Yemen krizinde ağaçlar orman manzarasını kapatmamalı

Yemen krizinde ağaçlar orman manzarasını kapatmamalı

Salı, 22 Ocak, 2019 - 09:00
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
Her ne kadar kaynağını hatırlamasam da şu deyişin Fransız olma ihtimali yüksek: Ağaçlar ne kadar büyük olursa olsun orman manzarasını kapatmamalıdır.

Bu bizlere Yemen krizinde en önemli meselenin krize kapsamlı müzakereler yoluyla ulaşmaya odaklanmak olduğunu hatırlatan bir deyiştir.

Nitekim Martin Griffiths, 2018’in şubat ayında Yemen’e Özel Elçi olarak atanmasının ardından Güvenlik Konseyi'ne 2018’in nisan ayında sunduğu ilk brifinginde planının iki ay içinde yapılacak müzakereler için bir çerçeve oluşturmak olduğunu belirtmişti. Ancak çatışmanın tarafları arasında müzakereleri başlatmak yerine istişareler yürütmeyi tercih ederek tutumunu değiştirdiği görülüyor.

Henry Kissinger, Arap-İsrail anlaşmazlığını çözmek için “adım adım” olarak adlandırılan bir politika yürütmüştü. Stockholm Konferansı'nda iki taraf arasında, yani meşru Yemen hükümeti ile Husi “Ensarullah” cemaati arasında anlaşma yaptırarak benzer bir yol izlenmiş oldu.

Anlaşmanın maddeleri arasında Hudeyde ateşkesi ve uygulama mekanizması, esir takas anlaşması, tutuklular ve kayıp kişiler meselesi, Taiz, Hudeyde, Salif ve Ras İsa kentleri bulunuyor.

BM Güvenlik Konseyi, 21 Aralık tarihli 2451 sayılı kararı ile Stockholm Anlaşması'nı kabul etmiş oldu. Mevcut kriz ortamında bu karar ilk kez, Hudeyde Anlaşması'na destek bağlamında BM gözetiminde bir heyetinin kurulmasını, Hudeyde’deki ateşkesi ve savaş güçlerinin yeniden düzenlenmesini denetleyen uluslararası gözlemci sayısının altı aylık bir süre için 15'ten 75'e çıkarılmasını onaylıyor. Savaş güçlerinin yeniden düzenlenmesini koordine edecek kurulun görevine başlaması için General Patrick Cammaert görevlendirildi.

BM Güvenlik Konseyi’nin Yemen, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri temsilcileri tarafından imzalanan üçlü raporuna göre Husilerin -her zamanki gibi- ateşkes kararına uymadıkları, Hudeyde’de keskin nişancılar ile ateş açtıkları, orta menzilli füzelerle saldırılar başlattıkları görülüyor. Griffiths 2019’un başlarında Güvenlik Konseyi’nin önünde yaptığı bilgilendirme sırasında diplomatik bir dil kullanarak her iki tarafın da büyük ölçüde Hudeyde'de ateşkese uyduğunu, düşmanlıklarda gözle görülür bir azalma olduğunu (kullandığı ifadeye dikkat edin!), ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından Stockholm görüşmelerinin yapıldığı haftalara kıyasla şiddet olaylarında gözle görülür bir düşüş yaşandığını söylemişti. Bir diğerdeyişle açıkça ateşkesin ihlal edildiğini inkar etmiyor ancak İsveç'teki anlaşmadan önceki durumla karşılaştırma yaparak durumun daha iyi olduğunu söylüyor.

Griffiths, çatışan tarafların elindeki esirlerle ilgili olarak 2018'in nisan ayında Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ilk brifinginde de vurguladığı gibi mahkumlar olarak isimlendirilen esirlerin serbest bırakılmasını arzuladığını sürekli olarak ifade etti. Çatışan iki taraf da mahkumları serbest bırakmak istediklerini ifade edince bunu gerçekleştirmek için elinden gelen bütün gayreti göstereceğini kendilerine iletti. İsveç görüşmelerinden hemen önce iki taraf arasında bir uzlaşıya varılmıştı. Esirlerin ve tutukluların takas anlaşmasını uygulamaya koyacak denetleme komisyonu son dönemde Ürdün'ün başkentinde bir araya geldi ve anlaşmanın hükümlerine uygun olarak ilerlemek için atılacak bazı kilit adımlar üzerinde anlaşmaya vardı.

Stockholm Anlaşması çerçevesinde Taiz etrafında varılan uzlaşılara dair Şarku'l Avsat'a açıklamalarda bulunan Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani, BM heyetinin önümüzdeki günlerde ilk ortak toplantının koordinasyonu için çatışan tarafların her biriyle ayrı ayrı buluşmayı planladığını aktardı.

BM’nin çabalarına ve BM’nin Yemen Elçisi'nin faaliyetlerine paralel olarak Almanya Dışişleri Bakanlığı geçen çarşamba günü “BM’nin çabalarını desteklemek ve barışın sağlanması için ek adımlar atmak” için bir toplantı yaptı. Toplantıya Yemen tarafından katılan olmadı. Alman girişimi, 2019 başından itibaren BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyeleri arasına beş yeni ülkenin katılmasının hemen ardından geldi.

Toplantıya sayın Griffiths, BM Yemen İnsani Yardım Koordinatör Lisa Grande, AB ve ABD temsilcileri, Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi yetkilileri, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman Sultanlığı temsilcileri katıldı.

Yemen Dışişleri Bakanlığı, Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın Berlin toplantısının sonuçlarıyla ilgili çekincelerini ifade eden resmi bir açıklama yaptı. Gerekçe olarak da toplantıya davet edilmemesi ile uluslararası alanda kabul gören Yemen hükümetiyle herhangi bir koordinasyon veya ön görüşme gerçekleştirilmemesini gösterdi.

Yemen Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan böylesine bir açıklamaya iki temel sebepten dolayı şaşırdım.. Bunlardan ilki yasal nitelikle ilgili. Şayet Almanya, Yemen meşru hükümetini çağırmış olsaydı, Husileri de Berlin toplantısına katılmaya davet etmek zorunda kalacaktı. Bu da Husi hareketinin dolaylı olarak tanınması ve AB ile diğer katılımcı tarafların da Husileri tanıması anlamına gelirdi. Almanya, böylesi zor bir pozisyondan kaçınmak için çatışan tarafları davet etmek istememiş olabilir.

Diğer bir sebep de meşru hükümetin birkaç yıl önce Yemen krizini tartışmak üzere düzenlenen Londra’daki dörtlü toplantılara da (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD) davet edilmemiş olması. Söz konusu dönemde dörtlü toplantılara davet edilmemek onlar için neden sorun olmamıştı? Nitekim Yemen Dışişleri Bakanlığı'nın çekincelerini ortaya koyduğu resmi beyan, Güvenlik Konseyi'nin daimi olmayan bir üyesi olarak Almanya'nın desteğini kazanması gerektiği bir zamanda yayınlandı. Zira kendisinin de daimi olmayan üye statüsü kazanması Almanya'nın desteğine bağlıdır.

Yemen meşru hükümetinin halkın ihtiyaç duyduğu gıda yardımlarının sahiplerine ulaşmasını engelleyen Husi milislerinin uygulamalarını dillendirmesi ve bu bağlamda Dünya Gıda Programı'nı kınaması halinde Husilere karşı mücadelesini dünya kamuoyu önünde siyasi olarak kazanacağına dair hiçbir şüphe yoktur.

Yönetimin meşruiyetini güçlendirebileceği bir diğer sevindirici haber de İran’daki limanlardan yüklenen yakıtların gelirlerinin Yemen’deki Husi savaşçılarının finansmanına harcandığını doğrulayan BM Uzmanlar Komitesi raporudur. İran unsurunun buradaki varlığı, Husi milislerini desteklemek içindir. Zira Körfez bölgesini ve Arap Yarımadası'nı bu şekilde kontrol etmek istiyor. Yemen'deki mevcut kriz ile 1962'nin eylül ayında kraliyet yanlıları ile cumhuriyetçiler arasında meydana gelen iç savaşın neden olduğu kriz kıyaslandığında –ki BM bu krizi çözmeyi başarabilmişti- aralarında büyük farkların olduğu görülür. Suudi Arabistan ve Mısır'ın Yemen’deki  müttefiklerine ilişkin tutumlarının ardından Yemenliler kendi aralarında uzlaşma sağlamayı başardı. Olan biten bundan ibarettir.

Mevcut çatışma gerçekten çok farklıdır. Arap Koalisyonu, Husilere silah desteği vererek Arap ulusal güvenliğini tehdit eden İran tehlikesi karşısında Yemen'in meşruiyetini destekliyor.

BM, 2011 sonundan bu yana Yemen krizini çözecek müzakereler için kapsamlı bir çerçeveye ulaşamadı. İkincil meselelerde de elle tutulur bir başarı ortaya koyamadı. Stockholm Konferansı’ndan sonra sadece bazı küçük başarılar elde edebildi. Durum böyleyken, bölgesel ve uluslararası boyutlar ile Yemen denkleminin dikkate alındığı kapsamlı bir çözüme ulaşılabilir mi? Şayet ulaşılabilirse bu ne kadar zaman alacaktır?

 Diğer bir soru da şudur: Top sadece BM'nin yarı sahasında mı kalacak yoksa Yemen krizinin devam etmesinde sorumluluğu olan tarafların yarı sahasına da bırakılacak mı?

Kriz çözülürse, Yemen’in çatışan taraflarındaki seçkinler bir sonraki iktidarın bir parçası mı olacak yoksa krizin çözülmesiyle rolleri sona mı erecek?

Eğer durum böyleyse krize hızlı bir çözüm bulunması mı çıkarlarına daha uygundur yoksa sürecin uzatılması mı?

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya