kaybolmadı. 

Aksine bu parçalanmışlık, Iraklılar için de istikrar ve güvenliği yok etti.

Tabi bunun diktatör ve despot rejime üzülenlerin sözü olduğu söylenecek.

Kesinlikle hayır.

Tam tersine bu, halkına kötü davranıp onları helâke sürükleyen rejimleri devirdikten sonra yönetime geçenlerin fiillerini savunmaya çalışanların sözüdür. 

Bu tür bir tartışma karşısında politik tartışma ustalarına şöyle karşılık verilebilir:

Sıradan insanların zarar gördükleri bir günün ardından yas tutup ağlamalarına neden şaşırıyorlar?

Gerçekten diktatörün yerine gelen kişi, ülkenin istikrarını yok edip insanların güvenliğini sarstığı, onurlu yaşam olanaklarını azalttığı ve ülkenin bütünlüğünü bozduğu zaman halkın diktatör yönetimlerin devam etmesini memnuniyetle karşılamasında herhangi bir sakınca yoktur.

Başa dönecek olursak bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde 25 Ocak’ın Mısır’da tekrar etmesini isteyenler, ülkeyi Mısır halkının uzun süre sonuçlarından kurtulamayacağı bir kaosa doğru sürüklüyorlar.

Vakit çok geç olmadan uyanacaklar mı?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya